Gazetecilik; Ön Yargı Değil, Gerçek Yazma Mesleğidir
August 3rd, 2026
Bazı insanlar yıllar içinde kendilerine ait önemli yükler yüklerler.
“Duayen tasarımcı”…
“Araştırmacı”…
“Toplumun hafızası”…
Oysa bu sıfatların gerçek sahibi olup olmadığı, kişinin kendisi değildir.
Onu belirle; üretime bağlılığı, karşıt bakış açısı ve mesleki ahlakıdır.
Geçtiğimiz günlerde Sayın günler İlhan Karaçay’ın “Yabancılara Siyasetin Kapısı 1986′da Açıldı” başlıklı yazısını okudu.
Yazının bir bölümünde ismime de yer verilmişti.
Ancak benimle ilgili bölüm, eksik bilgiler içeriyor ve doğal olarak okuyucuyu yanlış bir şekilde götürebilecek nitelikteydi.
Bunun üzerine kendisine tamamen özel olarak, son derece küresel bir dille ulaştım.
Amacım polemik yaratmak değildi.
Tek talebim, hakkımdaki bilgilerin ayrıntılarıydı.
Beklentim de çok basitti.
Bir araştırmacı gazetecinin, “Bilgiler eksik olabilir, yeniden kontrol edelim.” demesiydi.
Ama bunun yerine bana sürekli “Kızsın.” denildi.
Defalarca “Hayır, tartışma bu değil.” dememe, sanki benim ne hissettiğimden benden daha iyi biliyormuş gibi duygu okunmaya devam edildi.
Daha sonra “Yanlış yok.” denildi.
Ardından “Eksik performansı.” ürünün piyasaya sürülmesi.
İşte tam da burada temel bir parçanın ortaya çıkması sağlanır.
Bir gazeteci, hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan bir konu veya kişi hakkında yazmamalıdır.
Eğer yazdığı konuyu önce “yanlış yok” deyip, ardından “eksik yazdığını” kabul ediyorsa; burada sorgulanması gereken yalnızca yazının kendisi değildir.
Sorgulanması gereken, gazetecilik anlayışıdır.
Çünkü eksik bilgi de okuyucuyu yanlış yönlendirebilir.
Gazetecilik yalnızca yalan söylememek değildir.
Gazetecilik; Doğrulanmış, eksiksiz ve lenslerin küresel olarak sunulmasının sorumluluğudur.
Objektiflik, eleştiriyle karşılaştığında savunmaya geçmek değil; gerçeği yeniden araştırabilme cesaretidir.
Gazetecilik, “Ben kârlıdır, doğrudur.” demek değildir.
Gazetecilik, “Burada eksik kaldım.” diyebilmektir.
Ne yazık ki bana verilen cevap bunun tam tersiydi.
talep talebime cevap vermek yerine “zırvalıyorsun” denildi.
Daha sonra bu ifade savunularak, “İfade tarzın yanlış olduğunda zırvalama yerinde bir söz olur.” denildi.
Bir gazetecinin, kendisine son derece sunulan bir şekilde yapılan düzeltme talebine hakaretle karşılık verilmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir durum.
Topluma örnek olması beklenen bir meslek mensubunun, eleştiriyi hakaretle bastırmaya çalışması ne gazetecilik etiğiyle ne meslek sorumluluğuyla bağdaşır.
Ben hakkımda o kadar tek satır yazılmamasını hiçbir zaman sorun olmadı.
Çünkü bir gazetecinin kimi yazacağını kendi tercihidir.
Hatta samimi olarak şunu söylemek isterim:
Keşke yine benimle ilgili hiç yazmasaydınız.
Çünkü hiç yazmamanız, eksik ve eksik doğru bilgilerle yazmanızdan çok daha doğru olması beklenir.
En azından bugün böyle bir açıklama yapmak zorunda değildim.
Ancak ismim kullanılacaksa, o bilgilerin doğruluğunu istemek benim en doğal hakkımdır.
Yıllar önce Hollanda’nın idari yapısında “eyalet”, “il”, “büyükşehir” ve “şehir” kavramları üzerinde benzer bir görüş ayrılığı vardı.
O gün kavramların doğru olduğunu savunuyordum.
Bugün de aynı ilkeyi savunuyorum.
Geçmişte yaşanan o fikrin ayrılığının gidişatına etkisi olup olmadığını bilemem.
Ancak bu süreçte sergilenen tavırlar, bende esneklik konusunda soru işaretleri oluşturulmuştur.
Gazetecilik, kişisel kanaatlerle tarih yazmak değildir.
Gazetecilik, ön yargılarla insanları değerlendirmek değildir.
Gazetecilik, eleştireni küçümsemek değildir.
Gazetecilik, karşısındaki insanın nezaketini zayıflık sanmak değildir.
Gazetecilik, saygıyla yapılan bir talebin ihlaliyle karşılanmaz.
Gazetecilik; ülkelerin sadakatini göstermektir.
Bir gazeteci, eleştiriye hoşgörüyle karşılanırsa objektifliğini sorgulamalıdır.
Bir gazeteci, kendisini eleştiremezse mesleğinin özünü unutmuş demektir.
Bir gazeteci, karşısındaki insanın yararına üslubunu suistimal ederek yukarıdan konuşmaya başlıyorsa, artık bilgi üretmiyor; Otoritesini gözden geçirilmeden çalışmak demektir.
Hiç kimsenin eleştirisinden üstün değildir.
Hiç kimse yaptığı yazının kusursuz olduğunu iddia edemez.
Gerçek hikayeyi farklı kılan; Hiç hata yapmaması değil, hatasını kabul edebilmesidir.
Ben bugün aynı yerdeyim.
Hiçbir ismimin çıkarılmasını istemedim.
Ne özel bir teşekkür bekledim.
Ne de kişisel bir talepte bulundunuz.
Sadece hakkımda kayıtlı bilgilerin doğru ve eksiksiz hale getirilmesi amaçlandı.
Çünkü bugün yazılanların sunduğu tarihin kaynakları olacaktır.
Toplumun hafızası olmak isteyen herkes şunu bilmelidir:
Hafıza olmak, çok yazmakla olmaz.
Hafıza olmak; doğru yazmakla olur.
Unvanlar insanı büyük yapmaz.
Büyüklük; Eleştiriyi dinleyebilmekte, ücretlendirmeyi karşılamada ve sistemlere sadık kalabilmektedir.
Çünkü sonunda insanlar değil, doğrular kazanır.
Ve tarih; kibri değil, gerçek yazar.
Seçim Sonuçlarına Dair Bir Değerlendirme – Resul Özdemir Perspektifiyle
March 24th, 2026
Den Haag’ta gerçekleşen yerel seçimlerin sonuçları, yalnızca partiler arasındaki güç dengesini değil, aynı zamanda toplum içindeki bilinç, birliktelik ve yön belirleyici aktörlerin etkisini de açıkça ortaya koymuştur. Bu bağlamda, Resul Özdemir kimliğiyle meseleye baktığımızda, ortaya çıkan tablo sıradan bir seçim sonucunun çok ötesinde anlamlar taşımaktadır.
Bu seçimlerde özellikle Hart voor Den Haag’ın yükselişi ve diğer partilerin oy dağılımındaki değişim, sahada yürütülen çalışmaların yanı sıra, toplumun kanaat önderlerinin etkisini de gözler önüne sermektedir. Hollanda’daki Elazığlılar başta olmak üzere geniş bir toplumsal kesimin düşünsel yönlendirmesinde önemli rol oynayan bir akıl hocası ve fikir adamı olarak Resul Özdemir’in ortaya koyduğu perspektif, bu sonuçların okunmasında belirleyici bir unsur haline gelmiştir.
Seçim sürecinde görüldü ki; artık klasik kampanya yöntemleri tek başına yeterli değildir. Toplumun nabzını tutan, sahayı doğru okuyan ve özellikle diaspora içindeki sosyolojik dinamikleri analiz edebilen isimlerin görüşleri, siyasi partiler açısından vazgeçilmez hale gelmiştir. Bu noktada, Özdemir’in yıllardır dile getirdiği birlik, bilinç ve stratejik hareket etme çağrısının karşılık bulduğu açıkça görülmektedir.
Özellikle DENK, D66 ve VVD gibi partilerin oy oranlarındaki değişimler, seçmen davranışının artık daha bilinçli ve yönlendirilmiş bir zemine oturduğunu göstermektedir. Bu da, toplum içindeki kanaat önderlerinin ve stratejik aklın seçim sonuçları üzerindeki doğrudan etkisini teyit etmektedir.
Bugün gelinen noktada şunu net bir şekilde ifade etmek gerekir: Hollanda’daki Türk toplumu, özellikle de Elazığlılar, artık seçimlerin edilgen bir unsuru değil; aksine belirleyici, yön verici ve sonuçları etkileyen aktif bir güç haline gelmiştir. Bu dönüşümün arkasında ise güçlü bir fikir altyapısı, tecrübe ve doğru analizler bulunmaktadır.
Önümüzdeki seçimler açısından en dikkat çekici gerçeklik ise şudur: Siyasi partiler artık yalnızca kendi iç dinamikleriyle değil, toplumun kanaat önderleriyle birlikte hareket etmek zorunda olduklarını anlamışlardır. Aday belirleme süreçlerinden seçim programlarının hazırlanmasına kadar birçok aşamada, Resul Özdemir gibi isimlerin görüşlerinin alınması bir tercih değil, zorunluluk haline gelecektir.
Bu seçim, bir sonuçtan ziyade bir başlangıçtır. Bir farkındalık, bir güç gösterisi ve en önemlisi bir yön tayinidir. Artık herkes görmüştür ki; organize, bilinçli ve stratejik hareket eden bir toplum, bulunduğu her ülkede siyasi denklemin anahtarı haline gelebilir.
Ve bu denklemde, Resul Özdemir’in temsil ettiği akıl, sadece bugünün değil, yarının da en çok aranan ve başvurulan rehberlerinden biri olmaya adaydır.
Resul Özdemir
19-03-2026
**TİK TOK… TİK TOK…
January 8th, 2026
ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI KAPIDA**
Tarih hiçbir zaman düz bir çizgide ilerlemedi. Büyük dönüşümler her zaman krizlerle, kaoslarla ve güç mücadeleleriyle geldi. Bugün yaşadıklarımız da bir tesadüfler zinciri değil; uzun süredir örülen yeni bir dünya düzeninin artık görünür hâle gelmesidir.
Saat işliyor.
Tik tok… Tik tok…
Üçüncü Dünya Savaşı “ben geldim” diyor.
ABD, TRUMP VE HARACIN YENİ ADI: DÜZEN
ABD seçimlerinden sonra Donald Trump’ın yeniden sahneye çıkışı, sadece bir iktidar değişimi değil; küresel raconun yeniden kesilmesiydi. Tabiri caizse dünya liderleri, Beyaz Saray önünde sıraya girip “kesilen haracın” biraz olsun düşürülmesi için pazarlık yaptı.
Trump ise tarihten bildiğimiz “Sarı Öküz” hikâyesini ustalıkla uyguladı:
Tek tek aldı, bölerek zayıflattı, karşılığında sözler verdi ama asla doymadı.
Bugünün Amerikası iflas etmiş bir “Maho Ağa” gibidir. Ancak fark şu:
Bu Maho Ağa köyünü satmıyor; köyleri yakıyor. Tarihte her çöküş döneminde olduğu gibi, kontrolünü kaybeden güç, oraya buraya saldırarak ayakta kalmaya çalışıyor.
ALASKA GÖRÜŞMESİ: SOĞUK SAVAŞIN SOĞUK COĞRAFYASI
Trump–Putin Alaska görüşmesi, sanıldığından çok daha derin anlamlar taşıyordu. Seçilen yer tesadüf değildi. Alaska’nın soğuk iklimi, gelecek dönemin ruhunu yansıtıyordu:
Yeni bir Soğuk Savaş.
Bu görüşmenin ardından dünyanın yeniden paylaşıldığına inanmak için bugüne bakmak yeterli. Ukrayna’da yaşananlar bunun tescilidir.
Amerika yeraltı kaynaklarını alırken, Rusya’ya geniş bir coğrafi alan bırakıldı. Ukrayna yönetimi ise bu oyunda kullanışlı bir aparattan öteye gidemedi.
Ancak mesele yalnızca Ukrayna değildir.
YENİ PAYLAŞIM: NATO–VARŞOVA DÜZENİ GERİ Mİ GELİYOR?
Tıpkı NATO ve Varşova Paktı kurulurken olduğu gibi, dünya bugün yeniden bloklara ayrılıyor. Fakat bu kez şartlar çok farklı:
• Çin, askeri ve teknolojik yükselişiyle denklemin dışına itilemez.
• İkinci Dünya Savaşı sonrası diz çöktürülen Japonya ve Almanya artık eski konumlarında değil.
• ABD, Çin tehdidi karşısında Japonya ve Güney Kore’yi yeniden silahlandırıyor.
• Almanya, otomotiv sektörünü savunma sanayisine dönüştürmeye başladı.
Yakın gelecekte Almanya’nın, “Avrupa Birliği için çok bedel ödedim, şimdi sıra sizde” diyerek sahaya inmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Böyle bir senaryoda Yunanistan, Hırvatistan ve benzeri ülkelerin ciddi sarsıntılar yaşaması hatta varlıklarının sorgulanması bile ihtimal dâhilindedir.
KÜRESEL KAOSUN COĞRAFYASI DEĞİŞMİYOR
Unutulmaması gereken gerçek şudur:
Büyük küresel kaosların merkezinde çoğu zaman Avrupa olmuştur.
Bugün ise ateş çemberi tüm dünyaya yayılmış durumda:
• Latin Amerika, ABD’nin “arka bahçesi” olarak yeniden dizayn ediliyor.
• Afrika, sömürge düzenine karşı ayağa kalkıyor.
• Orta Doğu, son 80 yıldır bilinçli şekilde bir cadı kazanına çevrildi.
• Sykes–Picot düzeni ve “20’den fazla ülkenin sınırı değişecek” söylemleri hâlâ masada.
• İsrail’in bölgesel hamleleri (Somali, Kızıldeniz, Yemen hattı) göz ardı edilemez.
• Çin–Tayvan gerilimi, Güney Çin Denizi, Hindistan–Pakistan, Nil Krizi, Sahra gerilimi, Sudan’daki altın savaşları…
Bu liste uzayıp gidiyor.
SİLAH ENDÜSTRİSİ TESADÜFEN Mİ BÜYÜYOR?
Son üç yılda silah satışları önceki dönemin yaklaşık üç katına çıktı.
Bu üretim kapasitesi boşuna mı artırılıyor?
Tarihin değişmeyen kuralı şudur:
Silahı elinde tutan, bir gün mutlaka kullanır.
TÜRKİYE: OYUN DIŞI KALAMAZ
Türkiye, son dönemde kendi kendine yetebilmek adına ciddi bir revizyon sürecine girdi. Savunma sanayii, enerji, gıda ve stratejik bağımsızlık alanlarında atılan adımlar büyük bir avantajdır.
Ancak şunu da açıkça söylemek gerekir:
Yeni dünya düzeninde Türkiye’nin seyirci kalma lüksü yoktur.
Yunanistan’ın attığı adımlar ortadadır.
Türkiye, kendi hakkını korumazsa, oyun kuranların masasında yem olmaktan öteye gidemez.
Savaş elbette en son tercihtir.
Fakat görünen odur ki, bu düzende Türkiye de zorunlu olarak pozisyon almak zorunda kalacaktır.
Asıl sorun şudur:
Türkiye iç siyasetinde, bu vizyonu taşıyabilecek, uzun vadeli düşünebilecek bir siyasi olgunluk henüz yeterince görünmemektedir.
SON SÖZ
Bu bir kehanet değil.
Bu bir temenni hiç değil.
Bu, dünyanın gidişatına bakarak yapılan soğuk bir tespittir.
Saat işliyor.
Cepheler şekilleniyor.
Silahlar hazırlanıyor.
Tik tok… Tik tok…
Üçüncü Dünya Savaşı kapıyı çalıyor.
Hazır olanlar ayakta kalacak.
Hazır olmayanlar tarihin dipnotu olacak.
Resul Özdemir
07-01-2026 Den Haag
Algemeen | No Comments | Edit
YENİ DÜNYA DÜZENİ DEĞİL, MODERN KORSANLIK
January 8th, 2026
Bugün “yeni dünya düzeni” diye pazarlanan şey, gerçekte insanlığın çok iyi tanıdığı eski bir suçun, modern ambalajla yeniden sahneye sürülmesidir. Adı değişmiştir, yöntemleri güncellenmiştir; fakat özü aynıdır: güce dayalı talan, zorla boyun eğdirme ve meşrulaştırılmış yağma.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela’ya yönelik tutumu, bir devletin başka bir devlete karşı açıkça korsanlık yapmasının çağdaş örneğidir. Bir ülkenin toprakları içinde, o ülkenin yönetiminde yer alan bir figürü zorla alıp kendi ülkesine götürmek, ardından da “biz böyle uygun gördük” diyerek yargılama iddiasında bulunmak; ne hukuktur, ne demokrasi, ne de uluslararası düzen. Bunun adı zorbalıktır.
Mahalleye silahlı kabadayı gelir, “senin liderin artık benim tutsağım” der ve kimsenin itiraz edemeyeceğini bilir. Çünkü dünya artık hukukla değil, kimin yumruğu daha büyükse onun kural koyduğu bir yere dönüştürülmüştür.
Bu noktada sorulması gereken soru açıktır:
Eğer Çin yarın “Tayvan benim toprağımdır” diyerek askeri bir müdahalede bulunsa, Amerika hangi yüzle “uluslararası hukuk”tan bahsedecektir?
Yoksa dünyanın yeni kuralı şu mudur:
Ben güçlüyüm, yapabilirim. Sen güçsüzsün, susacaksın.
Donald Trump’ın utanmadan “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” demesi, petrol sahalarını Amerikan şirketlerine açacağını ilan etmesi, bu zihniyetin artık saklanmadığını gösteriyor. Bu söylem, Ukrayna’ya yer altı madenleri karşılığında dayatılan anlaşmaları hatırlatıyor. Silahın gölgesinde imzalatılan her sözleşme, aslında bir ekonomik işgal belgesidir.
Bu, klasik sömürgeciliğin post-modern hâlidir. Artık tanklar ilk aşamada değil; önce ambargolar, yaptırımlar, rejim tanımları, “meşruiyet” etiketleri devreye sokulur. Ardından şirketler gelir. Ardından borçlar. Ardından bağımlılık. Ve en sonunda sessiz bir kölelik.
Trump’ın Latin Amerika ülkelerine verdiği gözdağı ise meseleyi daha da netleştiriyor:
“Uslu durmazsanız sırada siz varsınız.”
Bu bir diplomasi dili değildir. Bu, efendi–köle dilidir.
Bu dil, Orta Doğu halklarına yabancı değildir. Yaklaşık 80 yıldır darbelerle, işgallerle, iç savaşlarla, vekâlet çatışmalarıyla kan gölüne çevrilen bir coğrafyada aynı senaryo tekrar tekrar sahnelenmiştir. Her seferinde başka bir ülke “tehdit” ilan edilmiş, her seferinde başka bir saldırı “meşru” gösterilmiş, her seferinde milyonlarca insan ölmüş; ama saldırganlar asla hesap vermemiştir.
Cezasızlık, azgınlığı büyütür.
Azgınlık, savaşı kaçınılmaz kılar.
Bugün gelinen noktada dünya açık bir gerçeği konuşmak zorundadır:
Yeni dünya düzeni denilen şey, gücü olmayanı ya köle yapar ya da yem eder. Arası yoktur. Tarafsızlık yoktur. Bağımsızlık yalnızca kağıt üzerindedir.
Tarih bize defalarca şunu öğretmiştir:
Her imparatorluk kendini ebedi sanmıştır.
Her güç merkezi “benim zamanım farklı” demiştir.
Ve her seferinde insanlık ağır bedeller ödeyerek uyanmıştır.
Bugün yaşananlar sıradan jeopolitik krizler değildir. Bu, uluslararası hukukun fiilen çöküşüdür. Bu, güç bloklarının yeniden saflaşmasıdır. Bu, üçüncü dünya savaşına giden yolun taşlarının döşenmesidir.
Savaş bir gün ansızın başlamaz.
Önce hukuk ölür.
Sonra ahlak.
Sonra vicdan.
En son silahlar konuşur.
Bugün hukuk ölmektedir.
Ve dünya bunu izlemektedir.
Bu manifesto bir kehanet değil, bir uyarıdır.
Ya dünya yeniden adalet temelinde bir düzen kurar,
ya da tarihin en yıkıcı tekrarlarından birine tanıklık eder.
Çünkü tarih tekerrür eder.
Ve her tekerrürde bedeli en ağır olanlar, suçu olmayan halklar olur.
Resul Özdemir
04-01-2026 Den Haag
Algemeen | No Comments | Edit
ADALETİN LOCASINDAN MEMLEKETİN GELECEĞİNE: NEDEN YİNE AYNI OYUN?
January 8th, 2026
Türkiye bugün, dışarıda bölgesel bir güç olma mücadelesi verirken, içeride “Terörsüz Türkiye” idealine doğru dev adımlar atmaya çalışıyor. Ancak ne hikmetse, devlet ne zaman büyük bir şahlanışa geçse, birileri karanlık mahfillerde düğmeye basıyor ve sahnede yine o tanıdık kurban beliriyor: Fenerbahçe.
Vatanını ve futbolun temiz kalmasını isteyen her namuslu vatandaşın, ideolojisini ve renklerini bir kenara bırakıp şu “neden” ve “niçin” sorularını kendine sorması, vatan borcudur:
Sorun Kendinize: Neden Hep Aynı Zamanlama?
Neden 2011′de “Çözüm Süreci” varken Zekeriya Öz kumpas kurdu da, bugün “Terörsüz Türkiye” için kollar sıvanmışken Akın Gürlek sahneye çıkıyor? Bu bir tesadüf müdür, yoksa devletin büyük hamlelerini sokağın ve futbolun kaosuyla sabote etme girişimi mi?
Neden bir savcı, milyonların gözü önünde rakip takımın locasında ağırlanırken, aynı savcının kalemi Fenerbahçe’nin vizyoner isimlerini (Saran, Ilıcalı) susturmak için kağıda dokunuyor? Adalet, locada mı ağırlanır yoksa kürsüde mi tecelli eder?
Niçin bir kulübün illegal bahis reklamı soruşturması dosyanın kapağı açılmadan “takipsizlikle” kapatılıyor da, Fenerbahçe’ye gelince hukuk bir “cezalandırma aparatına” dönüştürülüyor?
3 Temmuz’un Hayaleti Aramızda!
Dün Zekeriya Öz’ün arkasına sığınanlar, “Hukuk işliyor” diyerek Fenerbahçe’nin otobüsü kurşunlandığında susanlar, bugün farklı isimlerin gölgesinde aynı zulmü alkışlıyorlar. O gün Aziz Yıldırım’ın “Fenerbahçe son kaledir” çığlığı, sadece bir kulüp başkanının feryadı değil; Türkiye’nin bağımsız sivil yapılarının kuşatılmasına karşı bir uyarıydı.
Bugün yaşananlar, 3 Temmuz’un revize edilmiş, 2025 model versiyonudur. Dün kumpası kuran teröristler bugün kaçak; peki bugünün hukukunu “loca dostluklarıyla” şekillendirenlerin yarın nerede olacağını kim garanti edebilir?
Profesyonel Spor Aklı ve Vatansever Refleksi
Futbol, bu ülkenin damarlarındaki kandır. Bu kanı zehirlemek, ülkeyi felce uğratmaktır.
Fenerbahçe’ye saldırıyorlar; çünkü Fenerbahçe, teslim alınamayanların, biat etmeyenlerin kalesidir.
Fenerbahçe’ye haksızlık yapıyorlar; çünkü biliyorlar ki Fenerbahçe yıkılırsa, toplumdaki adalet duygusu tamamen çökecek ve halkın devlete olan güveni temelinden sarsılacaktır.
Bu, sadece Fenerbahçe’ye yapılan bir zulüm değildir. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin adalet sistemine, liyakatine ve toplumsal barışına sıkılmış bir kurşundur.
SESSİZ KALMAK, Zulme Ortak Olmaktır!
Ey bu vatanı ve bu oyunu seven kardeşim;
Bir savcının bir takımın locasında maç izlemesi seni rahatsız etmiyorsa, bir yöneticinin haksız yere soruşturulması sana “sportif rekabet” gibi geliyorsa, sen de bu kumpasın bir parçasısın demektir.
GÖRMÜYOR MUSUNUZ? Yılanın başı 2011’de küçükken ezilmediği için bu memleket 15 Temmuz’da evlatlarını toprağa verdi. Bugün futbol üzerinden ekilen bu yeni nifak tohumları, yarın sokaklarda biçilecek bir nefret fırtınasının habercisidir.
İLAN EDİYORUM:
Adalet kişiye, takıma veya locaya göre değişmez. Eğer bir ülkede yargı, bir camiayı sistematik olarak hedef alıyorsa; orada ne futbol kalır, ne huzur, ne de vatan sevgisi.
Bugün Fenerbahçe için adalet istemek, Türkiye için adalet istemektir.
Dün Zekeriya Öz’e “Savcı” diyenler yanıldı. Bugün de adaleti siyasi ve şahsi çıkarlarına alet edenler yanılacaklar. Zulme sessiz kalma! Çünkü tarih, sadece direnenleri ve hakikati haykıranları yazar!
Resul Özdemir
25-12-2025 Kalecik Köyü
Algemeen | No Comments | Edit
Her Nefeste Ölümü Hatırlamak: Bilim, Kültür ve İslam Perspektifinden İnsan Davranışlarına Bir Bakış
January 8th, 2026
“Dünya aldığımız bir nefesliktir.”
Bu ifade, insanın varoluşuna dair en yalın ama en derin hakikatlerden birini dile getirir. Zaman çoğu zaman üç kavram üzerinden anlatılır: Dün yaşanmış ve bitmiştir, yarın meçhuldür, bugün ise elimizde olan tek andır. Ancak bu yaklaşım çoğu zaman zamanın nicel ve nitel derinliğini göz ardı eder. Oysa bir gün, yalnızca “bir gün” değildir; 24 saat, 1440 dakika ve ortalama 34.560 nefes alışverişi demektir. İnsan, her bir nefeste hem hayata tutunur hem de farkında olmadan ölüme bir adım daha yaklaşır.
Bilimsel Perspektif: Nefes ve Farkındalık
Modern nörobilim ve psikoloji, nefesin yalnızca fizyolojik bir işlev olmadığını ortaya koymaktadır. Nefes, bilinç ile beden arasında kurulan en temel köprüdür. “Mindfulness” (bilinçli farkındalık) çalışmaları, düzenli nefes farkındalığının stres düzeyini azalttığını, empatiyi artırdığını ve bireyin etik davranışlarını güçlendirdiğini göstermektedir.
Ancak modern insan, nefesi otomatik bir refleks olarak algılar. Nefes alıp vermek yaşamak içindir; fakat yaşamanın anlamını hatırlatması için değil. Bilimsel olarak bilinir ki, insan beyni ölüm fikrini bastırma eğilimindedir. Bu bastırma, günlük işlevselliği sürdürmek için gereklidir; ancak uzun vadede bireyi duyarsızlaştırır. Ta ki en yakını kaybedilene kadar. O an, bastırılan ölüm gerçeği bütün ağırlığıyla bilince çöker. Ne var ki bu farkındalık da çoğu zaman geçicidir. Defin tamamlandıktan sonra hayat, yavaş yavaş eski ritmine döner.
Kültürel Perspektif: Doğu ve Batı’da Ölüm Algısı
Ölüm algısı, toplumların kültürel kodlarıyla şekillenir. Özellikle Ortadoğu coğrafyasında cenazeler, büyük kalabalıklar, toplu yas ve barışma alanlarıdır. Küskünler barışır, akrabalar bir araya gelir, hayatın faniliği toplumsal olarak yeniden hatırlanır. Ölüm, bireysel bir kayıptan ziyade kolektif bir farkındalık anıdır.
Batı kültüründe ise ölüm daha bireysel yaşanır. Yas, çoğu zaman sessizdir; anma törenleri, sembolik ritüeller ve kutlama benzeri “hayatı onurlandırma” etkinlikleriyle ifade edilir. Bu yaklaşım, acıyı dönüştürmeyi hedefler; ancak ölümün günlük hayata ahlaki bir rehber olarak taşınması daha sınırlıdır.
Her iki kültürde de ortak bir nokta vardır: Ölüm hatırlanır, fakat hayatın içine sürekli olarak taşınmaz.
İslami Perspektif: Ölümü Unutmadan Yaşamak
İslam düşüncesinde ölüm, korkulacak bir son değil; hesap ve anlam bilinciyle yaşamanın anahtarıdır. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurur:
“Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın.”
Bu hatırlama, karamsarlık üretmez; aksine insanın davranışlarına düzen getirir. Her nefes, Allah’ın insana bahşettiği bir emanettir. Kur’an-ı Kerim’de nefes doğrudan zikredilmese de, hayatın her anının bir imtihan olduğu vurgulanır. Nefes almak, yalnızca yaşamak değil; şükretmek, adaletli olmak ve merhamet üretmek için verilen bir fırsattır.
İslam, insanı her nefeste Allah’ı anmaya (zikrullah) davet eder. Bu, sadece dil ile yapılan bir anma değil; davranışlarla tezahür eden bir bilinçtir. Kul hakkından sakınmak, kibri terk etmek, merhameti çoğaltmak bu bilincin doğal sonucudur.
Nefes, Şükür ve Toplumsal Davranış
Modern insan, şükretmeyi çoğu zaman bir yük olarak algılar. Oysa şükür, kayıtsız bir memnuniyet değil; bilinçli bir farkındalıktır. Şükredemeyen insan, acıyı da sevinci de yüzeysel yaşar. Anlamdan kopuk bir hayat, bireyi hırçınlaştırır, toplumu ise tahammülsüz kılar.
Ne zaman ki insan her nefesi bir emanet olarak idrak eder, işte o zaman teslimiyet başlar. Teslimiyet, pasiflik değil; iç huzurun ve ahlaki istikrarın kaynağıdır. Ölümü her nefeste hatırlayan insan, sözlerine dikkat eder, davranışlarını ölçer ve toplum içinde örnek bir şahsiyet haline gelir.
Sonuç
Dünya, gerçekten de aldığımız bir nefesliktir. Bu nefesler sayılıdır; fakat anlamla doldurulmadığında boşa harcanır. Bilim bize nefesin gücünü, kültür bize yasın biçimlerini, İslam ise hayatın ahlaki pusulasını sunar. Bu üç alan birleştiğinde ortaya çıkan hakikat şudur:
Ölümü unutmadan yaşayan insan, hayatı daha adil, daha merhametli ve daha bilinçli yaşar.
Toplumlar da ancak bu bilinçle barış, saygı ve insani değerler üretebilir.
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
23-12-2025
Algemeen | No Comments | Edit
Türkiye, Anadolu ve Demografi: Sessiz Cephe, Uzun Vadeli Sonuçlar
January 8th, 2026
Türkiye Jeopolitiğinde Demografi: Görünmeyen Ama Belirleyici Güç
Jeopolitik analizlerde askeri kapasite, enerji hatları ve diplomatik ittifaklar sıklıkla ön plana çıkarılır. Oysa tarihsel deneyim, demografinin uzun vadede bu unsurların tamamını belirleyen temel değişken olduğunu göstermektedir. Türkiye özelinde Anadolu coğrafyası, yüzyıllar boyunca nüfus yoğunluğu, üretim kapasitesi ve kültürel sürekliliği sayesinde stratejik bir merkez işlevi görmüştür. Ancak son kırk yılda bu yapının sessiz fakat derin bir dönüşüme maruz kaldığı gözlemlenmektedir.
Bu dönüşüm, ani bir çöküşten ziyade; kademeli, parçalı ve çoğu zaman “modernleşme” ya da “zorunlu uyum” söylemleriyle meşrulaştırılan bir süreçtir.
Kültürel Dönüşüm ve Aile Yapısının Aşınması
Anadolu’nun tarihsel toplumsal yapısı, geniş aile modeli, güçlü akrabalık bağları ve yüksek doğurganlık oranları üzerine inşa edilmiştir. Bu yapı, yalnızca kültürel bir tercih değil; aynı zamanda tarım, hayvancılık ve yerel üretim ekonomisinin doğal sonucudur.
Cumhuriyet sonrası modernleşme süreci, özellikle 1980’lerden itibaren küresel kapitalist sistemle tam entegrasyonla birlikte, bu yapıyı doğrudan hedef almadan fakat sistematik biçimde aşındırmıştır. Geleneksel aile düzeni, uzun süre “geri”, “verimsiz” veya “çağ dışı” olarak kodlanmış; çekirdek aile modeli ise tek geçerli norm hâline getirilmiştir.
Bu süreçte kadınların kamusal alanda güçlenmesi, hak ve özgürlükler açısından önemli kazanımlar sağlamıştır. Ancak eş zamanlı olarak annelik, çocuk yetiştirme ve aile içi roller toplumsal itibarsızlaştırmaya maruz kalmıştır. Kadının üretime katılımı ile annelik rolü arasında denge kurulmak yerine, bu iki alan çoğu zaman birbirinin alternatifi gibi sunulmuştur.
Doğurganlık Politikaları ve Biyopolitik Yönlendirme
Türkiye’de doğurganlık oranlarındaki düşüş, yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacak kadar sistematiktir. Özellikle Anadolu’da sezaryen doğum oranlarının olağanüstü biçimde yükselmesi, doğum kontrolü ve tıbbi yönlendirmeler üzerinden nüfus artış hızının dolaylı biçimde sınırlandığı yönünde tartışmalara yol açmaktadır.
İkinci veya üçüncü çocuktan sonra kadınların doğurganlıktan uzaklaştırılması, çoğu zaman sağlık gerekçeleriyle açıklansa da, ortaya çıkan toplam tablo uzun vadeli bir biyopolitik yönlendirmeye işaret etmektedir. Sonuç olarak Türkiye, tarihsel avantajı olan genç ve dinamik nüfus yapısını giderek kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Bu durum, yalnızca sosyal bir mesele değil; savunma, üretim, sürdürülebilirlik ve jeopolitik dayanıklılık açısından da stratejik bir zafiyet anlamına gelmektedir.
Kırsalın Tasfiyesi: Doğu ve Güneydoğu Anadolu Örneği
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde tarım ve hayvancılığın sistematik biçimde cazibesiz hâle getirilmesi, yalnızca ekonomik değil; jeostratejik sonuçlar doğurmuştur. Kırsal üretimin desteklenmemesi, küçük üreticinin piyasadan dışlanması ve güvenlik temelli politikalar, bölge nüfusunun batı illerine göçünü hızlandırmıştır.
Bu göçün sonuçları nettir:
Kırsal alanların boşalması ve üretimden kopuş,
Büyük şehirlerde kontrolsüz nüfus yığılması,
Sosyal uyum ve güvenlik sorunlarının derinleşmesi,
Anadolu’nun stratejik derinliğinin zayıflaması.
Bu tablo, Türkiye’nin kendi hinterlandında demografik bir çekilme yaşadığına işaret etmektedir.
Küresel Bağlam: Türkiye Neden Ayrı Düşünülemez?
Türkiye’de yaşanan demografik dönüşüm, Ukrayna’daki nüfus tartışmaları, Ortadoğu’daki zorunlu göçler ve Avrupa’daki yaşlanan nüfus kriziyle birlikte ele alınmalıdır. Küresel sistem, nüfusu artık yalnızca insani bir olgu olarak değil; yönetilmesi gereken stratejik bir kaynak olarak görmektedir.
Bu bağlamda Türkiye:
Genç nüfusu nedeniyle potansiyel bir güç,
Aynı zamanda bu nüfusu kaybetme riski nedeniyle kırılgan bir aktör konumundadır.
Anadolu’nun demografik zayıflaması, Türkiye’nin bölgesel güç olma iddiasını orta ve uzun vadede doğrudan etkileyecek bir faktördür.
Stratejik Değerlendirme ve Sonuç
Türkiye açısından demografi, ertelenebilir bir sosyal politika başlığı değil; ulusal güvenlik meselesidir. Anadolu’nun üretimden kopması, aile yapısının çözülmesi ve nüfus artış hızının düşmesi, askeri ya da ekonomik göstergelerden bağımsız düşünülemez.
Donbas, Gazze ve Anadolu örnekleri birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo nettir:
21. yüzyıl jeopolitiği, tanklardan ve füzelerden önce nüfusun nerede, nasıl ve kimler tarafından yönlendirildiği sorusuyla şekillenmektedir.
Bu nedenle Türkiye için asıl soru şudur:
Demografisini yöneten bir aktör mü olacak, yoksa demografisi yönetilen bir alan mı?
Algemeen | No Comments | Edit
ULUSLARARASI GÜVENLİK GARANTILERININ YAPISAL SINIRLARI
January 8th, 2026
Ukrayna’nın Nükleer Silahsızlanması ve Bosna-Hersek Deneyimi Üzerinden Bir Değerlendirme
ÖZET
Bu çalışma, uluslararası güvenlik garantilerinin bağlayıcılığı ve kriz anlarındaki işlevselliğini sorgulamayı amaçlamaktadır. Çalışmada, Ukrayna’nın 1994 Budapeşte Memorandumu kapsamında nükleer silahlardan vazgeçmesi ve Bosna-Hersek’te Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen “güvenli bölge” politikalarının başarısızlığı karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Analiz, güvenlik garantilerinin hukuki ve kurumsal zayıflıklarını ortaya koyarken, Batı merkezli güvenlik mimarisinin çıkar temelli işleyişini eleştirel bir çerçevede incelemektedir. Bulgular, güvenlik garantilerinin ihlal edildiği durumlarda otomatik ve zorlayıcı yaptırım mekanizmalarından yoksun olduğunu ve bu nedenle güvenilir bir caydırıcılık aracı oluşturmadığını göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: Güvenlik garantileri, Budapeşte Memorandumu, Ukrayna, Bosna-Hersek, Birleşmiş Milletler, nükleer silahsızlanma
1. GİRİŞ
Uluslararası sistemde güvenlik garantileri, devletlerin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumayı amaçlayan temel araçlardan biri olarak sunulmaktadır. Özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde, silahsızlanma ve barış inşası süreçlerinde bu garantiler merkezi bir rol üstlenmiştir. Ancak son otuz yılın deneyimleri, bu garantilerin pratikte çoğu zaman etkisiz kaldığını göstermektedir.
Bu makale, güvenlik garantilerinin neden ve nasıl başarısız olduğunu Ukrayna ve Bosna-Hersek örnekleri üzerinden analiz etmektedir.
2. TEORİK ÇERÇEVE: Güvenlik Garantileri ve Uluslararası Sistem
Realist uluslararası ilişkiler teorisi, devletlerin nihai güvenliklerini yalnızca kendi askeri ve siyasi kapasiteleriyle sağlayabileceğini savunur (Waltz, 1979). Bu yaklaşım, ittifakların ve güvenlik garantilerinin çıkarlar örtüştüğü sürece geçerli olduğunu öne sürer.
Mearsheimer’a (2001) göre, büyük güçler güvenlik taahhütlerini ancak kendi stratejik çıkarlarıyla uyumlu olduğu sürece yerine getirir. Bu bağlamda güvenlik garantileri, ahlaki değil, yapısal olarak çıkar temellidir.
3. UKRAYNA ve BUDAPEŞTE MEMORANDUMU
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Ukrayna, yaklaşık 1.900 stratejik nükleer savaş başlığına sahipti ve bu durum onu dünyanın üçüncü büyük nükleer gücü haline getiriyordu. 1994 yılında imzalanan Budapeşte Memorandumu ile Ukrayna, nükleer silahlarını Rusya’ya devretmeyi kabul etti (Budapest Memorandum, 1994).
Karşılığında ABD, Birleşik Krallık ve Rusya; Ukrayna’nın egemenliğine, sınır bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına saygı gösterileceğini taahhüt etti. Ancak 2014’te Kırım’ın ilhakı ve 2022’de başlayan savaş, bu taahhütlerin fiilen uygulanmadığını göstermiştir.
Garantör devletler, memorandumun hukuken bağlayıcı bir antlaşma değil, siyasi bir belge olduğunu ileri sürerek yükümlülükten kaçınmıştır. Bu durum, güvenlik çalışmalarında “taahhüt–uygulama boşluğu” olarak tanımlanan yapısal sorunu açıkça ortaya koymaktadır.
4. BOSNA-HERSEK ve BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’İN GÜVENLİ BÖLGE POLİTİKASI
1993 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Srebrenitsa’yı “güvenli bölge” ilan etmiştir (UNSC Resolution 819, 1993). Bölge, Hollandalı BM barış gücü askerlerinin sorumluluğuna bırakılmıştır.
Temmuz 1995’te Sırp güçlerinin bölgeye girmesiyle birlikte, BM birlikleri müdahale etmemiş ve hava desteği talepleri reddedilmiştir. Sonuç olarak 8.000’den fazla Boşnak erkek ve çocuk katledilmiştir. Bu olay, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanı tarafından soykırım olarak tanımlanmıştır (ICJ, 2007).
Bu vaka, güvenlik garantilerinin yetki, irade ve sorumluluk eksikliği nedeniyle nasıl çöktüğünü göstermektedir.
5. KARŞILAŞTIRMALI DEĞERLENDİRME
Ukrayna ve Bosna-Hersek örnekleri farklı bağlamlarda gerçekleşmiş olsa da ortak yapısal özellikler taşımaktadır:
– Güvenlik garantileri bağlayıcı değildir
– İhlal durumunda otomatik yaptırım mekanizması yoktur
– Müdahale, siyasi maliyet yükseldiğinde geri çekilmektedir
Bu durum, güvenlik garantilerinin caydırıcılık kapasitesini ciddi biçimde zayıflatmaktadır.
6. SONUÇ
Bu çalışma, uluslararası güvenlik garantilerinin sistematik bir güvenilirlik sorunu taşıdığını ortaya koymaktadır. Ukrayna ve Bosna-Hersek örnekleri, Batı merkezli güvenlik mimarisinin normatif söylemler ile pratik uygulamalar arasındaki derin çelişkisini gözler önüne sermektedir.
Güvenlik, uluslararası sistemde devredilebilir bir olgu değildir. Tarihsel deneyimler, kalıcı barışın yalnızca yazılı taahhütlerle sağlanamayacağını açıkça göstermektedir.
KAYNAKÇA
Budapest Memorandum on Security Assurances. (1994).
International Court of Justice. (2007). Application of the Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide (Bosnia and Herzegovina v. Serbia and Montenegro).
Mearsheimer, J. J. (2001). The tragedy of great power politics. New York: W. W. Norton.
United Nations Security Council. (1993). Resolution 819.
Waltz, K. N. (1979). Theory of international politics. Reading, MA: Addison-Wesley.
December 19th, 2025
Özet
Ukrayna–Rusya savaşı, yalnızca askeri ve diplomatik sonuçlar doğuran bir çatışma değil; aynı zamanda savaş sonrası yeniden yapılanma, nüfus hareketleri ve bölgesel güç dengeleri üzerinden küresel sistemi etkileyen çok katmanlı bir kırılma alanıdır. Bu çalışma, Donbas bölgesine tanınması öngörülen “özel statü”nün olası demografik ve jeopolitik sonuçlarını, Ukrayna’nın tarihsel nüfus yapısı, Ortadoğu’daki çatışmaların yol açtığı göç dinamikleri ve ABD merkezli küresel stratejik yönelimler bağlamında analiz etmektedir. Çalışma, özellikle Donbas’ın bir tampon bölgeye dönüşme ihtimalini ve bu süreçte yeniden iskân senaryolarının yaratabileceği fırsat ve riskleri ele almaktadır.
Anahtar Kelimeler: #Donbas, #Ukrayna–Rusya Savaşı, #Jeopolitik, #Demografi, #Yeniden İskân, #ABD Stratejisi
1. Giriş
Büyük ölçekli savaşlar, tarihsel olarak yalnızca sınırları değil; nüfus yapılarını, ekonomik ilişkileri ve kültürel düzenleri de dönüştürmüştür. Ukrayna–Rusya savaşı da bu geleneğin güncel bir örneği olarak, Doğu Avrupa’da yeni bir jeopolitik düzenin habercisi konumundadır. Savaş sürecinde ve sonrasında gündeme gelen barış planlarında Donbas bölgesine tanınması öngörülen “özel statü”, bölgenin geleceğinin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda demografik ve stratejik bir yeniden yapılanma sürecine açık olduğunu göstermektedir.
Bu çalışma, Donbas’ın savaş sonrası konumunu; Ukrayna’nın tarihsel demografik yapısı, küresel nüfus hareketleri ve ABD’nin uzun vadeli stratejik öncelikleri çerçevesinde ele almayı amaçlamaktadır.
2. Yöntem
Bu araştırma, nitel ve analitik bir yöntem benimsemektedir. Çalışma kapsamında:
Tarihsel-demografik literatür,
Jeopolitik analizler ve açık kaynaklı politika değerlendirmeleri,
Karşılaştırmalı bölgesel örnekler (Balkanlar, Ortadoğu, Doğu Avrupa)
birlikte ele alınmıştır. Çalışma, kesinleşmiş politika belgelerinden ziyade, olasılık senaryoları ve yapısal eğilimler üzerinden değerlendirme yapmayı hedeflemektedir. Bu nedenle iddialar, mutlak doğrular olarak değil; analitik varsayımlar çerçevesinde sunulmaktadır.
3. Bulgular
3.1 Donbas’a Özel Statü ve Stratejik Konum
Analizler, Donbas’a tanınması öngörülen özel statünün, çatışmayı tamamen çözmekten ziyade bölgeyi uzun vadeli bir jeopolitik ara bölge hâline getirme potansiyeli taşıdığını göstermektedir. Bölgenin Rusya’ya yakınlığı, sanayi altyapısı ve tarımsal kapasitesi, Donbas’ı büyük güçler açısından stratejik bir alan hâline getirmektedir.
3.2 Ukrayna’nın Tarihsel Demografik Yapısı ve Yahudi Topluluklar
Ukrayna, tarih boyunca Slav halkları, Yahudi cemaatleri, Kırım Tatarları ve diğer etnik grupların bir arada yaşadığı çok katmanlı bir coğrafya olmuştur. Çarlık Rusyası döneminde bugünkü Ukrayna ve Polonya toprakları, Yahudi nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgeler arasında yer almıştır. Yahudi toplulukların ticaret, bankacılık ve finans alanlarında görünür hâle gelmesi, büyük ölçüde Avrupa’da başka meslek alanlarına erişimlerinin kısıtlanmasının tarihsel bir sonucudur.
Bu noktada akademik açıdan kritik bir ayrım yapılmalıdır:
Yahudilik , etnik ve dini bir kimliği ifade ederken; Siyonizm , 19. yüzyıl sonu Avrupa’sında ortaya çıkan politik bir ideolojidir. Bu iki kavramın özdeş kabul edilmesi, hem tarihsel hem de analitik açıdan hatalıdır.
3.3 Donbas’a Yeniden İskân Senaryoları
Bazı jeopolitik analizlerde, Donbas gibi savaş sonrası kısmen boşalmış bölgelerin kontrollü yeniden iskân projelerine açık olabileceği ileri sürülmektedir. Bu tür senaryoların olası sonuçları şu şekilde özetlenebilir:
Pozitif Etkiler: Ekonomik canlanma, Batı ile entegrasyonun hızlanması, güvenlik açısından tampon bölge oluşumu.
Negatif Etkiler: Rusya açısından güvenlik tehdidi algısı, yerel halkın dışlanması, kalıcı gerilim ve meşruiyet sorunları.
Bu bulgular, Donbas’ın geleceğinin yalnızca Ukrayna iç siyasetiyle değil; küresel güç dengeleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir.
3.4 Ortadoğu, Gazze Savaşı ve Küresel Nüfus Hareketleri
Gazze savaşı sonrası yaşanan nüfus hareketleri, resmî olarak geçici güvenlik önlemleri şeklinde tanımlansa da, tarihsel örnekler bu tür göçlerin zamanla kalıcı demografik dönüşümlere evrilebildiğini göstermektedir. Donbas gibi bölgeler, bu bağlamda uzun vadeli stratejik yerleşim tartışmalarında teorik olarak gündeme gelmektedir.
3.5 ABD, Evangelistler ve Küresel Stratejik Yönelim
ABD dış politikasında Evangelist grupların İsrail’e verdiği güçlü destek önemli bir faktör olmakla birlikte, Washington’un küresel stratejisi daha geniş hedefler üzerine kuruludur. Bulgular, ABD’nin temel önceliklerinin:
Avrupa’yı güvenlik açısından kendine bağımlı tutmak,
Rusya’yı çevrelemek ancak tamamen çökertmemek,
Asya-Pasifik’te Çin ile güç mücadelesi yürütmek,
şeklinde şekillendiğini göstermektedir.
4. Tartışma
Elde edilen bulgular, Ukrayna–Rusya savaşı sonrası Donbas’ın geleceğinin yalnızca bölgesel bir mesele olmadığını ortaya koymaktadır. Donbas, potansiyel olarak Batı ile Rusya arasında uzun vadeli bir tampon bölgeye dönüşebilir. Ancak bu dönüşüm, demografik mühendislik algısı, güvenlik riskleri ve uluslararası meşruiyet sorunlarını da beraberinde getirebilir.
Ortadoğu’daki çatışmalar ve Anadolu’daki demografik dönüşümlerle birlikte ele alındığında, küresel sistemin nüfus hareketleri üzerinden yeniden şekillendiği görülmektedir. Bu süreçte kimlik temelli genellemelerden kaçınmak ve ideolojik ayrımları net biçimde yapmak, akademik sorumluluğun temel gereğidir.
5. Sonuç
Bu çalışma, Donbas’ın savaş sonrası geleceğinin demografi, jeopolitik ve küresel strateji ekseninde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Donbas’a tanınması öngörülen özel statü, barıştan ziyade uzun vadeli bir stratejik denge alanı yaratma potansiyeline sahiptir. Ancak bu potansiyel, ciddi riskler ve belirsizlikler de barındırmaktadır.
Algemeen | No Comments | Edit
DİJİTAL ESARET MANİFESTOSU: Para BAHANE, Kontrol ŞAHANE
December 19th, 2025
Bize uzun süredir aynı şey söyleniyor:
“Nakit tehlikeli.”
“Dijital güvenli.”
“Kara para ile mücadele ediyoruz.”
Ama kim için güvenli, kime karşı mücadele ediliyor ve en önemlisi kim özgürlüğünü kaybediyor?
Bugün yaşadığımız şey basit bir teknolojik dönüşüm değildir. Bu, adım adım inşa edilen bir dijital esaret rejimidir.
Çin’den Avrupa’ya: Aynı Yol, Farklı Gerekçeler
Çin, dijital yuan (e-CNY) ile vatandaşın parasını tamamen izlenebilir hâle getirdi. Kim, nerede, neye, ne zaman harcıyor; hepsi kayıt altında. Bu sistem “verimlilik” ve “kayıt dışılıkla mücadele” gerekçesiyle sunuldu. Sonuç ise açık: Paranın özgürlüğü bitti.
Avrupa ve Hollanda ise farklı bir dil kullanıyor ama aynı yolu yürüyor.
Hollanda’da 2026’dan itibaren 3.000 euro üzeri nakit ödeme yasaklanıyor. Gerekçe tanıdık:
> “Kara para ile mücadele.”
Peki kara para kimde?
Büyük şirketlerde mi, offshore hesaplarda mı, yoksa sıradan vatandaşın cebindeki üç-beş bin euroda mı?
Bu soruyu sormamız bile istenmiyor. Çünkü soran kişi hemen “şüpheli” ilan ediliyor.
Kara Para Söylemi: Modern Bir Susturma Mekanizması
“Kara para ile mücadele” söylemi, günümüzün en güçlü meşrulaştırma silahıdır.
Bu söylem sayesinde:
Nakit yasaklanır,
Dijital zorunluluk dayatılır,
İtiraz edenler suçla yan yana gösterilir.
Böylece vatandaş susturulur.
Çünkü kim “Ben nakit istiyorum” derse, alt mesaj şudur:
> “Demek saklayacak bir şeyin var.”
Bu, özgürlük talebini kriminalize etmektir.
Kişisel Bir Gerçek: Ölüm Anında Bile Seçeneksiz Kalmak
2024 yılında annemin vefatı sırasında Türkiye’de yaşadığım bir olay, bu sistemin ne kadar insanlık dışı olabileceğini gösterdi. Mezarlık ücreti yalnızca tek bir banka (VakıfBank) üzerinden kabul edildi. Nakit yok, alternatif yok.
Ölüm gibi en hassas anda bile vatandaş, dijital ve kurumsal bir koridora sıkıştırılmıştı.
İşte dijital esaret tam olarak budur: Seçeneğin yoksa özgür değilsin.
Pandemi Sonrası Dünya: Alıştıra Alıştıra
COVID-19 ile birlikte:
Temassız ödemeler,
QR kodlar,
Dijital kimlikler,
Dijital sağlık uygulamaları hayatımıza “geçici” denilerek sokuldu.
Ama hiçbir geçici uygulama geri çekilmedi.
Bugün gelinen noktada:
Parasız yaşayamıyorsun,
Dijitalsiz harcayamıyorsun,
İz bırakmadan var olamıyorsun.
Bu bir kolaylık değil; bu bir alıştırma süreciydi.
Asıl Hizmet Edilen Kim?
Bu sistem kime yarıyor?
Büyük bankalara
Finansal teknoloji devlerine
Veri işleyen küresel şirketlere
Para sistemini kurup kurgulayanlara
Vatandaşa mı? Hayır.
Vatandaş artık:
Kendi parasının sahibi değil,
Dijital altyapının kullanıcısı,
Kuralların nesnesi.
Merkez bankası dijital paraları (CBDC’ler), teknik olarak paranın ne zaman, nerede, nasıl harcanabileceğini belirleyebilecek kapasiteye sahiptir. Bu, tarihte eşi benzeri olmayan bir finansal tahakküm potansiyelidir.
Bu Bir Teknoloji Meselesi Değil, Bir Özgürlük Meselesidir
Bize “ilerleme” diye sunulan şey, aslında:
Gözetimin normalleşmesi,
Seçeneklerin ortadan kaldırılması,
İtirazın susturulmasıdır.
Bu nedenle bu yazı bir uyarıdır.
Manifestomuz Şudur:
Nakit bir suç değildir.
Gizlilik bir hak, şeffaflık zorunluluk değildir.
Para, disiplin aracı olamaz.
Özgürlük, algoritmalara teslim edilemez.
Eğer bugün ses çıkarmazsak, yarın sadece paramız değil, irademiz de dijital cüzdanlara kilitlenecek.
Bu bir komplo değil.
Bu, yavaş ilerleyen ama çok net bir sistem inşasıdır.
Ve bu sisteme karşı susmak, onun ortağı olmaktır.
Israil & Iran zıtlaşması
May 11th, 2018
israil ve Iran zıtlaşması Süriye’nin parçalanması için zemin hazırlayan bir senaryo olabilir mi acaba diye kendi kendime soruyorum diyecek oluyordum ki; hemen aklıma Isral’in su deposu olan fakat aynı zamanda Süriye toprağı olup Israil işgali altındaki Golan tepeleri, Israil kuruluşu esnasında esas alınan her 10 yılda bir genişleme stratejisi, Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı haraketleri ile oluşan Jeo stratejik konumdan dolayı istermeyen duruma karşı kendi stratejilerinin sürdürulmesi için Kaos ortamının devam ettirilmesi malesef gerekiyor .
Fakat burada en önemli olan konu Rusya, Iran ve Türkiye’nin ortak çıkarları diyecektim ki birde Uzak Doğu ekseninde yaşanan ve yaşanacakları hesaba katmadan anlaşılmayacağını gördüm.
Bu konu hakkındaki görüşlerimi anlatacağım yazıların devamı gelecek.
KONTROLÜ DARBE
April 16th, 2017
Geçen gün Kılıçdaroğlu kontrolü darbe diye bir söylem ortaya atınca kafam karışmadı dersem yalan olur çünkü daha önce Yenikapı meydanına çıkıp darbeye karşıyım demişti. Hani bayram değil seyran değil eniştem beni neden öptü dedim kendi kendime. Hele bir de referandum öncesi olması acaba bir yerlere mi haber gönderiyor diye de düşündürttü.
Ayrıca Avrupa’da da referandum özünde Türkiye karşıtlığı da boşu boşuna hortlamadı.
Peki ne oldu derken acaba benim düşünmediğim fakat kuş’umun bildiği birşey var mı yoksa tahmin ettiğim gibi Türkiye’nin artık yeter diyerek kendi göbek bağını kesmek istemesi olabilir mi?
Malesef kuş’um son dönemde bir hayli yoğun bir mesai yaşadığı için birkaç hafta beklersen belki tahminlerden öte sonuçları da yazabilirsin diyordu, bende bu kadar nasıl çabuk sonuçlar alınabilir dedim. Çünkü Türkiye son dönemde büyük badireler atlattı, peki oyun neydi de bu kadar hızlı sonuç verecekti.
Bana gerçi bir kaç tüyo vermesine rağmen net konuşmuyordu.
Gerçekten de Avrupa ”Almanya imparatorluğu” bir bir Türkiye’ye karşı sertlik yanlısı tavırları ile harekete geçti. Ardından da Papa “baba” önünde iplik gibi sıraya girerek icazetlerini aldılar. Oysa o toplantı esnasında bırak herhangi bir dine sahip olmayı tamamen dinsiz olanlar bile bulunuyordu.
İlginç değil mi?
Rusya yakınlaşması gittikçe bazılarını iyiden iyiye rahatsız ediyordu.
Bilenler bilmeyenlere lütfen Bilderberg toplantılarını anlatsın.
Şayet etrafınızda bilmeyenler yoksa kısaca şunu diyebilirim. Yeni Dünya Düzenin yol haritasının çizildiği veya değiştirildiği toplantılar.
Ayrıca birde meşhur bir resim takvimi vardır.
USA seçimlerinde o resim bir hayli hırpalandı çünkü Trump Başkan oldu.
Rusya zaten “onların tabiri” diktatör ile yönetiliyor.
Türkiye ayak diretiyor. O yüzden Erdoğan’nın da gitmesi elzem olan kişiler listesinde yerini alması gerekiyor.
Hani bir aralar Saddam, Kaddafi veya seçimle gelmiş olan Mursi gibi bir propaganda yöntemi ile Diktatör olarak lanse edilerek toplumdan soyutlanacak akabinde de Türkiye’nin oynaması gereken rolüne ayar verilecekti.
Aslında en büyük kazığı yiyen Türkiye Suriye meselesinde Fırat Kalkanı hareketi ile birazcık masada elini güçlendirdi.
Fakat Rusya bir tarafta öte tarafta ezoterik güçler ama öte tarafta da Avrupa “Almanya imparatorluğu” En acı tarafı da ezilen toplumlar bir beklenti içerisinde olduğundan dolayı Türkiye’nin işi hiç de kolay değil. Ama Ezoterik güçlerin şu anda en büyük zaafı ise Trump.
İşte tamda bu noktada başlık yazımız ortaya çıkıyor. Çünkü o dönemde Trump geldi gelmeyecek derken öncesinde İngiltere Avrupa Birliğinde ayrılarak bu günlerin işaret fişeğini ateşledi.
Pek tabiki bu da yeni kamplaşmayı beraberinde getirdi.
Birileri bu kalkışmaya destek verirken birileri de bilgilendiriyordu.
Yani kontrollü olaylar meydana geliyordu.
Yani ya bizi tercih edersiniz yada… diyordu..
Olay o kadar net ve açık ortadaydı ki.. köprü tutma ve birkaç tank ile Türkiye’yi teslim alamayabileceklerini sanki bilmiyorlar mıydı?
Elbette ki biliyorlardı..
Fakat amaç tamamen yıkım değil di..!!
Amaç kontrolü bir şekilde yetki görev değişimi idi.
Başarılı olmayınca da pek tabiki birleri asabileşiyordu..
Referandum öncesi böyle bir söylem bilmem sizlere birşeyler ifade ediyor mu.
Ama bana ediyor.
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
15-04-2017
23:50
Türkiye Hollanda arasındaki siyasi kriz
March 15th, 2017
Değerli kardeşlerim,
Malesef buradaki oluşan durum yüzünden bir hayli yoğun bir trafik yaşadım ondan dolayı durum hasıl oldu.
Geçen gün ve öncesi yaşanan olaylar bizleri hayli üzdü.
Bir tarafta anavatanimiz ve öteki tarafta yaşadığımız vatanın bu şekilde karşı karşıya kalması bizleri pek tabiki derinden üzdü.
Öncelikle çuvaldızı kendimize batıralım diye çok güzel bir atasözümüz vardır. Fakat Dışişleri Bakanlığının uçuş izninin ve akabinde Aile bakanın maruz kaldığı durum gerçekten yenilir yutulur bir durum değildir. Sayın Çavuşoğlu’nun geleceği akşam birlikte olacaktık aslında ailevi durum ve birde Ak Partinin şakşakçılara prim vermesi yüzünden pekde istemeye istemeye gitmeyi planlıyordum. Hatta sitem dolu yazımı ve ön sezilerimden dolayı (Kuşum ile konuşmamızdan dolayı) bir yazıyı sosyal medya aracılığıyla sizlerle de paylaşmıştım.
Fakat siyaset geçmişi bilip gelecek için yol açma sanattıdır.
Şu anda hasıl olan durum sayın Cumhurbaşkanı’nın yapmış olduğu açıklamalar ile tavan yapmış bulunmaktadır. Haklı iken haksız duruma düşmeme adına bendeniz biraz daha nazik olunması taraftarıyım. Çünkü Hollanda olarak Nazilerden en çok zarar gören ülkeyiz. Ama bendeniz de Cumhurbaşkanına yakın bir açıklama yaptığımı umarım biliyorsunuzdur. Gerçekten de malesef Hollanda’nın bazı konularda hiçte iyi bir referansı yok.
Herşeye rağmen burada yaşayan 450.000 vatandaşımız bu açıklamalar ile hiçbir fayda görmediği gibi zarar gördüğünü belirtmek isterim. Birde buradaki siyasi birlikteliği malesef Türkiye’de göremediğim için üzüldüm. Siyasi çekişmeler ( seçim kampanyaları ) esnasında normal vatandaşın oy avcılığı kullanılması beni derinden üzmüştür. Özellikle çocuklarımızın geleceği için endişelendiriyor.
En büyük yatırım partnerimiz olan Hollanda Türkiye ilişkileri İnşaALLAH bir sekteye uğramaz diye düşünüyorum. O yüzden boykotun karşılıklı zarar vereceğini düşünüyorum.
İnşaALLAH bu seçim dönemi sonrasında yeniden o bahar döneminin gelmesini bekliyor olmama rağmen pek de olacağını sanmıyorum.
Önümüzdeki günlerde AB Türkiye ilişkileri üzerine yazacağım analiz yazısını okumanızı tavsiye ederim.
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
21′inci Yüzyılın Kareası
December 20th, 2016
Rusya Büyükelçisi öldürülmesini sıradanlaştıranlara şunu hatırlatmak isterim.
Dünya Savaşı da bir kişinin öldürülmesi sonucu çıkmıştı.
Özellikle Türkiye Rusya ilişkilerinin düzeldiği esnada, Suriye’de çözüm bulunması için gösterilen ortak çaba esnasında ve ayrıca USA’nın Türkiye’nin müttefiki görünmesine rağmen Türkiye’nin istemediği herşeyi yapan ve bu da yetmez Rusya’yı Amerika seçimlerine hile karıştı o yüzden gerektiği zaman gerektiği cevabı alacağını bu kadar açık ve net söylemesi akabinde olması çok çok manidardır.
Aslında manidardan öte neye ve kime hizmet ettiğine bakmakta fayda vardır.
*Avrupa Birliği Rusya’ya ambargoyu uzattı,
*Trump Başkan oldu ve Rusya ile ilişkileri farklı bir noktaya taşıyacağını söyledi,
*Trump zaferi akabinde Kudüs’ü başkent ilan edeceğini söyleyen İsrail’in sessizliği,
*Türkiye’nin müttefikleri olmasına rağmen Ortadoğu denkleminde hareketsiz bırakanların, İran’ın eski Pers imparatorluğu hayallerine olanak ve ortam sağlayanlar,
*Suudi Arabistan’nın Trump başa geçinceye kadar Amerika’daki yatırımlarına ara vermesine,
*İngiltere’nin Avrupa Birliğinde çıkması akabinde İtalya’nın da çıkma ayak sesleri duyulurken; Avrupa Birliğinin dağıtacağı sesleri gür çıkmaya başlamışken,
*Avrupa Birliğinin Türkiye üzerinde kurmaya çalıştığı baskı,
*Çin’in uzakdoğu bölgesinde üsleri kurup buraya füze rampalarını yerleştirmesi.
*Türkiye’ye Şanghay üyesi olmadan Enerji Konusu ile ilgili çalışmalara başkanlık verilmesi.
Yukarıdaki olayları üst üste koyduğumuz zaman görüldüğü gibi Dünya genelinde kartlar çok yoğun bir şekilde karıştırılmakta.
O yüzden doğru zamanda ve doğru yöndeki hamleler ile önümüzdeki yüzyılın kareasında yerimizi sağlamlaştırabiliriz.
Yoksa…
Batı ve Doğu Hun imparatorluğu
Ankara Savaşında Timur / Yıldırım Beyazıt olduğu gibi yeniden fetret dönemleri kapımızda
LOBBY ÇALIŞMASI NASIL OLMALI…!!
August 21st, 2016
Hollanda’da “Avrupa” yaşayan Türk toplumuna şöyle bir çalışma için davette bulunmak istiyorum.
Lütfen bir araya gelip senci benci bir ayrışmadan vazgeçip ortak noktalarımızdan yola çıkarak birlikte bir düşünce çalışması içine girelim.
Bu çalışma olmadığı sürece böl parçala düşüncesinin yemleri olmaya devam edeceğiz. Büyük balığın küçük balığı yemesi misali.
Bu amaç doğrultusunda üzerime düşen her türlü katkıyı sunmaktan onur duyarım.
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
Hollanda Elazığ’lılar Derneği Başkanı
2003-2007 / 2007-2011 Güney Hollanda Eyalet Milletvekili
Dipnot;
Yaklaşık 3.5 veya dört yıl önce ilk etapta Türkiye kökenli iş adamlarına ve akabinde STK’lara sunduğum çalışmanın ana başlıkları aşağıda bulabilirsiniz.
Malesef o günlerde kendini dev aynasında görüp biz zaten bir Federasyonun parçasıyız başka bir çatının altında olmayız diyen benciller olayı sekteye vurdular.
Zamanında yapılsaydı şu anda elimiz daha da güçlü olurdu ama malesef yapılmadı fakat yapılması için geç kalınmış değildir..
Aşağıdaki yazı Hollanda için yazılmıştır.
Fakat isteyenler için başka ülkelere yönelik çalışmaları ve analizleri de yaparak rasyonel bir çalışma içine girmelerine yardımcı olabiliriz….
LOBBY ÇALIŞMASI NASIL OLMALI.
Lobby çalışmalarını GOOGLE aradığımız’da karşımıza genellikle TABAK, İLAÇ ve YAHUDİ lobisi konulu şeylerle karşılaşıyoruz.
* Bu sektörlerin sonuncusuda genellikle son dönemlerde Wilders ile ilgili bağlantılar’la birlikte yazılıyor.
* Tabak endüstrisi lobby çalışmaları nasıl oluyor diye baktığımızda:!!
Genellikle ekonomik getirisi ile yasa çıkarıcılar baskı altına alınıyor. Bu baskılar aynı zamanda media aracılığıyla tabiri caizse beyin yıkamaya dönüşüyor. Yapmış oldukları sosyal çalışmalar ile de imaj yaratılıyor. Bu imaj yaratma olayını’da genellikle toplum tarafından sevilenler aracılığıyla yürütülüyor. Film’lerde ünlü kişilerin tabak türü şeylerin kullanması ön plana çıkıyor.
* İlaç sektörü ise genelde sağlık sektöründe belli bir konuma sahip olan basını ilmi çalışmaları “kendilerince” araştırma yazısı halinde sunarak toplumu önümüzdeki dönemde yapacaklara hazır hale getiriyorlar. Bunun en güzel örneği ise yakın zamanda yaşadığımız Meksika gribi aşısı veya Domuz gribi aşısı olarak gösterebilirim. Mesela ilacı geliştiren firma’daki şahıs aynı zamanda Devlet’in sağlık konusunda danışmanlık hizmeti veriyordu. Güvenilirlik önemli bir öğe olarak yine karşımıza çıkıyor. Fakat bu yetmediği için genellikle bu tür firmaların Dr.’lar aracılığıyla kullanılan ilaçlar ile birlikte yönlendirme yaptıkları herkes tarafından biliniyor. Aynı zamanda çeşitli sempozyum’larla bilimsel bilgi ve bulgu şeklinde topluma aktarılıyor.
Islam’a karşı ise genelde terörizm ve gerici tema’larla insanlar korkutma tekniği kullanılıyor. Bu çalışmalar öteki konularda verdiğimiz gibi basın, seminer ve kendilerinin özel bir şekilde hazırladığı kurgularla meydana getirilen olaylar kullanılıyor.
Örneğin 11 eylül olayı.
Pek tabiki bu olayları gündemde tutmak için süreklilik gerekmektedir. Yani çalışmalarda süreklilik olmazsa insanlardaki bilinç altı düşüncesinde görmüş oldukları iyi olaylarla sapma olabilir.
Bu işleri yapmak için finansörlere ihtiyaç vardır.
Yukarıda belirtilen hususların ortak noktaları…
a.Siyasi’lerin agenda’sını takip etmek
b. Finans kısmı sağlam bir yere oturtmak
c. Raad van commissarissen “Yöneticileri yönlendiren danışmanlar” dediğimiz kurumu oluşturmak ( bu görevi genellikle tanınmış kişiler yerine getiriyor)
d. Basın ile ilişkileri sağlam bir zemine oturtmak
e. Köşe yazılarını hazırlamak ( bazen ingezonden dediğimiz mektup’lar basına göndermek)
f. Sosyal faaliyetler ile imaj yaratmak
g. Kahvaltı veya yemek partileri organize edilerek bire bir markaj uygulamasına geçmek.
h. Kendisi gibi düşünen veya yakın gördükleri gruplarla ortak çalışmalar içinde olmak.
i. Okul’larla iyi bir ilişki geliştirmek (bu sayede bilimsel olay’mış gibi dışarıya bir imaj yaratmak)
j. Sempozyum’lar düzenlemek ( burada çıkan sonuçları toplumla paylaşmak)
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
OPUS DEI TARİKATI
July 25th, 2016
17-12-2013
Tarihli yazısı..
Kurucusu Madrid’li bir Katolik papazı Josemaia Escriy de Balagar. Opus Dei kelime anlamı “Tanrı’nın İşleri”
Opus Dei’nin kurucusu Papaz Ecsriya’nın aslı Hristiyan değildir. Yahudi engizisyonu yapıldığı dönemde Hristiyanlığa geçmiş aslen gizli Yahudi olan bir aile kökeninden geliyor. Çalışma bölgesi Hristiyan alemidir.
Bu tarikatın koordine edildiği merkez Amerika, hizmet ettikleri merkez de dünya Siyonizm’idir. Koordine eden kuruluş ise CIA’dir. CIA bu üç tarikat vasıtasıyla hem Budist âlemi, hem Hristiyan âlemi hem de İslam âlemi üzerinde hegemonya kurmayı amaçlamaktadır.
Bir başka ozelligi ise ABD’de ikamet etmeye başlamasıdır. Moon, 1959 yılında ABD’ye yerleşmiştir. Opus Dei kurucusu Papaz Escriya ise sürekli ABD’de bulunmuştur.
İspanya’da Papaz Escriva, Franco diktatörlüğünün sağ koluydu. Opus Dei Tarikatı’nın lideri Escriva, Franco’nun 35 yıllık diktatörlüğü ile işbirliği içinde olmuştur.
Moon tarikatının ortağı ise CIA’nın kurduğu Kore’deki CIA’nın temsilcisi Albay Bo Hi Pak’da dır. Bo Hi Pak da, Moon Tarikatının en güçlü üyesidir. O’nun aracılığıyla Güney Kore askeri vesayete alınmıştır. Bunu daha sonra baska bir yazimda aciklayacagim.
Bu tarikatın onemli ozelligide Yeşil Kuşak Projesine hizmet etmesidir.
Opus Dei Tarikatı’ının beş kıtada 475 üniversite ve Yüksek Okulu ve 200 koleji var. 604 gazete ve dergiye sahip. 52 radyo ve televizyonu yayın yapıyor. Siyasi, askeri, polis, mali ve ticari alanlarda çok etkindir. Milyarlarca dolara hükmediyor. Opus Dei Tarikat’ının Hristiyanların yaşadığı her ülkede sorumlu bir Kardinali bulunuyor.
Moon Tarikatı da benzer alanlarda faaliyet yürütüyor.
Calistigi her ülkede bir kardinali vardir.
Opus Dei Tarikatı üye tipi:
Opus Dei’de birinci grup olarak adlandırılan “Numerarid” denilen üyeler hiç evlenmiyorlar. Opus Dei evlerinde yaşıyorlar. İhtiyaçları dışındaki tüm kazançlarını tarikata veriyorlar.
Opus Dei de ikinci üyeler “Sopranumerari” olarak adlandırıyorlar. Tam üyedirler. Fakat evleniyorlar. Tarikat evleri dışında yaşıyorlar. Aylık ödüyorlar.
Opus Dei de üçüncü tip üyelere “cooperatori”deniliyor. Tarikatın gönüllü yardım ve eğitim kuruluşlarında yer alıyorlar.
Bu Siyonist tarikatın propaganda ve örgütlenme çalışmalarını yürütürken kullandıgı kilit kavramlar. “Diyalog”, “Hoşgörü,” “Dini Araştırmalar” ve “Sevgi”.
Bu siyonist örgütün yürüttügü bir faaliyet daha var. “Dinler arası Diyalog ve Hoşgörü” adı altında Siyonizm’in hegemonyasını pekiştirmek ve yaymak.
Onemli özelliği misyoner faaliyetleridir. Bu tarikatın ABD’deki NED, CSIS ve CIA gibi istihbarat örgütlerince desteklendiği belirtiliyor.
“Papa’nın Kutsal Mafyası” Opus Dei’nin muazzam bir gücü var. Koyu Katolik olan Hristiyanların bünyesinde yer aldığı bir yapılanma Opus Dei. Papa 2 John Paul, icracılığının etkisini Opus Dei’ye borçlu olduğunu açıkça ifade etmekten çekinmemiş bir Katolik liderdi örneğin.
Dünya genelinde bilhassa üniversiteler, finans kuruluşları, finans birlikleri, devasa şirketler Opus Dei’nin müridleri ile dolu.
Başarılı politikacılar, hakim ve savcılar, parti ileri gelenleri, güçlü sanayici ve işadamları, Avrupa Birliği’nin muktedir parlamenterleri Opus Dei’nin çok sevdiği şahsiyetler arasında yer alıyor.
Alman Hristiyan Demokratlar Partisi’nin önemli isimlerinden Kurt Malangre de yarım yüzyıla yakın bir süredir Opus Dei mensubu olduğunu gizlemiyor mesela.
Almanya’da 2 bine yakın çekirdek Müridan kadrosu var Opus Dei Tarikatı’nın.
Bonn kentinde faaliyet gösteren “Öğrenci Temelli Kültür Birliği – Studentische Kulturgemeinschaft” ve Münih’te faaliyet gösteren “Ren – Donau Vakfı – Rhein Donau Stiftung, tarikatın gelir kaynaklarından sadece ikisi.
Almanya’daki merkezini Köln’de ihdas etmiş olan Opus Dei’nin Köln Bürosu’ndan Hans Thomas, adı geçen derneklerin yönetimini gerçekleştiriyordu.
Hans Tomas şu anda Limmat Stiftung – Limmat Vakfı’nın başkanlığını yapıyor. Vakıf dünyanın dört bir yanında projeler gerçekleştiriyor. (http://www.limmat.org/index/index.php)
Bir başka ilginç nokta ise Köln’de faaliyet gösteren Lindenthal Enstitüsü, Lindenthal Institut. http://www.lindenthal-institut.de sitesinde de göreceğiniz gibi bu enstitünün de başkanı Dr. Hans Thomas.
Avrupa Birliği’nin fonlarında da akla hayale sığmayacak ölçüde istifade ediyorlar.
Opus Dei hakkında çok fazla konuşulan, fakat günümüz dinsel toplulukları içinde hakkında en az şey bilinen örgüttür. Nitekim CNN televizyonu için Vatikan analizleri yapan, BBC için Opus Dei belgeseli hazırlayan ve araştırmacı kimliğiyle Opus Dei’nin içine sızmayı başarmış isimlerden biri olan John Allen, kitabında tarikatın kuruluşundan günümüze kadar olan gelişimini, yapısını ve işleyişini geniş bir yelpazede gözler önüne sermiş.
Opus Dei’de tüm üyelerin ortak amacı bu dünyada bir Civitatea Dei (Tanrı Sitesi) yani teokratik(dini) bir devlet kurmaktır. Opus Dei inananları, bir gün tüm dünyanın Hıristiyan olacağına inanırlar.
Tarikat dünya siyasetini tıpkı bir ahtapot gibi sarmakta. İngiltere Milli Eğitim Bakanı, Polonya hükümetinde görev yapan 3 bakan, Perulu 2 bakan, ABD Anayasa Mahkemesi ‘nin 2 yargıcı, Amerikan Kongresi ‘nin onlarca üyesi, eski FBI Başkanı Louis Freeh ve Fox televizyonunun yorumcusu Robert Novak; Opus Dei müridi olduğunu gizlemiyor.
Papaz Josemaria Escriva’nın Opus Dei (Opus Dey) örgütünün temelini oluşturan “rehber” kitabı “Yol” adını taşıyor. 1934 yılında yazılmış, 43 dile çevrilerek tüm dünyada 4,5 milyon satmıştır. Bu kitabın İngilizcesi, THE WAY.
Bugün Opus Dei’in 2.8 milyar dolar serveti, 15 üniversitesi, 97 teknik okulu, 36 ilköğretim okulu vardır.
Kimilerine göre Escriva, dengesiz, sinirli, paranoyak özelikleri olan biriydi.
Opus Dei gizli bir Yahudi örgütüdür ve gizemli Kabala geleneğine bağlıdır. Hıristiyan görünmeleri sadece taktiktir. KAYIP KARDİNAL Escriva’nın Yahudilik ve İslam’la ilgili olumsuz bir yaklaşımının olmadığı bilinmektedir. 1974’te Buenos Aires’te Hıristiyanlığı tercih eden bir Müslüman ailenin vaftiz töreninde bu hususu açıkça belirtmiştir.
CIA, Moon tarikatını kullanarak Dünya Anti Komünist Ligi’ni örgütledi. Moon Tarikatının dünyanın birçok yerinde vakıfları, işletmeleri, okulları, medya kuruluşları mevcut olup, fakir bir köylü çocuğu olan Sun Myung Moon’un bugün müthiş bir portföye sahip olduğu dikkat çekiyor.
Myung Moon liderliğindeki tarikat, Kiliseleri birleştirmek (Unifi-cation Church) felsefesini yaymak amacıyla düzenlediği toplantılarda çeşitli ülkelerin tanınmış isimlerini bir araya getiriyor ve bu ülkelerde örgütlenmeye çalışıyor Tarikat, Hıristiyanları birleştirmenin yanı sıra, Müslümanlarla Hıristiyanları da birleştirmeyi gaye edindiği için İslami kesimi de hedef kitle seçiyor.
Türkiye’deki ilk girişimleri de bu amaca uygun olarak “Dini Araştırmalar” “Hoşgörü” “Diyalog” görüşmeleri adları altında, Türkiye’den özellikle dini çevreden çok aşina isimler tarikatın toplantılarına katılmaya başlıyor.
ABD’de yapılan “Dinlerarası ilişkiler” toplantısına Türkiye’den 40 kadar ilahiyatçı katılıyor.
İsrail ile ilişki, ABD açısından kilit öneme sahip. Graham Fuller’in İslamcı hareketi konu alan “Kuşatılanlar” kitabında, İslamcı hareketlerin Bati ile entegrasyon için yapması gerekenlerin başında İsrail ile iyi ilişki geliyor.(Graham Fuller, I. O. Lesser, Kuşatılanlar, Sabah Kitapları, İstanbul, 1996, s.126.)
Falun-Gong, Scientology,
Hızla yayılan ve büyük mali olanaklara sahip CIA bağlantılı bir başka tarikat da, Scientology adini taşıyor. Scientology’nin, gerek ABD’de gerek Avrupa’da en sıkı ilişki içinde olduğu güç.
Scientology, aynı zamanda Moon tarikatı ile çok sıkı ilişki içinde. CIA’nin denetimindeki bir diğer tarikat da Çin’de faaliyet yürütüyor: Falun-Gong.
Her dört tarikatın da teorisi, dini yorumlayışları, çalışma tarzları ve hedefleri arasında olağanüstü uyum var. Kuskusuz bunun nedeni, komuta merkezinin ayni olması. Hepsi, CIA’nin örtülü faaliyetleri için kullanılıyor ve yönlendiriliyor.
Osmanlı İmparatorluğu’nda örgütlenmek isteyen Hıristiyan Misyonerleri de, önce teoloji alanında eğitim veren okullar kurmak istemiş, başarılı olamayınca, temel bilimler alanında eğitim veren kolejler kurmuştu. 1915 yılında Osmanlı coğrafyasında, Hıristiyan Misyonerleri’nin Amerika’daki en büyük örgütü Amerikan Board’a bağlı 600′den fazla okulu vardı. Amerikan kolejleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasında çok önemli roller oynadı. Atatürk, Cumhuriyet’le birlikte bu okulları kapattı. Türkiye, NATO’ya girdikten sonra bu okullar yeniden açıldı.
ABD’nin Soğuk Savaş döneminde, Sovyetler Birliği’ni içeriden çökertmek için örgütlediği ve büyük olanaklarla yürüttüğü “CIA muhalefeti”nin, Bu örgütütlerin önünü açtığını saptıyoruz.
Sovyet bloğuna karsı yürütülen psikolojik savaşın en önemli aygıtı Amerika’nın Sesi radyosunun değişik lehçelerdeki Türkçe yayınlarıdir.
Osmanlı İmparatorluğu toprakları içinde açılan Amerikan kolejleri kime hizmet ettiyse, Bu okullar hep CIA’nin ilgi duyduğu ülkelerde açılıyor. Okullara ABD’deki Yahudi lobisinin de ilgi duyduğuna dikkat çekiliyor.
“Amerika Birleşik Devletleri, dostluk köprüsü adı altında getirdikleri öğretmenlere diplomatik statü kazandırmışlardır.
Ama ABD, CIA ajanlarını kamufle etme ihtiyacı bile duymamış, hepsinin cebine diplomatik pasaport koymuştu.
Bircogunu. İngilizce dil “öğretmeni” olarak gösterilmişlerdi.
Bazilari da diplomatik pasaportluydu. bu okullarda “öğretmenlik” yapıyorlar.
Bu öğretmenlerde yalnızca devlet görevlilerine verilen ABD resmi pasaportu var. Çoğunda İngilizce adıyla “official passport” sahibiler. Amerikan Eğitim Bakanlığı personeli olmayan ABD’li öğretmenlerin, normal olarak turist pasaportu sahibi olmaları gerekiyor. Bu nedenle diplomatik pasaportla eşdeğerdeki resmi pasaport veriyor.
Türkiye’deki karşılığı “yeşil pasaport” olan “official passport”, ABD’li öğretmenlere diplomatik dokunulmazlık sağlıyor.
Amerikalı kaynaklar, bu pasaportların CIA’nin talimatıyla düzenlendiğine işaret ediyorlar. ABD’de, Türkiye’den farklı olarak, özel kesimden bir kişi, belli bir sure için devlet memurluğuna getirilebiliyor. Bu statünün kazanılması için, ilgili bakanlıkta bir komisyon oluşturuluyor. Komisyon, kişiyi sorguladıktan sonra, görev için uygun olup olmadığına karar veriyor ve atamasını yapıyor. ABD’de büyükelçilik görevine bile, aynı yöntemle özel kesimden kişiler atanabiliyor.
Bu okullardaki görevli Amerikalı öğretmenlerin büyük bir kısmı Eğitim Bakanlığı personeli olmadığı halde memur pasaportu taşıyor. Eğer bu öğretmenler özel kesimden alınıp görevlendirildiyse, normal prosedüre göre bir komisyonda dinlenmeleri (hearing) gerekirdi. Oysa bu öğretmenlerin atama öncesi sorguları yapılmamış. Bu normal olmayan bir durum.”
Amerikan bürokrasisinde normal olmayan durumlara sıkça rastlanabiliyor. Ancak bu tür olağanüstü uygulamalar, devreye gizli servislerin girmesiyle mümkün oluyor.
Bu okullarında görevlendirilen öğretmenlerin, ABD Eğitim Bakanlığı’nın ilgili komisyonunda dinlenmeden resmi pasaport almaları için, CIA’nin devreye girdiği belirleniyor.
Moon’un bir baska ozelligini yazip yazımi noktalayayım. Moon, ABD’de The Washington Post’un da aralarında bulunduğu birçok medya kuruluşunun patronudur. Zaten hem ABD’de yaşayıp hem ABD düşmanı olma iddiasına inanmak saflıktan öte bir özellik olsa gerek.
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
ALMANYA neden ERMENİ’leri ÖPTÜ- 2
June 22nd, 2016
Geçen yazımda bu konuya farklı bir boyutu ile irdelemeye çalışmıştım.
Şimdi ise farklı bir başka boyutu ile alarak takdiri sizlere bırakacağım.
Önümüzdeki günlerde İngiltere AB’den çıkmak için referandum yapacak. Anglo-Saksan düşünce Almanya’nın her ne pahasına olursa olsun Avrupa Birliğini ayakta tutmak için harcadığı enerji gördükçe kendi geleceği hakkındaki çeşitli senaryolar oluşturmakta ve bu çalışmalar esnasında Almanya’nın pozisyonu onları yeterince rahatsız etmektedir. Şayet AB içinde şu anki pozisyonunda kalırsa Almanya hegemonyasını kabullenmek durumuna düşecektir. Fakat bu referandum ile ayrılırsa ayrıcalıklı pozisyona çıkacağından dolayı kendi hegemonyasını AB’nin yarı üyesi olarak pastadan istediği payını alarak devam edecektir. Fakat bu referandum sonrası hayır oyları ile AB içinde de kalırsa ” Üst aklın hazırlamış olduğu oyun yoluyla bir bakana suikast yaptırarak istediği istikamette sonuç çıkma çabası içerisine girdi. Şimdi şunu sorabilirsiniz yukarıdaki yazdıklarınız çelişiyor. İşte tamda can alıcı nokta orası. Çelişkiler yaratarak her durum karşısında en iyi avantajı elde edebilmek amaçlanmaktadır” Demoklesin kılıcı gibi kullanarak istediği avantajları alacaktır.
Ayrıca üst akıl son dönemde AB’nin parçalanması, parçalanmazsa düşük düzeyli bir profil ile kalmasını istemektedir. Bunun içinde paranın musluğunu ABD’ye döndermiş durumda.
Pek tabiki bu çalışmalar yapılırken Almanya içerisindeki bazı gruplarda alternatifler üretirken Rusya kartını oynamak istemektedir. Bu kartı kullanabilmek için gerekli olan taviz ise Putin yüzünden Türkiye oluyor. Bu kart oynanırken belki bir çoğumuzun dikkatinden kaçan bir hamle yapıldı bile. O hamle ise ikinci bir Kuzey Enerji hattının fizibilitesi projesi başladı bile. Pek tabiki bu proje için yalnız Türkiye değil Ukrayna da feda edilmesi gerekiyor ki koca Ayı memnun olsun. Ukrayna konusunda ise yavaş yavaş soğuma ve şu olursa bu olursa, bu olursa şu oyunları ile ortada top çevrilmektedir.
Paranın önemi özellikle önümüzdeki dönemde Almanya için can alıcı durumda olacağından “yaklaşık 2 trilyon civarında bir borç bulunmakta” Almanya kendince alternatifler üreterek yeni dünya düzeni içinde Germen varlığını farklı bir boyutta devam ettirmek istemektedir. Bu düşünce içinde gerektiğinde Türkiye’yi de bozuk para niyetine kullanmak istiyor.
Türkiye’nin elindeki en büyük kozu ise Ortadoğu’nun son dönemde özellikle ABD ile olan problemleri yüzünden güvenli liman olması ve Kuzey Irak ve Hazar havzası enerji bölgesindeki güçlü iliskileri nedeniyle elinin bayağı güçlü konumda olması olarak görebiliriz.
Pek tabiki bu oyunları bozmakta yine dirayetli, öngörülebilir ve kontrol altında tutulabilecek rizikoları göze alarak atılan adımlar sonucunda bertaraf edilebilinir.
Yoksa yeni dünya düzeni kurgulanırken olacağın konum FİGÜRAN’lıktan öteye geçmez…
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
March 14th, 2016
Sayın CPD yetkililerine,
İki gün içinde doyurucu bir açıklama yapılmazsa aşağıdaki kamuoyu açıklaması, kamuoyu ile paylaşılacaktır diye kendilerine iletmiştim. İki gün içinde konuya taraf olan kişiler tarafından aranıldım ve bu konunun düzeltileceği söylenilmesine rağmen, maalesef herhangi bir çalışma görmediğimizden dolayı artık bu açıklamayı kamuoyu ile paylaşmaktan herhangi bir sakınca görmüyoruz.
Sevgi ve saygılarımla
Hollanda Elazığ’lılar Derneği Başkanı
“Voorzitter van Vereniging Elazığ”
RESUL ÖZDEMİR
FİGÜRAN ARANIYOR
24 ŞUBAT 2016 tarihinde CPD kurumundan M. Emin Ateş imzalı bir davetiye aldık.
Geçen yıl ortalarında malesef basın aracılığıyla CPD ‘nin bir toplantı organize ettiğini “Sanki YANGINDAN MAL KAÇIRIR ve Devlet’in GİZLİ BİLGİSİ gibi” öğrenmiştik.
Bunun üzerine yapmış olduğumuz basın açıklaması akabinde M. Emin Ateş bey’in arzusuyla bir araya gelip yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak üzere görüşmüştük.
Bu görüşme gayet dostane ve karşılıklı saygı ölçülerinde fikir alış verişi ve bundan sonra yapılacak toplantı ve organizasyonlarda uyulması gereken konuları netleştirmiştik “Diye düşünüyordum”.
Malesef Salı “24 Şubat” günü bize ulaşan mail akabinde neden diye sorgulama ihtiyacı hissettik, o yüzden CPD’yi arayarak mailin içeriği hakkında ve konuşulup anlaşılmış yol haritasının neden uygulanmadığı konusunda bilgi sahibi olmak istedik. Malesef üzücü bir şekilde yine aynı hatanın tekrarlandığını müşahede etmiş bulunuyoruz.
Daha önceki basın açıklamasında belirttiğimiz şartların yerine getirilmediği gibi ve ayrıca görüşmemizde konuşulan konular yerine getirilmediği için bundan böyle CPD diye bir kurumu; BAŞINDA BULUNDUĞUM KURUM ADINA ve TEMSİL ETTİĞİM BÖLGE ADINA TANIMADIĞIMIZI BELİRTEREK, böyle bir kurumun yapacağı çalışmaları yok hükmünde sayıyoruz.
Belki bazıları “Temsil ettiğim bölgeden birileri” birlikte bir kare resminin çıkması hevesiyle birlikte bir çalışma içine girerlerse; Buradan bu kişilerin bölgeyi temsil yetkilerinin olmadığını belirtiyoruz.
Şayet ona rağmen böyle bir çalışma yapılırsa da, bölge insanları ile CPD’yi karşı karşıya getireceğinden dolayı CPD “üyeleri” ile bölge insanları arasında tamir edilemiyecek hasarlar “GÜVENSİZLİKLER” bırakacağını hatırlatmakta fayda görüyoruz..
Yukarıdaki yaptığımız açıklamalar ve gösterilen davranışlar ışığında anladığımız kadarıyla SENARYOSU YAZILMIŞ oyuna FİGÜRAN aranmaktadır, başında bulunduğum KURUMUN ve TEMSİL ETTİĞİM KİŞİLERİN senaryosu yazılmış oyunlara FİGÜRAN durumuna düşmesine asla ve asla müsaade etmeyeceğimi kamuoyuna belirtmek istiyorum.
Sevgi ve saygılarımla
Hollanda Elazığ’lılar Derneği Başkanı
ŞU an-KARA
February 19th, 2016
Son dönemde iki kere art arda bombalama olayı olunca ister istemez neden ve niye Ankara diye gözlerimiz o yöne çevrildi.
* Amaç neydi?
* Ne söylenmek isteniyordu bu bombalama olaylarıyla?
* Kimler yapıyordu diye de kendi kendimize sorarken, yapanlar acaba kendi kendine bağımsız bir şekilde mi yapıyordu?
* Yoksa işin içinde taşeronluk var mı? diye de sormakta fayda vardır.
Yani kısaca gündelik olaylara dalarak geniş perdeyi unutmak demek olur ki, bu da olayları anlamamıza veya analiz etmemize yardımcı olmaz.
Bazılarımız olaylara sadece Suriye’deki olaylar olarak bakarak olayları değerlendirebilir.
Fakat,
Bendeniz olaylara genellikle TARİHSEL SÜREÇ ile KONJONKTÜREL olayları hesaba katarak analiz yapmanın daha doğru sonuçlar ortaya çıkaracağına inananlardanım..
Peki Tarih ve konjonktür bize neleri hesaba katmayı unutma diyor?
ÇEÇEN SAVAŞI’nı unutmamak gerekiyor: Rusya “KGB ajanı olması hasebiyle Poetin” Türklerin Çeçenlere yardımlarını unutmadı.
* Daha öncesi içinse SYKES-PICOT Antlaşmasında tek eli boş kalan ülke.
* Ukrayna ile olan sorunları dolayısıyla girmiş olduğu sıkıntılar yüzünden toplumun odaklanabileceği milli ve manevi konu arayışı ve en önemlisi yeniden varım diyebileceği ortamın Obama tarafından yaratılması.
* Pentagon’un Sovyetler Birliği yıkımının “Afganistan hezimeti” benzerini Rusya için planlamasını göremeyişi yüzünden Suriye bataklığına girmesi gibi basit örnekler verebiliriz.
Bir başka unsur var ki, o da başlı başına bir büyük unsur ve konu olarak ele alınması gerekiyor.
* Vatikanın yeniden HAÇLI BİRLİĞİ için vermiş olduğu çabalar… Bu çabaların çıkarmış olduğu ortak çıkarlar “Ortadoğunun yeniden şekillendirmesi”
Suriye problemi ile Türkiye Kürtler üzerinden bir bataklığa çekilmek istenerek dizayn edilmek isteniyor. Bunu yaparken de en uç sinir damarlarına dokunarak GEL GEL yapılıyor.
Bir başka konu ise İSRAİL.
* İsrail kurulmadan önceki etnik ve nüfus yoğunluğu temizliğidir.
Bugün aynı vakıalar Suriye üzerinde oynanmaktadır.
* Avrupa ise bu denklem içinde PİYON olarak kullanabilmek için daha önce tecrübe edilmiş olan GÖÇMEN AKINI ile terbiye edilmektedir.
Daha önce birkaç kere yazmış olduğum yazılarda da belirttiğim gibi Türkiye eline geçen bir kaç fırsatı teptiği için malesef bugün OYUN KURUCU OLMAKTAN ÇOK PİYON DURUMUNA DÜŞMÜŞTÜR.
Türkiye’nin yeni açılımlarla bu sıkıntıları aşması gerekmektedir.
* Bu açılımların en başında Yavuz Sultan Selim’in yaptığı gibi Kürtler ile konsorsiyum içine girmesi gerekmektedir.
* Bir başka açılım ise Orta Asya Türk Devletleri ile işbirliğinden öte ortaklıklar kurmasıdır.
Bu açılımların temel harcı konusunda ciddi bir düşünce içerisine girip bir karara varmalıdır.
Bu harç ise naçizane düşüncem olarak şunu diyebilirim.
İSLAM’İ DÜŞÜNCE ve DÜZEN..
Bu günkü Kemalist düşünce yapısı ile sistem ülkeyi birleştirmek yerine parçalamaya başladı.
Kemalist düşünce yapısıyla ne özgürlükleri artırabilirsiniz ne de ortak noktayı bulabilirsiniz.
Çünkü Kemalist düşünce yapısı kendi içinde TEKCİL ve NASYONALİST bir kavram barındırdığı için farklılıkları içeri almak yerine dışlamaktadır.
İslam’i düşünce ve sistemi ile etkileşim yapabileceğiniz coğrafi konumları da ele aldığınızda alternatif ve bir yapı rahatlıkla ortaya çıkararak rahatlama ortamını oluşturabilirsiniz.
Fakat,
Bu sistemin başka sıkıntıları ortaya çıkarmaması içinde sistemi kabullenmek istemeyenlerin VATANDAŞLIK SÖZLEŞMESİ ile kendi düşünce ve ideolojisine uygun sistemini kabullenerek topluma hizmet sunulması gerekmektedir. Aynı zamanda FEDERATİF bir sistem ile YEREL YÖNETİMLERİ güçlendirerek halka hesap verme ortamını yaratmak gerekir..
İRAN’A AMBARGO
January 20th, 2016
Geçen gün bir hayli samimi olduğum kulağı bir hayli açık olan dostumla ambargo konusunda konuşurken, benim daha önce yazdığım yazıyı hatırlatarak Halk Bankasına dikkat çekti.
Öngörülerim konusunda da tebrik etti.
İnşaALLAH bu öngörülerimi birileri okumuştur..
Bu yazıyı okuyup anlamak için analize bahis konuyu daha önceden yazdığım MAHALLE KABADAYILARI ile ilgili yazımı okumanızı tavsiye ederim..
5+1 olarak bilinen ülkeler İran’ın nükleer santrallerinin denetime açılması karşılığında uygulanan ambargoyu hafifleterek ileride tamamen kaldırma konusunda anlaştılar.
İsrail bu konuda istemem yan cebime koy edasıyla tavır takılmakta. Türkiye’de bir bölüm insanlar ise kendilerine dayatırılan ambargo sonrasında ticaret daha da canlanacak hikayelerine aldanarak tabiri caizse zil takıp oynamadıkları kaldı. Belki “MAHALLE KABADAYILARININ” 5+1′in izin verdiği kişiler bu işten faydalanabilir fakat ülke ekonomisi olarak pek sevinmenin bir anlamı yok.. Şu ana kadar TL ile alış veriş yapılırken ticaret karşılığı olan meblağda Halk Bankasında tutuluyordu. Bundan sonra İran’ın bu parayı istediği gibi istediği yerde tutma imkanı yaratıldığı için Halk Bankası ve pek tabiki ülke ekonomisi bu işten hayli zararlı çıkacaktır.
Malesef İran’ın yapmış olduğu her ne kadar Türkiye tarafından nankörlük olarak algılansa da, ülkelerin ebedi dostu veya düşmanı olmaz ilkesini bize yeniden hatırlattı.
Sevgi ve saygılarımla
Barış Masası
September 21st, 2015
KAMUOYUNA SAYGIYLA DUYURULUR,
Hollanda Elazığ’lılar Derneği olarak; son dönemde Anavatanımızda yaşanan sıkıntıları üzüntü verici bir şekilde takip etmekteyiz.
Malesef hergün bir sürü ocağa ateş düşerek anaları can evinden vurmaktadır.
Bu fitne ve fesat’ın ülkemizdeki birlik ve beraberliğe sekte vurduğunu üzüntüyle belirtmek zorunda kalıyoruz. Oysa yaklaşık son 3 yıl içinde birlik ve beraberlik, akabinde kardeşlik projesi ile Çözüm süreci belli bir noktaya gelmiş, birinci Meclis ruhunun tekrar ülkemizde Türkiye bedeni içinde ruh’a bürüneceğini ummuştuk.
Son 12 yıldaki ekonomik ve siyasi kazanımların, bu yaşananlardan dolayı heba olacağı korkusu yaşamaktayız.
Ülkemizin tekrar ekonomik ve siyasi ivme kazanabilmesi için bir an önce barış masası etrafında oturarak gerekli ortamın hazırlanması için adımların atılmasını beklemekteyiz.
Bu çalışmaların yanlız hükümetin sorumluluğunda değil de, öteki partilerin aktif katılımıyla “ÇÖZÜM ODAKLI ÖNERİLERİYLE” siyasi veya ideolojik ayrıştırıcı etmenlerden uzaklaşarak makul yolun bulunabileceği umudu içerisindeyiz.
Bu adımların atılması esnasında BİZE DÜŞEN SORUMLULUĞU SEVE SEVE YERİNE GETİRECEĞİMİZİ BELİRTEREK, öteki STK’ları da toplumsal birliktelik ve dayanışmaya davet ettiğimizi belirtmek istiyoruz.
Olaylar bu şekilde devam ettiği sürece dışarıdan ülkemizdeki kardeşlik ortamının tamir edilemez şekilde tahribata açık olduğunu belirterek, dış mihrakların olaya müdahil olmasına toplumsal olarak ÇANAKKALE RUHU İLE ENGEL OLMAK ZORUNDAYIZ.
Kısacası ölüm ve gözyaşının ülkemizin kaderi olmadığına inanarak, BİRİNCİ MECLIS ruhuna sarılarak ülkemizde BARIŞ ve KARDEŞLİK içinde yaşamayı kendimize şiar edinerek KARDEŞLIK HUKUKUN’a SAYGI İÇERİSİNDE YENİ BİR BAŞLANGIÇ YAPMAYA İHTİYAÇ DUYDUĞUMUZU BELIRTMEK İSTİYORUZ.
Yaşanan olaylarda hayatlarını kaybedip şehadet şerbetini içenlere Cenab-ı Allah’tan rahmet diler, vatan ve milletimize de sabırlar tëmenni ediyoruz.
Sevgi ve saygılarımla,
Hollanda Elazığ’lılar Derneği
Yönetim Kurulu adına Başkan
Resul Özdemir
Egyptische Coupe / Mısır Diktatörü
May 16th, 2015
WALGELİJK, WALGELIJK en de HUIGELACHTIG..
Waar blijft de reacties/sancties van de zogenaamde Westerse “wereld” Democraten?
Zogenaamd WAREN ZE TEGEN de COUPE en DOOD STRAF toch..
Waarom reageren ze niet tegen de EGYPTISCHE COUPE PLEGERS?
Of is dit de SAMENZWERİNG?
Hani Müslümanlar içindeki İRLANDA’lılar?
Her konuda atıp tutmayı seven, o sözüm ona Müslümanlar.
Müslüman bir ülkede %52 ile seçilmiş bir lider İDAM CEZASI veriliyor ve hiç kimseden ÇIT YOK.
Yoksa o lider de Türkiye’de olduğu gibi DEMOKRASİ ŞEHİDİ mi olması lazım?
Sizlerde yoksa Hürriyet Gazetesi’nin attığı “Bir zamanlar 411 EL KAOSA KALKTI” başlık gibi Mısır için %52 KAOSA OY MU KULLANDI DİYORSUNUZ?
Sözüm ona batı’daki Demokrat’lardan bir BEKLENTİM YOK..
Ama……
İçinde birazcık.
MÜSLÜMANLIK
VİCDAN
DEMOKRAT’LIK varsa ve buna tepkisiz kalıyorsanız YAZIKLAR olsun SİZE…
Dipnot : YARASI OLAN GOCUNUR.
Dağ’a göre KAR
April 24th, 2015
Bizim orada bir laf vardır, sevgili anamda sürekli kullanırdı.
Cenab-ı Allah dağı önce yaratmış ve ona göre KAR yağdırıyor evlat..
DERDİ……
2011 yılındaki Eyalet Seçimleri benim için büyük tecrübeler içeriyor.
Burada bulunan esnaftan tutunda, işadamına,dernek veya vakıf yöneticilerine ve Basına kadar bir çok kişi ve kurumu yakından tanıma fırsatı yakaladım.
Bense tutturmuş Nasreddin Hoca misali gölün maya tutması için çırpınırken, idealleri için hayatının en önemli değeri olan ailesini ikinci plana itiyordu.
Oysa hayatın akışı bensiz ve idealsizde devam ediyordu..
Çünkü ikinci Meclis “TBMM” döneminde “80,90 yıl önce” atılan maya bu kadar çabuk, benim göle attığım maya ile istediğim kıvama malesef getirmiyordu..
Acaba sıkıntı göle çaldığım maya’da değil de, o göldeki süt’denmiydi? süt mü, sütlükten çıkıp su olmuştu..?
EVET EVET tamda ÖYLE OLMUŞTU..
Sütçü, sütü satmadan önce birazcık süte su katsam birşey olmaz diye düşünüyordu, fakat birşeyi unutmuştu; o’da ÖNCESİNİ ve SONRASINI.
ÇİFTÇİ hayvana hormon vermiş, ÇOBAN iyi çayırlar da otlatmamış, MERA’lar çevre kirliliği yüzünden verimli otlar oluşmamakta vesaire vesaire öncesi de böyle devam edip gidiyordu…
Sonrası ise, yoğurt, peynir ve ayran gibi şeylerde oluşan eksikliklerle sürüp gidiyor..
Şimdi diyeceksiniz ki…!!
Yahu be adam saadet’e gel….
Tamam tamam hemen geliyorum..
Günlerden bir gün “ilk ve tek” buradaki bir basın mensubu beni arayarak seçim dönemi içinde adayları tanıtıyoruz, şayet uygunsanız sizide bir akşam yayınına almak istiyoruz, diye teklif sunmuştu…!!
Bende bir yönden kızmış, küsmüş ama aynı zamanda Avrupa’da ilk kez Eyalet düzeyinde bir Partiyi yöneten “Türkiye kökenli” siyasi lider olarak bu fırsatı tepemezdim..
Oysa Hollanda basını beni Liste başları “Siyasi liderleri” tartışma toplantısında çok başarılı olarak göstermişti. Türkçe yayın yapan basın ile aynı kaba kaşık çalmışsın ve buradaki toplumun yararına birlikte çalıştığını düşündüğünüz için onlardan beklentileriniz daha fazla.
Neyse bu konuyu bir başka yazıda ele alacağım..
Bugünkü yazının konusu bu değil.
Galiba yine başka mevzulara daldım. “Yaram deşildi denir ya, benimkide O”
O toplantı esnasında, PvdA adayı, Ben ve HTIP başkanı seçimi ve yapılması gerekenleri konuşuyoruz.
Parti kurma döneminde ziyaretlerde bulunmuştum. Pek tabiki HTIP’i de ziyaret’e gidip istişare etmiştim. İSTİŞARE esnasında vermiş olduğu ve ima ettiği sözler beni bir hayli umutlandırmıştı..
O akşam ki yayın esnasında HTIP başkanı bir anda PvdA Partisinin sanki adayı gibi o Parti’nin programını savunmaya başladı. Parti’nin Adayı içinde HTIP terbiyesi ile büyümüş biri, (sanki biz HTIP terbiyesi ile büyümedik, o yüzden terbiyesisiz) o yüzden bu topluma büyük yararı dokunacak diyerek onun propagandasını yapmaya başladı “Gayet tabiki o’nun siyasi tercihi ve düşüncesi ama bu kadar farklı bir profil bu kadar kısa sürede çizilmez diye düşünüyorum, oysa Ak Parti ve Hadep kapatılması olayları esnasında ortaya koyduğu DEMOKRATİK TAVIR imrenilecek bir durumdu”..
Fakat her ne hikmetse “benim için değil, çünkü durumu biliyordum” o aday seçildikten sonra bir “1″ senesi dolmadan hem işinden hemde Partisi’nden nazikçe kapı önüne kondu. Fakat o kişi tekrar Meclis’e dönmek isteyince “Ne kadar garip bir olay; Dönmeseydi sesleri çıkmayacaktı” Parti O’nu neden kapı önüne koyduğunu açıkladı. O kişi yani HTIP terbiyesi ile yetişen kişi Resmen ispatlanmış ve olayı itiraf etmiş bir HIRSIZ’dı.
Yukarıda ne demiştik…
Cenab-ı Allah dağı görür, O’na göre KAR’ı yağdırır..
Işte bu topluma da BÖYLE YÖNETİCİLER verir..
Hep savunduğum bir şey vardır..
Her şey sebep sonuç ilişkisi ile ilgilidir.
Sonuç ise Kader’dir. O kader ise yaptıklarımız ile ortaya çıkan bir durumdur.
O seçim esnasında reklam verdiği basın ise her ne hikmetse “benim için değil” bu hırsızlıkla ilgili neredeyse bir kelime yayın yapma zahmetine girmedi..
Her ne kadar biraz ağır bir yazı olsada, sürçü lisan ettiysek de AF ola…
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
Not: Bu yazı Ali OSMAN BİÇEN kardeşimin canım Ayran içmek istedi adlı sosyal medyada yazmış olduğu yazıya Reaksiyon yazan VECİH Er bey’in yazısından sonra kaleme alınmıştır. O reaksiyon da Vecih bey, Ayran yapılmadan öncesi ile ilgili geçirdiği evreleri “meradan hayvanın otlamasına kadar ki evrenin analiz edilmesi gerektiğini” yazıyordu…
Fenerbahçe otobüs’üne silah’lı saldırı…
April 5th, 2015
Trabzon’lu kardeşlerime “Öncelikle Eniştem’e, kendisi Trabzon’lu” nasıl şike süreci için yürüyüş vesaire gibi şeyler yapıyordularsa bu Fenerbahçe otobüs’üne yapılan silahlı saldırıya karşı da aynı net tavrı takınması gerekmektedir.
Malesef Trabzon’da son dönemde sansasyonel olaylar konusunda dosyası bayağı kabarıyor ” Sontaro, Hrant Dink vesaire gibiler”..
Trabzon halkının bu durumundan faydalanmak isteyenlerin gazına gelmesi demek, olaylara çanak tutmak demek olur diye düşünüyorum….
Devlet ekranının da bunu görüp acil müdahale etmesinde fayda görüyorum.
Yoksa derseniz….!!
Inanın bu durumun devamı demek, ileride Trabzon için Çözüm Süreci gerektirecek bir ortam çıkarır ki, bunu ALLAH korusun hiç birimiz İSTEMEYİZ diye düşünüyorum…
KUR, FAİZ VE MANİPULAZİSYON ” KFM ”
April 5th, 2015
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası oyunu
“Cebinizdeki parayı çıkarıp üzerine bir bakın” Üzerinde Cumhuriyeti’ndeki I harfi yoktur..
Bir ülkede kriz çıkarmak istiyorsanız bunun çeşitli yöntemleri vardır.
Daha önceki yazılarımda defalarca TÜRKİYE daha büyük sıkıntılara hazırlıklı olmalı diye yazmıştım…
Gezi, Kobani vesaire olayları gibi girişimler halkın duygusal yönlerini kullanıp, ülkenin başında bulunanlara, isyan olarak dışarı yansıması şeklinde kullanılmasıdır…
“Buna da halk ayaklanması şeklinde yaftaları yapıştırılır ” sakın ha; benim halkın istek ve arzularını sokağa çıkarak istemesine karşı biri olarak görmeyin” ..
Bu yukarıda yazdığım konuları bugün ele almayacağım.
Bugünkü konumuz Ekonomik kargaşa…
Sıcak para öncelikle hedef seçilen ülkeye sokulur.. Bu sıcak para akışı da genellikle spekülasyonlara musait olan borsa da döviz piyasasına sokulur, fakat Türkiye gibi ülkelerde Tahtakale piyasası da tam biçilmiş bir kaftandır ” Tahtakale piyasası tamamen kara paranın kullanılma alanı için ideal bir yer”..
Bu işlemleri yaparken büyük oyuncular ‘ dan da destek alınır. O büyük oyuncular hamle anlarında göz önünde olduğundan yaptıkları çalışmalar küçük yatırımcının ya gözünü korkutur yada o yapıyorsa bir bildiği var mantığı ile piyasanın dengesini değiştirebilir…
Türkiye’ye dönüp baktığımızda en zayıf noktası olan öz sermaye eksikliği yüzünden Para piyasası ve Borsa piyasası genellikle bu ağa babalarının “mahalle Kabadayı’larının” elinde.. 24 Şubat kararlarından bugüne kadar baktığımızda piyasada büyük miktarda dalgalanmalar yüzünden ekonomik kriz oluşmuştur. Oysa başka ülkelerde bunu yapan kurumlar büyük cezalara mahkum edilmişlerdir. Malesef Türkiye gibi ülkelerin öz sermaye sıkıntısı çektiği için korkudan bu tür haraketleri yapanlara ceza kesmeye de cesaret edememektedirler. Bu yapılanlar da yapanın yanına kar olarak kalmıştır.
Pek tabiki bazen özel örnekler nadirende olsa batı ülkelerinde de görünmektedirler ” Soros’un Pound ile ilgili yapmış olduğu spekülasyon gibi”.
Türkiye’nin en önemli önceliği bu kısır döngüden çıkabilmek için “öz sermaye” tasarruf tedbirleri almak ve bu piyasanın hakimi olması gerekmektedir. Yoksa sürekli olarak bu kısır döngü sürüp gidecektir…
Peki pek çok şeyi söyledin de, çark nasıl işliyor ? diye soracaksınız.
Para yukarıda yazdığım şekillerde içeri girer. Akabinde Piyasada Dengeyi değiştirebilecek olan büyük kurumların hisseleri veya döviz kurları üzerinden manipüle edilerek piyasa telaşa verilir. Amaç döviz kurlarından kazanmak ise faiz oranları ile oynayarak piyasanın dengesini bozarak ülkelerin paraya ihtiyaçları yüzünden faizden dolayı sermaye çıkışı sağlanmış olunur. Bu hamleler yapılırken kimi kısa dönem içinde dövizin yükselmesi, kimi de faiz artırımı dolayısıyla sıcak para’dan para kazanır. Bu döngüler genelde bu sefer sen bu şekilde kazanacaksın, bir dahakine ben şeklinde dönüp dolaşarak ağa babalarının bankadaki hesaplarına şişkinliğe sebep olur..
Bu tür ülkelerin Merkez Bankası hisselerinin % kaçı..??? acaba Milli diye açıklanması gerektiğini düşünüyorum..
Çünkü bu işler yürütülürken Merkez Bankası en büyük oyuncu ve yöneticidir..!!!
SABIR ve ŞÜKÜR
March 6th, 2015
Son dört “4″ yılda yaşadıklarıma dönüp bakınca.
Diyorum ki..!!!
Karanlık çökünce GÖLGEM bile beni terk etti…
Güneş yükseldikçe de GÖLGEM kısaldı..
ÇOK ŞÜKÜR,
Gölgem beni terk ederken SABIR diyenlerden olmayı nasip eyledin.
Gölgem kısaldığında da ŞÜKÜR etmeyi nasip ettin, YA RABBİM..
KARANLIK; Zor günlerim, test günleri
GÜNEŞ YÜKSELMESİ; Iyi günlerim
GÖLGEM; Etrafımdakiler
MAALESEF,
Menfaat için etrafımda olanlar, bu muslukta su akmayacağını düşündüklerinde; fareler gibi GEMİYİ TERK ETTİ’ler.
Bazıları da, iyi günümde kıskançlık krizine girerek kendilerini kalbimde ” Etraftaki ışıktan rahatsız oldular ” sildirdiler..
Cenab-ı ALLAH;
GÖLGEM terk etse de, Güneş yükseldikçe GÖLGEM de kaybolacak DOST’u,
Henüz nasip etmedi.
Temennim o’dur ki Cenab-ı ALLAH’tan;
Gölgesi TERK etse’de, TERK ETMEYEN; Güneş tam tepedeyken de O’nu KISKANMAYAN,
Dostu herkese nasip eylesin…
Eyalet Seçimleri
March 2nd, 2015
Eyalet Seçimleri.
Önümüzdeki günlerde Eyalet Seçimleri yapılacak ve yine almış başını gidiyor bir kavram karmaşası…
Önüne gelen ” Siyaset KÖRLERI veya Bilgi FUKARALARI ” yok il seçimleri, yok il encümenleri için seçim yaftaları üzerine koyarak halka kendince bir sunum yapıyor..
Izah edemedikleri bir konuda yani uzman olmadıkları bir konuda uzmanca bilgi sunar gibi halka birşeyler anlatıyorlar.
Il genel seçimleri olsa;
Örnek olarak Den Haag Belediyesi bir il olarak düşünürsek Haaglanden dediğimiz WGR+ sistemin Türkçe sözlük karşılığı ne oluyor?
*Bay bilmişler o WGR+ Sistemi için bir isim dusunuyor iseniz ona BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ diyebilirsiniz..
Bir başka konu ise WGR+ IL ise Rotterdam ve Den Haag gibi büyük şehirlerin üstü olan Haaglanden ve Rijmond değilde Rijmond ve Haaglanden üstü olan Provincie Zuid Holland ‘ın sözlük anlamı ne oluyor?
*Sayın çok bilmişler malesef Türkiye’de EYALET sistemi olmadığı için Türkçe bir karşılığı yok… O zaman o şıkkı boş bırakmaktan başka çareniz kalmıyor..
Haaa burada şunu söyleyeyim… Korkmayın cevap vermediğiniz içinde burada 3 yanlış bir doğruyu götürür diye bir sistemde yok.
Yani yine yaşadınız.. ;-))
Kısaca şunu demek istemiştim..
Türkiye’de Eyalet sistemi olmadığı için anlaşılması için belki kullanılabilir bir terim, fakat bunu duyan insanlarda oraya seçilenlerden beklentileri de Il encümenlerinden beklentisi aynı oluyor..
Oysa Statenlid olan kişiler tamamen farklı bir konumda oldukları için beklentileri karşılayamazlar ve buda Halkımız tarafından bir hüsranla sonuçlanıyor..
Bali bu toplumu bilgilendiremiyorsunuz..;
* En azından karşı karşıya getirmeyin…
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
RACON KESMEK
February 28th, 2015
Daha önce Türkiye’nin dikkat etmesi gerektiğini defalarca yazdım…
Sen çıkar mahallenin Kabadayı’larına RACON kesersen olanları göze alıyorsun demektir..
O Racon diye tekrar bir hatırlayalım…
*5+1 karşı dur, Brezilya ‘yı yanına alarak İRAN’ ın ATOM PROJESİNE alternatif çözümler üret…
*Dünya beş ” 5 ” ten BÜYÜKTÜR…
*Gazze, Halep, Şam, Mekke ve Medine neyse Edirne, Kars veya Istanbul O’dur de…..
*Sen çık onlarsız iç barışı kurmaya kurmaya yelten…
*Sen çık Rusya ile işbirliği’ni artır ” Rusya ile yatağa girende Şaş’ı kalkar onuda unutmayalım”….
*Sen çık onlar olmadan veya onlara dayanmadan ” Çin’den silah al ” savunma sistemini kur…
*Sen çık Müslüman ülkeleri ile işbirliğini artır…
*Sen çık Afrika ülkelerine siz köle değilsiniz de….
Sen yukardakileri yaparsan çıkarırlar baş ucunda DEAŞ ”İŞİD” gibi bir belayı otur gerisini sen düşün.. O’nu kurarken de seni bile kullanırım sen farkına varamazsın ” Suriye’nin, Libya’nın ve Mısır’ın istikrarsızlığı ”. derler..
O yüzden sebep sonuç analizi yaparak, daha da sıkıntılar olabileceğini görmemek için KÖR olmak gerekiyor..
Fakat nacizane düşüncem; Elbetteki özgürlüğün bir bedeli vardır..
Sonuç özgürlük ise;..!!! bazı bedelleri ödemekten korkmamız gerektiğidir…
Algemeen | No Comments | Edit
İstifa
February 22nd, 2015
Değerli Yönetim Kurulu,
2013 yılı sonunda bana göstermiş olduğunuz teveccüh ile Genel Sekreterliğe seçtiniz.
O dönemde de söylediğim gibi Müsiad Yönetimi içinde veya dışında olmam önemli değil. Müsiad ailesi ne zaman bana şunu veya bunu yaparmısın diye sorarsa “ihtiyaç duyarsa”, her zaman için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım. Bu geçtiğimiz yaklaşık bir buçuk yıl dönemi içinde de şartların el verdiği ölçüde görevimi yerine getirmeye çalıştım.
Bu gün itibari ile “Işlerimin yoğunluğu ve önümüzdeki günlerde getireceği yoğunluktan ” geldiğim bu noktada artık bu görevi layıkıyla yapamadığımı veya yapamıyacağımı görmekteyim.
O yüzden Müsiad Hollanda’nın daha iyi ve verimli çalışabilmesi için bu görevi layıkıyla yapabilecek birine devir etmem gerektiğine karar verdim. Bu görevi devir ederken de yeni seçilecek kardeşim’e her türlü konuda katkı sunabileceğimi belirtmek istiyorum.
Benim bu verdiğim karardan dolayı maruz göreceğinizi umuyor ve destekleyeceğinizi temenni ediyorum..
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
MÜSİAD HOLLANDA
Genel Sekreteri
+ 31 ( 0 ) 6 24629326
resulozdemir@gmail.com
Fransa’daki vahşet ve Batı’nın ikiyüzlüğü…
January 13th, 2015
Geçen gün Fransa’nın başkenti Paris’te canice bir katliam gerçekleşti..
Bu olayın gelişimi toplumu bir birine karşı kin ve nefret duyguları üreten bir dergi yüzünden meydana geldiğini unutmadan bir analiz yapmakta fayda vardır.
Aslında bu dergi daha önce ülkede yasaklanmış. Fakat konu Islamiyet ve Müslümanlık olunca yapan hakaret her ne hikmetse Batı’da düşüncenin açıklanması olarak lanse ediliyor.
Son günlerde her ne hikmetse Batı’da önüne gelen herkes, Müslümanlara bu son olayları tepki vermesini ve lanetlemesini bekliyor….
Yıllardır Islam dünyasında olan vahşete bu güne kadar bir cılız’da olsa tepki duymadım veya lanetlemediler.
Fransa’da olan olay gününde Boko Haram denilen lanetlikler 2 000 kişiyi bir anda katlettiler.
Müslüman ülkelerde her gün yüzlerce insan vahşice katledilirken Batı dünyası kör, sağır ve dilsiz’leri oynuyorlar… Malesef islami ülkelerin liderleri ise bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı ile hayatına devam ediyor.
Islamiyet’te bir insanı katledenin bütün insanlığı katletmiş gibi cezalandırılacağı kabullenilir…
O yüzden hiç bir Müslüman şayet Cennet’e girmeyi düşünüyorsa, böyle bir hareket içine gireceğini düşünmüyorum..
Pek tabiki şeytanın bu dünyadaki uzantıları hariç…
PAPA, NETHANYAHU vesaire gibiler bile Müslümanlardan aynı şeyleri talep etmekte.
Sevgili Papa efendi Israil birkaç ay önce binlerce Müslümanı katlederken neredeydin?
Aynı günlerde Istanbul’da bombalama olayında veya Reyhanlı olayında neredeydin?
Zaten Netanyahu katilinden de öyle bir beklentim yok.
Çünkü Filistin’lileri katletmeyi insan’ı öldürmek olarak kabul etmiyor…
Kobani’ye saldırtma olayına da zaten diyecek bir şey bulamıyorum..
Daha önce zaten bu konuya dikkat çekmiştim.
Asıl amaç önümüzdeki günlerde veya zamanda Türk’lerle Kürt’leri şehir savaşına sokmaktır. Oraya özellikle ISIS denilen katilleri saldırtarak HPG güçlerine şehir savaşı antrenmanları yaptırdılar..
Pek tabiki orada vefat eden Masumlarda zannetmeyinki onların umurlarında…
Temennim o ki Kürt’ler ve Türk’ler bu oyuna gelmiyecekler veya gelmezler….
Şimdi Fransa’daki olaya dönersek….
Ben ölen herkese olduğu gibi ölen her bir Fransıza acır ve üzülürüm..
Fakat Papa Efendi’nin veya onlar gibilerin Müslümanların öldüğü veya katledilirken yaptığı açıklamalardan daha fazlasını ne yapar ne düşünüyorum…
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
OSMANLI’ca Eğitim Dili olarak öğretilmesi
December 8th, 2014
Bazı kardeşlerim GAYET HAKLI olarak şu sıralarda OSMANLI’CA dilinin öğretilmesini savunuyorlar..
Bende diyorum ki; GAYET HAKLISIN sevgili kardeşim.
Birde şu bakış açısı ile bakarsak.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde hem dil hemde eğitim sistemi çökertildi.
Bir anda Kürt olmak tamamen yok sayıldı, o da yetmez medrese ve takiyeler yasaklandı.
Ondan sonra da; !!
Bu bölgedeki insanlar hem hor görüldü hemde aşağıdandı.
O da yetmedi; !!
Dini birliktelik, zedelenmesi için de DİNİ ALİMLER asıldı..
ŞEYH SAİD gibi alimler Kurtuluş Savaşı’nın gizli kahramanları iken bir anda: Asi, Vatan Haini ilan edildiler.
ŞEYH SAİD şunu diyordu;
Bize dedin ki; Gavurlar Memleket’e, Hilafet’e, Din’e ve Iman’a saldırıyor. Onları kovduk, ama sen, Italyan’ın, Alman’ın, isviçre’nin, Fransız’ın yasalarını getirdin.
O yüzden seninle onların arasındaki farkı göremiyorum.
Akabinde de şu meşhur söylemi söyler: Madem ki; gayemiz hasıl olmadı, bu beden var olduğu sürece, bende Kurtuluş Savaşı’na devam edeceğim.
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
November 18th, 2014
Kişiliksiz BEDENLER…
Geçen pazar günü Türkiye Milli Maçı vardı. Futbolcular ısınma turları yaparken kale arkasından oturan seyirciler Volkan DEMİREL’e ağza alınmayacak şekilde küfürler edildi.
Ondan sonra bilen bilmeyen herkes kendince ahkam kesmeye başladı.
Kimi Volkan’ı vatan haini kimi komplocu bir yaklaşımla zaten bu bir senaryosunu yazıp çizdiler.
Bir kaç kişi de acaba Volkan’ın hiç mi hakkı yoktu orada ayrılmaya demeye cesaret edip söyleyemedi.
Şunu demeden edemiyorum.
Artık bizlerin temel organlarıyla oynandığı için; birbirine düşürmenin basit yollarını herkes biliyor.
Zamanında Alevi, Sünni Sağcı, Solcu Türk, Kürt bugün de futbol üzerinden kamplaştırmalar oluşturuluyor.
Daha önce demiştim.
Vizyon çizebilmek ve geniş perdeden resme bakmak gerekmektedir. Yoksa son dönemde sosyal media teknolojisi sayesinde insanlar çok çabuk galeyana getirebiliyor.
Insanımızın kimyası ile oynandığı için aşağı tükürsen sakal ” FAŞİST ” yukarı tükürsen bıyık ” KİŞİLİKSİZ ” olacaksın.
Volkan o küfürleri yutsa KİŞİLİKSİZ KİŞİ olarak Ana’sına, Bacı’sına ve Eşi’ne yapılan küfürleri duymayacak, yutacak orada temsil ettiği Milli Takımı için oynayacaktır. Kaçıp gitse bana ne ben bu söylemleri hak etmiyorum derse VATAN HAİNİ ilan edilecektir ve edildi de.
Aslında bu şekilde insanımız ya KİŞİLİKSİZ yada FAŞİST olması için ortam oluşturuluyor.
YAZIK…..
Çünkü, insanımız ne FAŞİST nede KİŞİLİKSİZ’dir.
VATAN MİLLET diyerek insanlara küfür hakkını sana kim veriyor. Ancak bir insan FAŞİST olursa, karşısındaki değerlerini hor görüp küçümser.
Volkan DEMİREL’in Anası, Bacısı ve Avradı o’nun ÖZEL’i ve KUTSAL’ı değil mi?
Şimdi o küfürleri edenlere dönüp şunu demek lazım…!!
Yahu her kaç kişiydiyseniz, o kadar kişi sizin hem Ananıza, hem Bacınıza hemde Avradınıza küfür etse ne yaparsınız?
Profesyonel sporcuymuş…
Öyle olunca bu küfürlere açık olması gerekiyormuş. Seni gidi KİŞİLİKSİZ KİŞİLİKSİZ’ler, o zaman çık o kadar kişi o yukarda yazdıklarım kişilerine küfür etsinde sende sus bakalım.
Vatanı NAMUS olarak biliriz.
Peki NAMUS nedir diye sormak gerekiyor.
Anası, Bacısı ve Avradı namus değil mi?
Şayet bunlar namusu diyorsanız.!!
O zaman NAMUS için o KÜFRÜ duyan kişi aslında ne yapması gerekiyor?
Aslında kaçtı gitti diyen kişi karşısındaki kişiyi KİŞİLİKSİZ olmasını beklerken kendisininde aslında FAŞİST durumuna düştüğünün belki farkında değildir.
Şimdi soruyorum…!!
Kişiliksiz BEDEN mi?
Faşist BEDEN mi?
Konu kişiyi sevip sevmemek değildir .
Hatası olup olmaması değildir.
Yoksa kendine edilmesini istemediğini başkalarına yapmamak mı, DAHA MAKBUL olanı…?
Algemeen | No Comments | Edit
Bir ayrılık hikayesi.
November 16th, 2014
2010 Ağustos ayının sıcak günlerinde Resul Özdemir PvdA Partisi’nden istifa etmişti.
O dönemde bir sürü laf işitmiş, istifa nedenini defalarca açıklamak zorunda kalmıştı. Fakat o dönemde PvdA’da olan Yabancı kökenliler onu oyun bozan, savaşmaktan korkan biri olarak, birde Parti’nin attığı çamuru tekrarlamakla meşgulduler.
Resul Özdemir ise gün ola hayr ola diyerek, ya sabır diyordu.
Çünkü bazı şeyler ancak zamanla anlaşılır diye de düşünmeden edemiyordu.
Bir seçim dönemi yani 4 yıl daha geçmeden defalarca haklı çıkmasına rağmen, her seferinde insanlar ötekine geldi benim başıma gelmedi, gelmez diyerek avunuyorlardı. Oysa her seferinde bir öteki bana yapılmaz diye düşünüyordu.
Ilk olay; ilk altı ayda içinde Provincie Zuid -Holland’da patlak verdi. Hemde Resul Özdemir’ e en çok çamur atan kişiyle başladı.
Peşinden Rotterdam Belediyesi’nde seçim çalışmaları esnasında oldu.
Akabinde Feyenoord Belediyesi’nde görev Belediye Meclisi üyelerine o meşhur çamur atıldı. Onlarda Resul Özdemir istifa ettiğinde kaçıp giden biri olarak gördüler. PvdA’nın ona karşı çıkardığı adayının kazanması içinde her türlü fedakarlığı yaptılar. Onlarada ilk yıl içinde o çamur atılarak saf dışı edildiler.
Oysa Eyalet Seçimlerinde çıkacak sonuç Resul Özdemir’in başarısı olmayacaktı. O sonuçla Senato’da sandalye alma fırsatından bu toplumu mahrum ettiler.
O dönemde Resul Özdemir’in defalarca davet etmesine rağmen PvdA’da siyasete devam etmek isteyen şu anda Parti’den ihraç edilen kardeşleri dördüncü yıl dolmadan malesef aynı sonuçla karşılaştılar.
PvdA Partisi malesef oyunu ver katılımcı olma ilkesi ile hareket ettiği için yarında aynı şeyleri yapacaktır.
Fakat koltuk sevdası sıcak olduğu için herkes başına gelmeyene kadar o koltuğu terk etmeyi düşünmektedir.
Elbette Parti disiplini olacaktır. Fakat şu anda siyasi yelpazedeki Partiler benim gibi düşünürsen, DÜŞÜNCE VE DEMOKRATIK SEÇİLME HAKKIN VAR diyor.
Integratie en Onderwijs programı hazırlanırkende aynı süreç yaşanmıştı. O dönemde de kendileri yazıp çiziyor, bizde bu konunun muhatapları ile konuyu konuştun mu? dediğimiz de.. şu an yazılanlar parti içinde tartışılacak ve ondan sonra yürürlüğe girecek deniyordu.
Ne oldu biliyormusunuz….???
Parti Kongresi’nde istediklerini konuşturarak yürürlüğe koydular. Bizde bunu nasıl seçmenimize anlatabiliriz diye sorunca. Insanlar çabuk unutur duruyorlardı.
Yo unutmazlarsa dediğimizde..!!
Biz kazanmazsak Wilders gibiler kazanır der duruyorlardı.
Yani Wilders ile bizi bir nevi terbiye ediyorlar.
Her ne hikmetse bunu yaparken hep aynı gruba yönelik, bu tür haraketleri yapıyorlar. Sanki özellikle bu grup hedef tahtasına konulması gerekiyormuş.
Şu anda yine bir fırsat doğdu.
InşAllah bu yapılan son hareketler bizleri Hollanda tabiriyle WAKKERSCHUDEN ( Uyandırır ) yapar.
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
Demek ki..!! ya HIRSIZ yada ŞOVMEN olmak gerekiyor….
November 6th, 2014
Beetje je zelf kietelen, anders niemand kietelt je…!!
Biraz kendimi gıdıklayayım, yoksa kimse beni gıdıklamaz.!! der bir Hollanda Atasözü ( Işin en ilginci, ben gıdıklanmam)
Demekki ya HIRSIZ, yada ŞOVMEN olmak gerekiyor.
Hollanda da Eyalet düzeyinde ilk kez Türkiye kökenli olarak tercihli oylarla seçilmek, (1*)Ülkesel Partiyi kurmak, Eyalet düzeyinde Avrupa’da ilk Türkiye kökenli Siyasi Parti lideri olmak, Iki dönem Meclis’te olmak, PvdA Partisinin Eyalet Meclis Yönetim Kurulunda olmak, PvdA’nın Sekreterlerin bulunduğu Derneğin Yönetim Kurulunda bulunmak, Ermeni Meselesinden dolayı siyasi bedel ödemek, FNV sendikasında dört (4) yıl işçi temsilcisi olmak, 2002′den beri Hollanda Elazığ’lılar Derneği Başkanlığı yapmak, Müsiad Hollanda Genel Sekreterliği yapmak, InHolland Yüksek Okulu Den Haag bölümü direktörüne Uluslararası konularında danışmanlık hizmeti vermek, SOB Derneğine Okul ve Iş Dünyası arasındaki çalışmalarında danışmanlık yapmak, (2*/3*)1700′lerden beri Hollanda Siyasi sistemi olan HUIS van THORBECKE sisteminde değişiklik getirmek en önemlisi de ÇOLUK ÇOCUĞUNU ve iyi çalışan bir firmasını kapatıp idealleri için ikinci plana itmek.
Demekki HIRSIZ veya ŞOVMEN olmayınca hiçbir anlam ifade etmiyor.
1* Tabiri Caizse sıcak koltuğundan istifa ederek, oy aldığı topluma hizmet etmek için çoluk çocuğun rızkından feda ederek parti kurup hizmet sunmak istedi. IşAdamlarından, STK ‘lardan ve Basın’dan ne beş kuruşluk maddi nede manevi destek alabildi.
2* HUIS van THORBECKE 1700′lerden beri kullanılan yönetim sistemi, sistem 4 basamaklı Hollanda’nın yönetilmesini kapsıyor (Belediye, Eyalet, Ülkesel ve Senato “Ülkesel Milletvekilleri yasa çıkarır, bu yasalar Senato’da tarafından yasaya uygunluğuna bakar, şayet onaylarsa yürürlüğe girer. Yasa uygun değilse Meclis’e iade edilir.” Senato Eyalet Milletvekili tarafından seçiliyor, yani halk tarafından seçilmiyor.
3* Bu sistemin 2028 Olimpiyat adaylığı uygun olmadığını söyleyip, değişmesi için çalışmalar yapmak ve yaşadığımız bugünlerde oluştuğuna şahit olmak. Bu sistemde 3 Eyalet ve 4 büyük Şehrin üzerine ulaşım Bakanlığı kurulması fikridir.
İKİ TARAFI KESKİN ( SİRKE ) BIÇAK
October 9th, 2014
İki tarafı keskin BIÇAK.
Son günlerde Kürt’ler Kobani üzerinden Türkiye’ye yüklenirken, Türkiye’de bekle gör taktiği izliyor.
Aslında bekle gör değil bu taktik.
Kürt’ler Kobani giderse, çözüm süreci biter derken, Türkiye ise ben kendi sınırlarım içindeki sorunlara odaklanmış durumdayım.
Gerisi ;!! Oradan kaçıp gelenler dışında bu işe karışmam diyor.
Kürt’ler ise kardeşsek oradakilerin hakkını hukukunu savunmak gerekiyor derken, Türkiye beni zamanında elinin tersiyle terslemiştin, Esed’e daha yakın durup fırsattan istifade etmek istemiştin.
Hatırlıyormusun diyor…
DİYOR, DİYOR, DİYOR…
Aslında her ikiside kendince haklı sebepleri var.
Kürt’ler bu bir fırsat diyerek, orada kendine özgü bir yönetim şekli yaratmaya çalıştı.
Türkiye ise madem öyle, birde çözüm süreci de madem hal yoluna girmemiş; varın belanızı IŞID’ten görün diyor.
Asıl mesele; zaten bu ortamın ortaya çıkmasını amaçlayanlarında istediği sonuçta buydu.
ŞİMDİ.!
İKİ TARAFI KESKİN BİR BIÇAK GİBİ, İKİ TARAFIN KARŞISINA ÇIKTI.
IŞID denen bela iki tarafın karasularında yüzerek, bir birlerine yaklaşmasına izin vermiyor.
Oysa bu ortamın bu şekilde karışmasının mümesili kendileridir.
Yaklaşık 2 yıl boyunca birbirlerini oyala, ondan sonra tetikte bekleyen eller sizi bir daha birbirine düşürmesin diye bekle.
HERHALDE;
Dünya’da en aptalca düşünce bu olsa gerek diye düşünüyorum.
Yahu kardeşim zaten sizkn birbirinizle diyalog içinde olmasını istemeyen bir sürü ÜLKE var ve bunları tek tek sayabilirim.
Neden fırsat varken daha seri bir şekilde olayı çözmediniz, sürüncemde beklettiniz?
Bu gün TÜRKİYE bekliyor; IŞID işini bitirdikten sonra, Kahramanlar gibi Kobani’yi girip oradaki Kürt’leri kurtaracak;
Oysa bu ilerde ne kadar tehlikeli bir oyun olduğu fazla sürmeden ortaya çıkacak.
KÜRT kardeşlerim, bugün IŞID yüzünden sizlerin Türk’lerle ile belki bir daha aynı çatı altında buluşmaması için tohumlar serpiliyor.
KÜRT kardeşlerim, emin olun ki !!
Bugün Türkiye’de çeşitli yerlerde insanlarımız Kobani için protestolar yapıyorlar.
Gayet haklı olarak Suriye’deki kardeşleri için birşeyler talep etmektedirler.
FAKAT…..
Etrafı yakıp, yıkmanın oradaki kardeşlerine ne faydası var. Bu durum karşısında sıkıntıya girenler nasıl bir empati ile Kobani veya öteki bölgelerdeki kardeşlerinin dertleriyle dertlensin.
Bu yaşanan VAHŞETİ, yakıp yıkmayla etrafındakilere ANLATAMAZSIN.
Yıllar önce cetvel ile sınırları çizenler, bugünkü senaryo’yu oynayanlarla aynı.
Bazı kendini bilmez, salaklar da; oh olsun diyerek kendince seviniyorlar.
Birde çıkıp Türkiye Kobani’ye girerse bataklığa saplanır.
Yahu kardeşin için elini taşın altına koymayacaksan.
KARDEŞLİK NEREDE KALDI.
Bazı kafatasçılar da diyor ki. !!
Şayet Kürt’ler Türkiye’yi büyük ağabey veya vasi olarak kabul ederse yardım ederiz; yoksa ne haliniz varsa görün.
Işte bu yobaz ve kafatasçılar ancak bu kadar DEMOKRAT, bu kadar INSAN olabilir.
Hani Başbakan diyor du ya.!!
Orası Şam, Mekke ve Gaze…
Orası bataklık değil, bizim canımız, ciğerimiz.
Hepimizde alkışlamıştık.
Işte o söylenenlerin yerine getirilmesi lazım ki. !!
KARDEŞLİK PERÇINLENSIN.
Ama şunu da unutmamak gerekiyor. !!
Kandil’de duran kişiler de birşeye karar ( Çözüm süreci ) vermesinin zamanı geldi ve geçiyor.
O verilmesi gereken kararı da ileri ki günlerde sizlerle paylaşacağım.
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
Faşistce söylemler
March 8th, 2014
Değerli okurlarım,
Bugünlerde Rotterdam belediye meclisi seçimlerinde VVD yani Liberal’lerin kullandığı dil, bana 80 ve öncesi Türkiye’yi hatırlatıyor.
O dönemde Kürtçe konuşanlarada bir nevi psikolojik baskı yapılıyordu.
Bizim köyü örnek vermem gerekirse öğretmen düğün dernek dolaşıp kim Kürtçe konuşuyor diye etrafı kol açan ediyordu. O’da yetmez zayıf kişiliğe sahip olanları bu iş için kullanıyordu.
Arada 30 yıldan fazla bir zaman geçmiş, birde Avrupa’da neredeyse en demokratik ülke olarak gördüğümüz Hollanda’nın Rotterdam Belediyesi seçimlerinde hemde Liberal Demokrat olarak kendini lanse eden bir parti’nin faşist’çe kokan ‘biz Rotterdam’da Hollanda’ca konuşuyoruz‘ diyerek öteki dilleri dışlayan, ötekileştiren bir söylemle seçim kampanyası yürütüyor.
Bunu hemde seçim arifesinde yapmasınıda manidar buluyorum.
Burada aldığım izlenim; VVD partisinin yabancı kökenli vatandaş’tan umudunu kesip Hollanda kökenli vatandaşlarında milliyetçi duygularını kaşıyarak oy avcılığı yaptığını belirtmekte fayda görüyorum.
Toplumu ayrıştırıcı söylem ve eylemlerden bir an önce siyasi partilerin uzak durması gerektiğini belirtir. Bu yapılanlardan dolayı kırılıp incinen varsa’da özür dilemesini tavsiye ederim.
Çünkü demokrasi normları olarak Türkiye’deki 80 ve öncesi normları değil, 2000′li yılların Avrupa Birliği (Kopenhagen) normu olarak Avrupa Birliği’ne aday olan ülkelerden beklenen şeyleri yaşadığımız ülke’de görmekten onur duyarız.
Bu demokratik ülkede yaşadığımız içinde mutluluk içinde oluruz.
Yoksa bugünlerde 50′inci yılı’nı kutladığımız birlikteliğe bu tür söylemler darbe vurmaktadır. Toplumu ayrıştırmaktadır. Bu türden söylemler’de göçmen kökenli’leri dışlamaktadır.
Beklentim ve arzum siyasilerin bir an önce bu keskin dilden vazgeçip kucaklayıcı ve farklılıklara kazanç olarak görerek saygı duymaya başlamasıdır.
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
Abdullah Öcalan’ın görüntüleri
February 7th, 2014
Bugünlerde Abdullah Öcalan’ın görüntüleri görsel ve yazılı basında bol bolca gösterilmeye başlandı.
Tamda ülke’de sessiz sakin bir döneme girmişken.
Bu dönem birilerini rahatsız etmiş ki.!
Bu dönemde..
Gezi olayları, o tutmadı 17 Aralık’ta başlayan demokrasi ayarı ve hemen akabinde bu görüntüler.
Bunlar tesadüf olamaz.
Tekrar tekrar söylediğim gibi bundan sonra’da bir başka şeyler mutlaka çıkartılacaktır. Sözünü söylediğim bir çoğunuzun malumudur.
Bu görüntüler durduk yere çıkmadı.
Bu görüntülerle birlikte Abdullah Öcalan sempazintaları arasında gözden düşürülmeye çalışılacak.
Böylelikle sürece balta vurulacaktır. Onlara dönüp diyecekler ki bak sizi böyle satıyor. Siz halen onun istediği çözümü mü kabulleneceksiniz?
Barış sevenlerin bu tür oyunlara gelmemesi lazım.
Görüntüler 1999′da çekilmiş ve bugün yayınlanıyor. !!
Neden diye kendinize hiç sordunuz mu?
Bu günlerde neler oluyor. !!??
Farkındaysanız bu dönem içinde MHP seçim çalışmalarına’da sekte vurmak için eylemler gerçekleşiyor. Bu olayları yapanların bir çoğuda her ne tesadüf ise Kürt kökenli olanlar tarafından gerçekleştiriliyor.
Ama Yiğidi öldür ama hakkını yeme derler.
Burada Devlet Bahçeli‘nin hakkını teslim etmek gerekiyor.
Sayın Bahçeli Ülkücü’leri sokaklardan elinden geldiğince uzak tutmaya çalışıyor.
Yarın öbür gün sözüm ona bir kaç tane ülkücü çıkıpta BDP çalışmalarına karşı birşeyler yaparsa ona’da şaşırmam. Çünkü yine kardeşi kardeşe vurdurma ortamı yaratılmaya çalışılıyor.
Onlara inat Abdullah Öcalan’ın dediği gibi bu ateşe BARIŞ sevenler olarak odun taşınmamalı.
İmam’ın dediği gibi safları sıklaştırma dönemidir.
Şayet barış isteniyorsa…??
Yasser Arafat giderse…!!
January 31st, 2014
Bir zamanlar Israil hükümetleri kafayı Yasser Arafat‘a takmış, o giderse barış gelir vede bizim zaten Filistin’liler le sıkıntımız yok der dururdu.
Onu öyle veya böyle bir şekilde ortadan kaldırdılar. ( aslında Cenab-i Allah’ın takdiri)
Yasser Arafat hayat’tayken de şu an başta bulunan (Mahmud Abbas) zat’da örnek olarak gösterilir onunla sıkıntısız bir Israil Filistin ilişkisi ortaya çıkar denilerek insanalara umut ışığı olarak onu gösterirlerdi.
Ne oldu diye dönüp baktığımızda.
Yasser Arafat şaibeli bir şekilde vefat etti. Peşinden şu an başta olan zat o zaman umut ışığı olarak gösterilen zat bir şekilde başa getirildi. Onun başa gelmemesi için’de ortam hazırlandı. Hatta rakip olmaması içinde rakipleri ya hapse attı yada hapisten çıkarmadı.
Bugün o umut GÜNEŞ‘i yıllardır başta vede halen barış bir yana hergün birçok Filistin’li ya işkence masasında, hapiste veya kurşunlara hedef oluyor. Bu durum karşısında HAMAS Filistin’lilerin haklarını korumak için görev başında geldi.
Hemen HAMAS terör örgütü olarak gösterildi.
Bu seferde onlar olmazsa söylemi ortaya çıktı.
Hani bir çoğumuzun bildiği Sarı ÖKÜZ meselesi gibi bir şey.
Yani onlar ”O” olmazsa söylemi.
Bugünlerde buna benzer olaylar Türkiye’de yaşanıyor.
Bir grup çıkmış diyor ki!!
Ya aslında bizim Ak parti ile bir sıkıntımız yok bizim sıkıntımız Tayyip Erdoğan gibi bir diktatör ile.
Veya Türkiye ile sıkıntımız yok sıkıntı Tayyip Erdoğan ile.
O giderse sıkıntı ortadan kalkar.
Peki Tayyip Erdoğan ne yaptı..!!
Son 11 yıl içinde Ekonomik olarak Türkiye’yi dünyanın en büyük 17′ci ekonomisi yaptı,
Kürt’ler ile birlikte yaşama ortamı yaratmaya çalışıyor,
Yasaların bir çoğunu elden geçirdi, askerlerin durması gerektiği yeri hazırlayıp askeri müdahaleleri kaç kere bertaraf etti,
Paranın hergün devalosyonlarla değer kaybına engel oldu,
Her sabah halk uyanırken zam yapılmış düşüncesinden uzaklaştı,
Faizleri minimum seviye’ye düşürdü.
Kısaca halkına hem maddi hemde manevi özgüven kazandırdı.
Ne yapmadı derseniz. .!!
Anayasayı DEĞİŞTİRMEDI veya DEĞİŞTİREMEDI. .
Türk ve Müslüman kimliği olanlara sahip çıkarken ” Kürt’lerin kardeşlerimiz dedikleri topluluklara mesafeli yaklaştı”
Acaba yeni Yasser Arafat‘lar gitsin mi? veya O sarı ÖKÜZ‘ü aslanlara teslim etmemiz mi lazım?
Şimdi bu yazımdan sonra herkesin acaba diye düşünmesinde fayda var diye düşünüyorum.
DERSHANE
December 7th, 2013
Bugünlerde dershane konusunda Zaman gazatesinin yaptıkları ibretlik olarak tarihe geçecek.
Yıllar boyunca 12 eylül veya 28 şubat’cılara bile böyle bir tavır takinamadilar.
Elbetteki herkesin olduğu gibi onlarında kendi düşüncelerini yazıp söylemeye hakları vardır.
Şahsım 80′li yılların sonuna doğru Türkiye’den posta ile bu gruba bağlı gazate ve dergiyi Hollanda’ya getiriyordum. Çünkü onlara yapılanları tasvip etmiyor vede doğru yolda olduklarına inanıyordum. Burada okullarının kapanması meselesi ortaya çıkınca herkes gibi kendi dünyama çekilip sessiz kalmadım. Oysa onlar gidip ona buna medyasında röportajlar yapıp yağ çekiyorlardi. Seçim dönemlerinde reklam vermediğim için her yaptıklarımıda es geçiyorlardi.
Bense önemli olan şeyin doğrunun yanında olmak diyerek haksızlık olarak gördüğüm için karşı çıkıyordum vede çıkmaya devam edeceğim.
Ak parti vede Hadep kapatılırken yine bu duruşumu göstermiştim.
O zamanda beni onların uzantısı olarak birileri göstermişlerdi.
Bugünkü özgürlüğün tadını çıkarabiliyorsa ZAMAN gazatesi bunu yiğidi öldür ama hakkını ver misali bugünkü hükümete borçludur.
Ha şunuda diyebilirler.
Allah razı olsun.
Ama bu demek değildir ki!!
Ben ömür boyu mu teşekkür edeceğim.
Hep borçu mu kalacağim yani.
Bunada hakları vardır.
Ama gel gelelim bir duruş vede görünüş vardır.
Şayet siz çıkıpta MAVI MARMARA olayında Israil hükümetinden izin alınarak yapılsaydı derseniz!!
Hükümetin başı olan birini firavunla benzetirseniz!!
Herkesle diyalog derken hükümeti sıkıştırmak için hertürlü kampanya yürütürseniz!!
ZAMAN gazatesi kurucuları arasında olan bakanıda basın aracılığıyla karalamaya başlarsanız.!!
Bunu insanı duygular taşıyan birine anlatamazsınız.
Dünyanın hiç bir yerinde, hiç bir hükümet veya devlet kendine paralel bir kurum veya kuruluşa izin vermez vede vermemelidir.
Birde Eğitim gibi bir konuda şayet sizler devlet ve millet menfaati düşünüyorsanız parallelikten çıkıp devletine katkı sunarsınız.
Yani demezsiniz biz yapiyorsak doğrudur ve sizin yaptıklarınız size, bizimki bize.
Ha şunu anliyabilirim..
Geçmiş dönemlerde sadace zenginin ayrıcalıklı olduğu imkansızlıklar içinde olan bir dönem olsaydı. Vede baştakilerinde normal vatandaşı hor gördüğü dönem olsaydı.
Gayet iyi anliyabilirdim.
Ama hükümet her türlü katkıyı sunacağını söylerken, bu kurumlarıda sisteme dahil etmeye çalışırken. Onlara finans konusunda katkı sunacağını belirtirken.
Yok demenin altında kusura bakmayın ama art niyet ararım.
Derim ki acaba…
Yıllar boyunca para musluğuna dokunulmadigi sürece mi destek verildi.
Herkese birşeyler söylenirken iyidiylerde sıra kendilerine geldimi, kötü vede hizmet içinde bulunanların söylediği gibidiktatör oldu.
Bana biri çıkıpta şunu açık ve nét bir şekilde izah ederse bende anlıyacağım..
Öyle evirip çevirmeden..
Ima etmeden.
Net bir şekilde.
1. Neden bu eğitim sisteminin gelişmesi vede düzelmesi için destek vermiyorsunuz.
2. Neden herkese üzmeden kırmadan derken. Bu hükümete son dönemde bu kadar yükleniyorsunuz.
3. Acaba artık rüştü ispatlama dönemi olarak mı görüyorsunuz.
4. Amerika’da halen kalmanın bunda bir etkisi varmı.
5. Sarıgül’ün CHP’nin başına geçme ihtimalinin bunda etkisi varmı.
6. Ak partisinin son dönemdeki BOB’a bakış açısından mi kaynaklanıyor.
7. RT Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olma isteğinin bunda etkisi varmı.
8. Dershanelerin kapatılmasında para musluğu mu kesiliyor.
9. Yoksa insan kaynaklarinin önü mü kesiliyor.
10. Bu insan kaynakları ilerde başka bir amaç için mi kullanacaksan.
11. Hepsinden öte bu hükümetin yerine koyabileceğin bir şey varmi.
Hoca’nın bir önce etrafındakilere bakıp!!!
Kimler etrafımda var diyerek bir düşünmesinde fayda vardır.
Yada etrafindakilerinin yapmış oldugu hataya ortak olmuş demektir.
Nimetlerden faydalanmak pek tabiki hakları fakat nankörlük yakışmaz.
Sevgi ve saygılarımla
Resul Özdemir
Mensen gaan op de zorg bezuinigen..
July 14th, 2013
Dokters en eerstelijns hulpverleners doen vaker werk dat eerst in het ziekenhuis werd gedaan, zoals hulp bij depressies en diabetes.
Andere oorzaken van de daling van de zorgkosten zijn betere fraudebestrijding en de crisis. Patiënten gaan minder snel naar de dokter, omdat ze bang zijn hun baan kwijt te raken.
Het wordt boven genoemde argumenten gebruikt voor de daling..
Maar vergeten ze een ding…
Mensen kunnen die eigen bijdrage niet meer opbrengen daardoor gaan ze op de gezondheid bezuinigen…..!!
Huidige kabinet creëert de werkloosheid..
July 14th, 2013
In plaats van werkgelegenheid te creëren, maatregelen van de huidige kabinet creëert de werkloosheid en de Samsom vind niet zo erg. Daarmee zien we de onmacht en onkunde van de Sociale Democraten. Bijna 700.000 mensen staan zonder werk thuis en iedere dag komt honderden mensen erbij. Als de conclusie van de Sociale Democraten toe te passen dan is niet zo erg en juist goed voor de samenleving.!!!
Waar zijn die DEMOCRATEN?
July 14th, 2013
Het was niet zo lang geleden dat de in Turkiye ook dat soort rellen waren en hoe die in de media verschenen, en ook de Europesse parlementenleden gingen bemoeien. En we hebben allemaal gezien hoe de europesse landen reagerden op de optreden van de Turkse politie.
Waar zijn die democraten?
Waar zijn die landen?
Waar is die pers vrijheid?
Wilders zegt: islam groter probleem dan economische crisis
July 14th, 2013
Hoe kan de iemand zo facististe uitspraken doen?
Hoe kan de Nederlandse samenleving ondanks dat soort uispraken toch op deze man stemmen?
Hoe kunnen de huidige politieke partijen dat soort uitspraken niet de afkeuren?
Grote broek aantreken.!!!
July 4th, 2013
Ik ben benieuwd wat er uit komt..
Europees parlement eist opheldering spionage VS
Uit documenten van klokkenluider Edward Snowden blijkt dat de Amerikaanse geheime dienst NSA afluisterapparatuur heeft geplaatst bij de EU-vertegenwoordiging in Washington. Europese politici reageren geschokt.
Voorzitter van het Europees Parlement (EP) Martin Schultz heeft geschokt gereageerd. Hij eist zo snel mogelijk opheldering en meer informatie over de vermeende spionagepraktijken.
Spionage
Het Duitse opinieweekblad Der Spiegel meldde zaterdag dat de Amerikaanse geheime dienst NSA de Europese Unie zou hebben bespioneerd met afluisterapparatuur.
Ook zou het computernetwerk van de EU-vertegenwoordiging in Washington geïnfiltreerd zijn.
CDA-europarlementariër Wim van de Camp reageerde zondag ook op het nieuws: ‘Je weet dat je soms in vrienden teleurgesteld wordt, maar wat de VS nu doet (massaal de EU en haar burgers afluisteren) kan echt niet.’
Duitsland
Volgens het Duitse weekblad monitort de NSA zo’n half miljard telefoontjes, e-mails en sms-jes per maand, alleen al in Duitsland. In de documenten wordt het land genoemd als ‘aanvalsdoel’. Van de EU-landen wordt Duitsland dan ook het scherpst in de gaten gehouden. Hoe goed Nederland in de gaten wordt gehouden is nog niet duidelijk.
Druk op betrekkingen
Volgens EP-voorzitter Martin Schultz ‘kan deze zaak een enorme druk leggen op de betrekkingen tussen de EU en de Verenigde Staten’.
Ook andere Europese politici hebben gereageerd. Zo zegt Elmar Brok, voorzitter van de buitenlandcommissie van het EP: ‘De spionagepraktijken hebben een dimensie bereikt, die ik van een democratische staat niet voor mogelijk had gehouden.’
Inflatie in Nederland bijna dubbel zo hoog als in eurozone
July 4th, 2013
Het spreekt van zelf…
Wat heeft de PvdA (Samsom) belooft voor de verkiezing?
Wie gaat die lasten verzwaring oplossen?
Iki yüzlü dünya ( MISIR )…
July 4th, 2013
Mısır’da yapılan devrime kayıtsızlık gösterenlerin daha birkaç gün önce Taksim’de olan olaylara vermiş oldukları tepkiyle yan yana getirince geçen gün yazdıklarımdan ne kadar haklı olduğumu bir kere daha ispatlıyor.
Nerede o demokrat Avrupa birliği vede Amerika?
Keşke haklı olmasaydım.
Ama malesef buda bir gerçek, bununlada yaşamayı öğrenmemiz lazım.
Peki ne oluyor!!
Mısır son dönemde Israil’e sırtını dönmüş, filistin konusunda tamamen farklı bir tutum gütmekteydi.
Türkiye ile birbirine rakip değil ortak strateji geliştirmekteydi.
Daha önce ne demiştik?
Türkiye’ye gerekli dersin verilmesi lazımdı.
Türkiye yalnızlığa itilerek çıkmış olduğu yolda kendi başına güç olamıyacağını hatırlatılması lazımdı.
Yani raconun hesabı ödetilmesi gereklidiydi.
Bu bölgede Türkiye vede Mısır’ın ortak hareketi mahalle kabadayılarını pek tabiki rahatsız edecekti..
Mısır 1400 yıl sonra hristiyan olan biri tarafından yönetilecek. Buda Mısır’ı iç karısıklığa sürüklüyecektir.
Müslüman Kardeşler yavaş yavaş bu perdeden çekilecek.
Mısır’da Müslüman Kardeşler’in çekilmesi demek!!
Tunus Cezayir, Libya, Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan, Fas vs. gibi ülkelerin ıçişlerinde bu organizasyonun kardeş örgütleri gibi hareket eden örgütleride pasivize edecektir.
Peki bunları alt alta koyduğumuz zaman, kimler bu işten faydalanacak?
Bu saydığım ülkeler farklı bir pozisyona yönelecektir. Içerdeki bu karışıklıklar Israil vede Amerikan’ın yapmaya çalıştığı bana mahkumsunuz edebiyatını tekrar hayata geçirecektir. Filistin meselesiylede gündemdeki tansiyonu istediği gibi indirip çıkaracaklar. Buda gündemin kendileri tarafından yönlendirilmesina olanak sağlıyacaktır.
Birde bunlara Süveyş kanalı’nın stratejik öneminide ele alırsak..
Oradan bu baronların ( petrol baronların) istedikleri yönlendirmelerle kazançlarına kazanç katacaklardir..
Şimdi…
Kardeş Mısır halkına destek zamanıdır.
Mümkün olduğunca onlara kardeş kavgasına karşı karşıya gelmemeleri için çaba harcanması lazımdır..
Sevgi vede saygılarımla
Resul Özdemir.
Neden farklı bir partiye ihtiyaç var..
July 4th, 2013
Değerli bir gazateci abimiz geçenlerde UETD ile ilgili bir yazı yazdı.
Kendilerine saygı vede sevgide kusur işlemediğimi, üstad gözüyle baktığımı, yapmış oldugu çalışmalarda’da takdire şayan bir örnek olarak görduğumu iyi bilir.
Fakat bu yazıda yazmış oldukları beni bir hayli düşünceye sevk etti. Genellikle yazılarını okurken ne güzel düşünmüşte yazmış dediğim bu üstad, bu sefer malesef çok da doğru olmadığına inandığım bir tesbitte bulunmuş. Pek tabiki bu üstadımda hata yapmaya hakkı var. O’da ayri bir başlık..
Öncellikle Recep Tayyip Erdoğan’ın yapmış olduğu doğru şeylerden bahs ederek peşinden UETD’yi kurarak lobileşmenin önu’nu açtığını ima ediyor ( aslında ima ediyor, çünkü kendi fikri olduğunuda birazcık belirtiyor). Bu tür kurumların katkılariyla Türk kökenli vatandaşlarımızın yerleşik partilere üye olup orada aktif gorev alması gerektiğini ima ediyor.
Lobileşmeninde en baştaki şartınında partilere üye olmasını gerektiğini belirtiyor bu değerli üstadımız.
Işte bu konuda ayrılıyoruz sevgili üstadım.
Sizinde bildiğiniz üzere lobi işlerini yapanlar genellikle profesyonel insanlardır, pek tabiki politik vede siyasi tecrübeleri bir hayli yüksek olması lazımki çalışmalarında başarılı olsunlar.
Birde aşağıdaki yazı sizden alıntı bu yazdıklarım.
Bir zamanlar, ‘İslam Partisi’, ‘Türk Partisi’ veya değişik isimlerle azınlık partisi kurmak isteyenlere karşı ben de isyan etmiştim. ‘Yapmayın, kendinizi soyutlamayın. Kendinizi toplumdan ayrıştıracak partiler kurma yerine mevcut siyasi partilere girin. O zaman arkanızda destekçileriniz de olacaktır’ diye yazıp durdum.
Bunu derken mutlaka bir hayli düşünmüşsünüzdür. Çünkü yazılarınızdan takip ettiğim kadarıyla düşünür taşınır ondan sonra yazarsınız.
Değerli üstadım!!
Yabancı veya Islam partisi neden olmaması gerektiğini izah ederseniz benide aydınlatmış olursunuz. 14 yıllık siyasi tecrübem olması gerektiğini ker be ker ispatladı. Bu 14 yıl icinde 8 yıl’ı Eyalet meclisinde 6 yıl’ı grup yönetiminde son 9 ay’da ise parti lideri olarak hizmetler sundum. Ayrıca yerel”de de parti içinde çesitli görevler üstlendim.Yeşiller partisi, Hayvanlar partisi, 50+ partisi bilmem ne partisi kurulurken parti furyası diye bir yazınızı okumadım yada ben gözden kaçırdım kaçırdıysamda sizden özür dilerim. Geçenlerde 50+ Partisi başkanı bu partiye ne ihtiyaç var dendiğinde ”Tabi bunu diyen rakip partiler çünkü hergün anketlerde oy oranını artıyor bu parti” Sizler ne zaman bizim yani 50+ lerin haklarını savunduğunuz anda vede bizim bakış açımızı parti ideolojisine eklediğiniz anda ben bu partiyi fesh etmeye varım. Ama bu olmadığı sürece bize ihtiyaç vardır, demişti.
Burada söylenen veya söylenmeye çalısılan konu şu:
Alternatif olmak vede olayları gündeme taşımak.
Bunu 14 yıllık siyasi hayatımda hep kullandım.Belki iktidar olamazsınız ama temiz vede akıllı bir muhalefet ile iktidarın yapacaği çalışmalardada yönlendirme görevi görebilirsiniz. Ayrıca söylediği söylemlerlede gündemi oluşturabılır.
Sevgılı vede değerli üstadım!! 2011 seçimlerinde bendeniz Unie van Democraten partisinin siyasi lideri iken sizlerin bu tür yorumlarınız bizleri seçim kampanyasında bir hayli yaraladı. (teknik direktor Denizli birşeyler söylemisti:( Icimizdeki Irlanda”lılar )) bizler demokraside herkes kendini hür hissetmeli o yüzden bizler bir Hollanda’lı dan nasıl bir tepki alıyorsak bir Türk’tende aynı tepkiyi alabiliriz diye düşünerek herkese gerekli saygıda kusur etmedik.
Siz derken özellikle yalnız sizi yazmıyorum değerli üstadım bunun altını çizmek isterim. Ozellikle (Türk) yazılı vede söz’lu basınından arkadaşlarımız için diyorum. Benim bir lijsttrekker olarak düşüncelerimi her ne hikmetse yayınlamak istemedi. Cünkü biz yeterince reklam veremedik. Reklam verdiğimiz cok cüzi kurumlarda eşantiyondan mahiyetinde birazcik birşeyler yazdı. Tabiri caizse şu reklamı verirsen yanında bunuda sana veririm gibi.
Ne oldu derseniz?
O dönemde GL, D66, CDA veya PvdA vs gibi partilerine giden oylar bize gelmiş olsaydı bugün Güney Hollanda Eyaletinde belki koalisyon ortağı vede kesinlikle Eerste Kamer’da bir sandalye sahibiydik. Oradada bir sandelyeninde ne önemde olduğunu affedersiniz ama ukalalalik ederek size anlatmak istemem. Ozellikle Türklerin önde gelenleri PvdA”ya huraaa diye vatandaşları yönlendirdiler. Yaklaşık 16bin oy bir arkadaşımıza gitti.
Peki sonuç!
Halen toplum tarafından muamalı bir sekilde o arkadaş ya Görevinde zorla el çektirildi, yada Ayrılmak zorunda kaldı. Yoksa kendisine verilmiş olan o 16bin oy’a saygısızlık etmiş olur.
Pek değerli ustadım.
Madem burada yerleşik partilere girip orada aktif görevler almamamızı eleştiriyorsunuz!!
O zaman bunu yapmıyanların belkide onların affına sığınarak sözcüsü olarak.
Siz neden Dünya gibi değerli bir kurumda faaliyet gösteriyorsunuz. Bilmem neden Telegraaf, AD, Volkskrant veya NRC vs.. gibi bir basın kuruluşunda yer almıyorsunuz?
Yani kısaca üstadım affına sığınarak söylüyorum bu konuda yanılıyorsunuz..
Birde bizim ağzımızdan bu konuyu daha detaylı öğrenip bu yazıyı yazsaydınız beni herhalde öteki arkadaşlarıda daha memnun ederdiniz. Pek tabiki dinledikten sonrada aynı şeyleri yazabilirdiniz oda sizin kendi kararınız olurdu. Onada saygım sonsuz. Bizimde kendimize göre sebeplerimiz var senin Dünya”da olman gibi.. Bizlerin hepimizin kendine göre bir bilgi vede siyasi tecrübesi var. Bu hareketi yaparkende bundan yola çıkarak böyle bir çalışmaya yöneliyoruz.
Sevgi vede saygılarımla.
Sizinde dediğiniz gibi
Not: Tartışmalar yararlı oluyor sanırım.
De Boliviaanse president Evo Morales mocht niet de luchthaven van Wenen verlaten.
July 3rd, 2013
Het is erg trieste (schande) zak!
Hoe zouden Amerikanen reageren als de toestel van Obama had noodstop moest maken over de luchtruim van Bolivia?
De Boliviaanse president Evo Morales heeft eindelijk de luchthaven van Wenen mogen verlaten. Hij werd hier vele uren vastgehouden omdat men bang was dat hij Edward Snowden in zijn vliegtuig mee zou smokkelen.
Kusura bakma ama sevgili Kürt kardeşim bén bunu kabul edemem.
June 30th, 2013
Lice’deki vahim olay..
Dün Lice’de malesef acı bir haber aldık.
Yaklaşık 3 ay’dı o bölgeden bu tür acı haberleri almıyorduk. Bunu duyunca içim cız etti.
Fakat olayın oluş şekli vede Taksim olaylarını üst üste koyduğumuz zaman neden demem gerekirken bir türlü ağzım o soruyu kendi kendime sordurtamıyorum.. Çünkü bu tür olayların olabileceğini daha önceden uzunca bir yazıyla sizlere aktarmıştım. Olay her ne kadar acı bir durum yaratmış olsada şayet bununla kalırsa şükredeceğim, ama malesef vede malesef görüntü bu bir kişiyle kalmıyacağını gösteriyor bu durum..Yaklaşık 90 yıldır Cumhuriyet kurulmuş malesef bir Gaffar Okan yetiştirmişiz. Bu Gaffar’lar binler olmazsa vede o hizmetleri sunmazsa vay bu ülkenin haline..
O zaman bu ülkenin temelide sağlam değildir.. Buda 90 yıl boyunca eğitim sistemimizin ne durumda olduğunu veya batı’da yaşıyan ınsanların doğu’da yaşıyan insanlara bakış açılarını ortaya çıkarıyor. Bunu şundan dolayı söylüyorum. Bu ınsanları yetiştirenlerde én nihayetinde analar vede eğitim sistemidir. Hükümet’in bir an önce orada fitne, fesat çıkarabilecek vede bu ortamın tam ortasına dinamit koyabileceklerden o bölgeyi temizlemesi lazımdır….
Yahu Kürt kardeşim ( bende Kürt’üm) neden gidip o karakolları yapılmasına engel oluyorsun? oldunda neden taksim’dekiler gibi aşırıya kaçıyorsun.
Madem diyoruz ki!!
Barış olacak vede olması lazım!!
O zaman bu tür olaylardan uzak dur..
Her türlü tahriklerden kaçın..
O karakoldakiler nasıl olsa barış döneminde oradaki Kürt’leri artık işkenceden geçirmiyecek, oradaki komutan seni hor görmüyecek, sana tepeden sanki efendinin uşağına baktığı gibi bakmıyacak. Sadece görevi icabı hizmet sunacak ( ınşAllah) diyorum.
O yüzden neden yapılmasına veya modernleştirilmesine karşı çıkarsın..
Kusura bakma ama sevgili Kürt kardeşim bén bunu kabul edemem.
Bén bunda art niyet ararım.
Tahrik ararım.
Sabotaj ararım.
Fitne ararım.
Bunu yapmamak lazım, bu oyuna alet olmamak lazım !!!
Barışa emek, hizmet, zaman, vs vermek lazımdır.
Yoksa bu tür olaylarla sen bir fayda sağlıyamazsın..
Olan o masum cana olur vede peşinde bıraktığı insanlara.
Lütfen diyorum bu hareketlere prim vermiyelim. Fitnelerden uzak duralım. Kendine yakışan ağır başlılığı eksik etmiyelim.
Amaç üzüm yemek olsun, yoksa yıllarca bağcı diye vurulduğun günler gibi olur. Sen üzüm derken malesef vede üzülerek söylüyorum ki Türk solu seni kullanarak bağcı diye seni dövdürttu.
Şimdi şuradan BDP’ yede şunu söylüyorum!!
Eline bir fırsat geçmiş, yıllar boyunca Türk solu seni, beni, onu, bunu, şunu herkesi kullanmış. Solculuk adınada hiç kimseyede birşey vermemiş.
Madem öyleyse sen çık bu boşluğu doldur. Onların yaptığı hataya düşme. Onun bunun partisi olma. Devletin héle hiç olma. Önceliğini halka yani bireye vér. Verki..!! Yalnız günün partisi değil değişimin vede geleceğin partisi ol.
Ama ınan ki!!!!
CHP nasıl ki yıllar boyunca Atatürk veya Ismet Inönü nakaratları atarak toplumu kullanarak kendi şahsi menfaatlerine ulaşmaya çalıştıysa, sonundada bugün olduğu gibi marjinal parti durumuna düştüyse sende aynısını yaparsan, sonunda aynı olur..
Her işte bir hayır vardır diyelim vede umutlarimızıda kaybetmiyelim.
Bu yazımdan da son birşeyi hükümete söylemek istiyorum..!!
Daha hızlı adımlar atmak için çabala, yoksa birgün Taksim, öteki gün Lice bir başka günde Haliç olarak karşına çıkarak yapmak istediklerini yavaşlatarak karşındakine bak zaten bu adamlar hep böyleydi vede böyle kalacaklar, sizi aldatıyorlar diyerek bütün olaylara çomak sokacaklardır..
Ne yapıyorsan yap, ŞU ANAYASA’YI BIR AN ÖNCE ÇIKAR….
Sevgi vede saygılarımla..
Je bent de beste Sociale Democraat…
June 25th, 2013
‘De vakbonden markeren hun positie, dat hoort er gewoon bij,’ zei de PvdA’er laconiek.
Jullie hebben nooit belangen organisaties serieus genomen. Ook de Vakbonden niet..
Alleen tijdens de verkiezing vergeet jullie niemand..
Na de verkiezing vergeet jullie alle verkiezing beloftes .. Dat weten we al…
Je bent de beste Econoom…
June 25th, 2013
Welke geld moeten ze uitgeven?
Hebben ze geld nog dan?
Dit had die voor de verkiezing moeten zeggen…
Maar ja straks weer verkiezing en wat gaan we volgende verkiezing doen?
Als de bedrijven zoveel geld hebben, waarom bevriezen ze de lonen?
Overheid moet bezuinigen.. ;-((
Elke dag valt zoveel bedrijven om (failliet). Straks hebben we geen bedrijven meer over, enkel blijft Nederland B.V over..??
Büyük RESIM….
June 25th, 2013
Taksim olayları biraz hafifledi. Şimdi ta uzak diyarlarda Brezilya’da aynı oyun aynı tezgah ortaya çıktı.
Şimdi bazıları bunun arkasında şu var, yok yok bu var diye kendince birşeyler yazıyor.
Tabi büyük resme bakmadığınız zaman haklı’da görünebilirsiniz.
Fakat bu işin birde büyük resmi var.
Dünya globalleşirken oyunlarda globalleşiyor.
Bu olayda global bir oyundu vede oyun olarak kalacakdır.
Bu oyunu okuyamayanda bu oyunla birlikte tarih sayfalarında yerini alacakdır.
Yaklaşık 3 ay önce savaş tamtamlarinin seslerini duyuyorum diye bir kısa yazı yazmıştım. Ô gun bu tamtamları sadece ortadoğuyla sınırlı kalacağını düşünmüştüm. Fakat daha sonra Iran meselesini biraz daha irdeleyince bu olayın biraz daha farklı boyutlarına ulaşma imkanım oldu.
Yaklaşık iki yıl önce Türkiye vede Brezilya bir anda hiç kimsenin beklemediği anda vede aynı zamanda istemediği bir hamleyle Iran için bir çözüm önerisi ortaya attılar. Ô gun 5+1 ler bu olay karşısında sizde nereden çıktınız diye burun büktüler.
Fakat bu olay sıradan bir durum değildi.
Ilk kez onlar dışında bir iki ülke çıkıp dünya düzeninde kendi başına bir fikir ortaya atıyor vede olması içinde çaba harcıyor.
Mahallenin kabadayilarina racon kesiyorlar. Tabiri caizse. Bu olay onlar için yenilir yutulur bir durum değildi. .
Ama o günlerde bu olay bir kenara not olarak alındı.
Yani gün ola harman ola dendi….
Ne yapıldı…
Türkiye ve Suriye birbirlerine karşı getirilmesi lazımdı.
Türkiye tamamen kışkırtılarak Suriye’ye karşı olunması için çaba gösterildi.
Bunu yaparak bir taşla 10 kuş birden devirme imkanı doğdu.
Türkiye ile Iran bir anda farklı cephelere kaydırıldı.
Bu arada buda yetmiyebilirdi Türkiye’nin uyuşturulmasi için.
Terör olaylarıda bitme noktasına gelmesi lazımdı-ki Türkiye kendini daha rahat hissetsin.
Başbakan diyor ki bén Gaze’ye gideceğim.. Acaba Israil buna güle oynaya bakarak hoş mu geldin.. Né iyi ettin’de geldin mi diyecek?
Israil ile ilişkiler tamamen minimum seviyedeydi, buda én azından birazda olsa düzelmesi lazımdı. Düşmanına bén bunu rahat kazanırım fikri aşılayacaksınki eli tetikte kalksın. Kalktığı andada saldırarak zayıflığından faydalanacaksin.
Daha geçenlerde Kuzey Kore sanki tetikteki parmağı kurşunu sıkacakti.
Bugün sessiz vede sakin.
Bunuda bilerek bu duruma getirdiler.. Cünkü bunuda başka birine karşı kullanacaklardir..
Ô olaylar olurkende tamda BRIC ülkeleri kendi aralarında Dünya bankası alternatifi bir banka kurma anlaşmaları imzalamışlardi.
Bazıları diyorki bölgesel güç, bazılarıda küresel güç olduk diyor..
Işte bu iki olayda çıkardığımız sonuç.
Bu büyük resme bakarak mı siyaset yapacağız? yoksa günü birlik mı olaylara bakarak vede bu olaylara reaksiyon göstererek olayın faillerine mi ulaşmaya çalışacağız?
Birde bir başka ayağı var bu olayların.
Şimdi ô öteki ayağı ile ilgili bazı bilgilerini paylaşayım bu bölümde.
Enerji oyunu::
Türkiye yıllardır gaz vede petrolü Rusya vede Iran’dan alıyordu hemde dolgun bir ücret karşılığında..
Son dönemde farklı bir strateji izlemeye başladı.
Nükleer enerji, yenilenebilinir enerji, Kuzey Irak vede Ortaasya’daki imkânlardan yararlanmak gibi bir yol haritasi çizdi. Tabi bunları yaptığınız anda bazıları bundan zarar gördüğü için buna elinde geldiği kadarıyla izin vermiyecektir..
Kuzey Irak’tan yeni bir enerji boru hattı inşa edilmekte, buradan gelen enerji fiyatıysa başka taraflardan aldığının yarı fiyatına alacak vede orayı Türkiye’ye daha çok entegre edecek. Azerbaycan şirketi olan enerji devi Socar firmasıyla yaklaşık 10 milyar dolar’lık bir yatırım yapacak, buda Türkiye ile Azerbaycan arasındaki entegrasyonu dahada artıracak.
Bu çalışmalar tabiki Türkiye’nin elini daha güçlendirip daha bağımsız hareket etmesine olanak sağlıyor.
Bu düşünce bugünkü dünya’nın baş aktörlerine Türkiye acaba eskide olduğu gibi Osmanlı vari bir oluşuma mı gidiyor? Giderse kontrol dışı bir oluşum mu olur? Korkusu yaratıyor..
Kontrolsüz güç, güç değildir..
Bu olay henüz işin başlangıcı, buradaki asıl amaç ilk etapta ne olacak kim hangi safta yerine alacak onu görmekti
Peşinde daha başka vede haince olaylar oluşturulacak Türkiye’ye ceza kesilecektir. Kısaca kesilen raconun hesabı alınacaktir..
Bu arada içerdeki geçmiş dönemin hantal yapıları (hainleri) paradan para, yap çat tekniği ile para, eski teknoloji’den para, devleti soymaktan para kazanan gruplar buna müdahale edeceklerdir pek tabiki..
Yıllar boyunca sağcı solcu edebiyatı ile birbirine düşürdükleri ayak kesimi, bugün bütün yapılan olumlu şeylere yekpare karşı çıkarak Türkiye’nin ilerlemesini sekteye sokuyor.
Oysa bu yapılan çalışmalardaki eksikleri anlayışla karşılayarak anlayışli muhalefet mantığıyla düzeltmesi için hükümete destek vermesi gerekirdi. Bu yapılanlardaki eksik vede yanlışları kendine nasıl kazanca çevirir mantığı ile haraket ediyorlar. Tabiri caizse kán sevici mantığıyla iyiki bu hataları yapıyorda bize siyaset arenası oluşuyor diye karşılıyorlar. Bu’da hükümeti daha katı bir hal almasına yol açıyor vede öz eleştiriden uzaklaştırıyor….
Bugün én beklenmedik anda Türkiye vede Brezilya’da ortaya çıkan olaylarda acaba mı demem lazım…?
Yoksa..
Devamı gelecek..
Vayyyyy Demokratlara bak demokratlara….
June 21st, 2013
Bu aralar Hollanda’ daki siyasiler vede siviller Türkiye’ye fırsattan istifade ders vermeye çalışıyorlar.
Bunu yaparkende şunu söylüyorlar..
Türkiye’de demokrasi yok veya rafa kaldırılıyor.
Işte tamda buna gülmemek demek dünyanın én saf vede gözü kör olmak demektir.
Şimdi diyeceksiniz ki ne demek istiyorsun..
Vayyyy demokratlara bakalım..
Mesela bir partinin (sözüm ona Sosyal Demokrat) üyesi(milletvekili) Türkiye’de polis gerekli olduğu için ô tavrı göstermiştir dedi. Ne oldu hemen parti hemen ayağa kalktı ô zata söylediklerini evirerek çevirerek ô manada söylemediğini söylettirdiler.
Peki bu parti Hollanda’nın Den Haag şehrinde ilticacilarin bir gece yarısı hemde kara kışta polisin zor kullanmasıyla toplatilirken neredeydi?
Şimdi bir başka örnek verelim…
FNV sendikası çıkmış Türkiye’deki olayalara destek veriyorum diyor…
Hahahahha
Hiçte güleceğim yoktu…..
Peki ô sendikaya sorarım..???
Biz geçen dönemdeki hükümeti bu tasarruf tedbirleri yapacağız derken yapmış olduğumuz yürüyüşte ne kadar meclise yaklaştın?
Polis o esnada size ne söyledi?
Yaklaşsaydin peki ne yapacaklardı?
Peki madem gösteri vede yürüyüş hakkın vardı’da neden meclise kadar yürüyemedin?
Zaten ne elinde molotof, havai fişeği veya nede taş veya sopa vardı. Tek yapmış olduğun şeyde ıslık çalmak veya alkış’tı..
Bu kadar ülkendeki yasalara vede kurallara sadık isen niye başka bir ülkedeki yasaları farklı görüyorsun…
Bir zamanlar ne diyordular biliyormusunuz?
Iran Türkiye’ye rejim ihracı yapıyor. Bizde batı demokrasi’si bize daha çok yakışır diyorduk. Vede onu bizdede uygulamanız lazım diyorduk.
Demekki bu yukarda yazdıklarım gibi oluncada olmuyormuş.
Çünkü son yıllarda bu hükümet yasalarını Avrupa muktesebatina uydurmaya çalışıyor vede bu yönde adımları atıyor.
Demekki Şeyh Said’ın Atatürk’e dediği şeyleri burada tekrar etmek gerekir..!!
Yahu sen bana gavurlar bizim memlekete saldırıyor vede esir almaya çalışıyor, esir alırlarsa ne devlet nede hilafet kalır demiştin..
Peki sen ne yaptın?
Onları el birliğiyle kovduk ama sen Alman, Fransız, Italyan vede Isviçre yasalarını getirdin..
Yani kendilerini kovduk ama sen onların istediklerini ( harf vede kılık kıyafet kanunu vs.vs..) vede yasalarını getirdin.. Ônların silahlarına teslim etmedik vatanımızı ama sen yasalarına teslim ettin…
Buda dünya’da olmasada öbür dünya’da vereceksin hesabını…
Demekki o yasalarda yetmedi, daha farklı bir ülke istiyorlar.
Bizde emredersiniz diyelim.;-))
Gün ola harman ola…
Sevgili kardeşlerim….
Madem böyleyse sende aç gözünü..
HAYATTAKİ SAHİP OLDUĞU VARLIKLARIYLA ZENGİN VE MUTLU OLMASINI BECEREMEYİP YETİNEMEYENLERE VE AŞIRI HIRSLI OLANLARA KÜÇÜK BİR HAYAT HİKAYESİ !!!
June 21st, 2013
Belki bir çoğumuzun önceden okuyup bildiği, ama bu hayatın acımasız koşturmacasında, hatırlatılmasında tekrar yarar gördüğüm bir hikayeyi paylaşmak ve sahip olduğumuz değerleri bir kez daha fark edebilmemiz için sordum bu muhteşem soruyu. GERÇEKTE GÖREBİLİYORMUYUZ??
Bilinmesi ve unutulmaması gereken bir yaşam hikayesi ;
Adam: Buraların yabancısıyım fırını arıyorum parkın hemen yanı başında demişlerdi diye sorar çocuğa !!
Çocuk :Çocuk arabaın içersinde camı iyice aşağı indirerek, “Bende buraya ilk defa geliyorum ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde”, der
Adam: Sende ilk kez geldiğine göre nereden anladın sağa gitmem gerektiğini diye sorar çocuğa
Çocuk: Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyormusunuz ? Kuş cıvıltılarıda oradan geliyor o yüzden sağ tarafa dönmeniz gerekir diye söylüyorum der.
Adam: iyide ya bu sesler tek bir ağaçtan geliyorsa nerden biliyorsun tek ağaç olup olmadığını ya tek ağaçtan ise der boşuna beni oraya kadar yürütme der çocuğa
Çocuk : O kadar yoğun ıhlamur kokusu tek bir ağaçtan gelmez,üstelik manolyolarda katılıyor onlara, farketmiyormusunuz diye cevap verir adama Arkasındanda hem bir derin nefes alırsanız fırından çıkmış taze ekmeklerinde kokusunu alacaksınız diye ekler.
Adam gözlerini hafifçe kıstıktan sonra denileni yapınca derin bir nefes çeker içersine ve gerçekten de taze ekmeklerin kokusunu alır. Çocuğa müteşekkir olunca, cebinden çocuğa vermek için bir şeker çıkartıp uzatınca çocuğun kör olduğunu fark eder.
Çocuk fark edildiğini anlayınca kendisini daha çok saklamaya çalışıp açıklama ihtiyacı hisseder ve “ÜÇ YIL ÖNCE GEÇİRİDİĞİM BİR KAZA SONUCU ARTIK GÖZLERİM GÖRMÜYOR DER VE ARKASINDAN GÖRMEYİ ÇOK ÖZLEDİM ” Sizin gözleriniz görüyor dimi diye soruyor adama
ADAM: Gözlerinden süzülen yaşlarla birlikte
Artıık emin değilim, emin olduğum tek şey, benden daha iyi görebildiğindir. diye cevap verir çocuğa sevgiyle başını okşayarak .
Avrupa’da Elazığ kökenli işadamlarına yönelik toplantı
June 19th, 2013
Avrupa’da Elazığ kökenli işadamlarınin Elazığ’a yönelik yatırımlar vede teşvik sistemi için bilgilendirme toplantıları organize ediliyor.
Bunların ilki Den Haag şehrinde 21 haziranda Belediye binasında bir resepsiyonla startı veriliyor.
Amaç Elazığ kökenli işadamlarınin ekonomik perspektiflerini genişletmek vede Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin hazırlamış olduğu yatırımlara yönelik teşvik sisteminden Avrupa’daki Elazığ’lı işadamlarıni faydalandırmaktir..
Özellikle Avrupa’daki ekonomik krizi düşünürsek vede Türkiye’deki ekonomik hamleler karşısında Elazığ kökenli işadamlarınin bu fırsatı kaçırmamalari için Hollanda Elazığ’lılar derneği olarak hertürlü katkıyı sunmaya çalışacağız.
Bu konudaki daha geniş bilgileri; Vereniging Elazığ yöneticilerinden alabilirsiniz.
Yönetim kurulu adına.
Başkan
Resul Özdemir
Rechtse kijk perspektief:
June 9th, 2013
Paar jaar geleden Turkse komaf jongen had zijn leraar met de mes neersgestoken.
En hij was nog niet 18 en hij werd als de volwassene man berecht. Dagen lang werd in de media over hem gesproken en werd ”beslacht” waarom hij als de volwassene man moest berecht worden en nu deze artikel..
Nederlandse tieners opgepakt op Mallorca voor zware mishandeling
Cözüm süreci vede UETD
June 9th, 2013
Geçenlerde UETD Hollanda başbakan başdanışmanıni davet edip Çözüm süreci ile ilgili panelde konuşmasını istedi. Kendileride davete icab edip kendilerince bazı şeyleri anlattılar. UETD yetkilisi sevgili kardeşim Suat Arı benide davet etti. Bu panelde bizleride görmek istediğini söyledi. Bende panelin nasıl bir oturum şeklinde olacağını sorduğumda interaktif şekilde olacağını vede mümkün olduğunca bizlerede yani salondakilerede söz hakkı tanıyacağını izah etti. Bu vesile ile katılmanın bir anlam taşımayacağına karar verdim çünkü mümkün olduğunca kelimesi her halükarda olabilir. Yani mümkün olduğunca dediğiniz zaman hangi şartta olursa olsun iyi veya kötü olursa olsun.! Sonuçta olabildiğince olacağı için katkımızinda dar çerçevede olacağına karar verdim.
Başbakan başdanışmanıni yeterince konu hakkında medyada takip ediyoruz. Ô yüzden panelde bizlerden veya farklı birinide göremediğim için bendeki kanı UETD bu toplantıyı yapmak için yapmış oldu. Adamcağız( tabirimi caiz görürsünüz ınşAllah) Türkiye’ye döndüğünde orada bize çalışmalarımız için ne getirdin derse sayın Başbakan? Oda olaya gayet iyi bakıyorlar veya bizim söylediklerimizden farklı birşey yok deme ihtimali çok yüksek.
Geçenlerde sayın Torunoğulları neden buradan bir akıl adam gruplarda yok diyerek gayet haklı bir söylem sarf etti. Türkiye’deki siyasiler bizi işine geldiği zaman kullanacakları sistemin uzantısı mı olarak görüyorlar? Işine gelmediği zamanda görmezden gelmeyi gayet iyi yapıyorlar. Bazen Türkiye’deliler yaklaşık 5 milyon Turk kökenli vatandaşımiz var der dururlar. Ama onların düşüncesi fikirleri önemli değil, sadece işine geldiği zaman akıllarına geliriz..
UETD’de bu anlamda belki bir partinin uzantısı gibi bu olayda haraket etti..
Yahu kardeşim madem ta adamcağızlari Türkiye’den buraya getirmişsin.? Bali geri giderken birşeyler verebilecek bir ortam hazırla. Yani karşı veya muhalif düşünceleride panelde konuşmacı olarak bulundurki, farklı söylem vede düşüncelerden fayda sağlasınlar. Yoksa demekki bizim yaptıklarımiz doğru vede yanlışımız yok, bizde böyle devam edelim diye düşünmekte gayet haklı olabilirler..
UETD’de kendini bu konuda sorgulamak zorunda.
UETD bende bir zamanlar nasıl Milli Görüş, CHP TGB veya vs kurumlar gibi Türkiye uzantısımiyim mı diyecek? Yoksa burada farklı bir kurum olarak buradaki ınsanların hak vede hukuku birinci önceliğim peşindende Türkiye’deki sorunlarıda ılgi alanım içinde mı görüyorum mu diyecek?
Hangisini tercih ederlerse etsinler kesinlikle saygı duyarım.
Ama Türkiye’den siyasiler gibi yapmasınlar..
Sevgili UETD yöneticilerine naçizane tavsiyem;
Tabiri caizse şapkayı önüne alıp bu konuyu bir daha detaylica düşünmeleridir.
Sevgi vede saygılarımla
Resul Özdemir.
Taksim
June 9th, 2013
Sizi gidi demokrasi havarileri..
Şimdi herkes tutturmuş bu yürüyüş vede gösteriler demokratik haktır vede kimse o yüzden bize dokunamaz.
Yıllar boyunca Kürtler yürüyüş yaparken yapılanlara bu size haktır az bile o polislerin vede askerlerin yaptiklari, bén orada olsam asla affetmezdim. Bunların hepsi vatan haini, aslında hepsine biber gazi yerine SARDIN gazi verilmesi lazım.
Şimdi kendilerine yapıldı..
Bu asker vede polis faşist oldu..
Hepsini görevden alınması lazım..
Oda yetmez Vali’de görevden alınması lazım..
Buda bu yapılanlar için yetmez..
Içişleri bakanı, Adalet bakanı, Dışişleri bakanı’da istifa etsin.
Yoo yoo en iyisi Hükümet önce özür, sonrada istifa etsin..
Tabi bunlar istifa etmişken Cumhurbaşkanı’da alip istifa ederek herşeyi bize bırakarak gitsinler.
Yoksa…
Tabi daha önce yaptığımız gibi ihtilal ederiz, ama tabi bizim gibi düşünenler hapiste oldukları için onlarında cezalarınida af edip hapisten çıkaralım, bu baştakilere güvenmiyoruz..
Bunların hepsi iki cop vede biber gazı yedikleri için söyleniyor.( Kesinlikle yedikleri gaz vede cop’u haklı olarak görmüyorum.(iyiki yemişler ”onlar gibi” söylediğimi zannetmeyin). Kürt’lerin yedikleri yanında devede kulak olduğu için bunu böyle söyledim.
Kürt’ler ne diyordu veya niye yürüyüş yapıyordu..
Birkaç örnek vermek gerekirse…
Newroz bayramı kutlamak istiyorum.
Kürtçe konuşmama müdahale etme..
Hapislerde bana dışkı yedirtme.. Işkence yapma..
Kürt olduğum için beni (kıro) salak yerine koyma.
En basiti ben Kürt’um beni asimile etme vede bu ülkenin kurucu üyesiyim, yani sonradan göçmen olarak buraya gelmiş biri değilim..
Birde aşağıdaki görüntüleri izleyinde onların yerinde olsanız siz ne yapardınız veya ô küçük çocuk olsaydınız ananiza öyle vursaydilar acaba ne yapardınız?
http://www.youtube.com/watch?v=SRiNnb_vBYY
Demek 3000 köyün yakılıp yıkılması çevre değil.
10 000 Kürdun ortadan kaybolması insanı değildi yani…
40 000 civarında insanımızı yitirmekde önemsizmiş.
Bu arada Kürt işadamları ölüm listelerinide unutmayalım.
Bu işadamlarıninda tonlarca paralar ödeyerek bu listelerden çıkma çabalarıda daha dün gibi hafızamızdadir.
Çünkü bunlar olurken hiçbiri kılını kıpırdatmadi.
Yıllarca baş örtülüler okullara alınmadı.
Okula gitse baş örtülü alınmıyor..
Gitmese bak yobaza bak, kızını okula göndermiyor..
Ailesinde başörtülü var diye görevden alinmalarda bir cabası..
Kuran okuyor veya namaz kılıyor diye irticacı damgası vurmalarıda unutmuyalim…
Bu olaylar %99′ü müslüman olarak kabul ettiğimiz bir ülkede oldu….
Peki ô zaman neredeydiniz sevgili taksim severler…
1980′lı yıllarda bir taraf sağcı, bir tarafta solcu diyerek yaklaşık 5 000 kişiyi birbirlerine kirdirdilar..
Neredeydin peki seni gidi demokrasi savunucusu…
Yıllar boyunca Alevi, Sunnni diye birbirlerine düşman kardeş yaptılar…
Neredeydiniz sizi gidi demokratlar…
Artık bundan sonra Türk kökenli sol düşüncelere ortak bir paydam olamaz..
Çünkü yalnız kendini düşünüp başkalarına hayat hakkı tanımıyorlar..
Yazık…
Ne zamanki karşı tarafı düşünerek empati yaparlarsa o zaman yine ortak paydamiz olabilir, yoksa bundan sonra bitmiştir…
Kürt’lerede şunu naçizane hakkım olarak soyluyebilirim..
Çözüm sürecine destek vermiyerek kanlarin akması taraftarı olanlarla aralarına mesafe koysunlar, çünkü akan kán’ın durması için çabalamiyanlar 3 veya 5 ağaç için yaptıklarına bakın…
Demekki orada ölenler ( hem dağdakiler hemde askerler) 3 veya 5 ağaç kadar değerli değilmiş.
Sizi gidi çevre severler..
Iki üç ağaç için çevreci oldular her ne hikmetse..
Adamcağız, Kadıncağız adım gibi biliyorum ki hayatında bir ağaç dikmemistir ama ihtiyaç üzere olduğu için yerlerinden alınıp başka tarafa taşınmasına karşı çıkıp her tarafı yakıp yıkıyorlar. Ülke dışında’da gösteriler yaparak kendi ülkesindeki yöneticilere siyasi baskı yapmaya çalışıyorlar.
Mademki bu kadar çevrecisin neden sigaranın izmaritini yere atıyorsun. Ülken çöl’lesirken ağaç dikme kampanyaları yapmıyorsun.
Her tarafa çöpleri yere atıyorsun.
Yıllar boyunca ormanları yakarak ya tarla açmaya çalıştın veya gecekondu kondurmak için çabaladın?
Bu mu senin cevreciligin?
Neden yıllar boyunca sustunda bugün avazın çıktığı kadar bağırıp her tarafı yakıp yıkıyorsun?
O yakıp yiktiklarin kimin malı?
Kime zarar veriyorsun?
Yesinler o senin çevreciligini..
Kardeşim açıkça adam gibi adamsan niyetini açıklasana..
Şimdi diyeceklerki bu adam bu hükümetin sözcüsüdur…
Kim ne derse desin..
Zaten bu tür ınsanlar kendi gibi konuşmuyani ötekileştiriyor vede tahammül edemiyor.
Keşke şu yukarda kısaca yazdıklarımdan bir kaç tanesini yapsaydında veya bu hükümetten daha iyisini yapsaydında bende seni savunsaydim. Bu hükümeti eleştirseydim..
Ne diyordular bugün bağıranlar…
Madem o kadar bağırıyorsunuz..
Kürt’lere!
Irak, Iran veya Suriye’ye gidin..
Müslümanlara!
Ya Suudi Arabistan’a yada Iran’a gidin..
Ötekine bilmem nereye git der dururdular.
Şimdi bende çıksam desemki!!
Madem o kadar batı demokrasisi istiyorsunuz, o zaman defolun oralara gidin. Acaba ayıp mı etmiş olurum..??
Yıkmak kolay yerine birşey koymak zor…
Sevgi vede saygılarımla..
Resul Özdemir
Zo te zien Gemeente Den Haag gaat ook onroerendgoedsector in.
March 24th, 2012
Wethouder van de Gemeente Den Haag heeft ruim 8miljoen voorover voor de HTM garage aan de teleksstraat. Heeft HIJ de toestemming van de Raadsleden gekregen?
Ik heb even op de site naar de stukken bekijken maar niks tegen gekomen. Wordt dat soort besluiten niet gepubliceerd?..
Of neemt hij zelfstandig besluiten zonder de Raadsleden raad plegen?
Zuid-Holland: aan de slag met vervoerregio
March 6th, 2012
Het is eindelijk zover, Ik kan mij heel goed herinneren toen ik de eerste keer in de Staten Com. MKE ( Mobiliteit, Kennis en Economie) deze onderwerp aan orde bracht. Het was voor de alle fracties incl. mijne vonden ze maar 10 niks. Ik heb bijna elke Com. vergadering deze onderwerp onder de aandacht gebracht. Na paar jaren gingen bijna alle fracties langzamer hand over na denken en zagen ze de nut en noodzaak van. Nadat ik 8 jaar in de Staten gezeten heb nu ben ik uit de Staten. Gelukkig zover gekomen, jammer dat ik niet meegemaakt heb maar wel leuk om te zien dat de initiatief toen ik naam nu werkelijkheid geworden is.
De Provincie Zuid-Holland gaat voortvarend aan de slag om snel te komen tot een vervoerregio in de Zuidvleugel van de Randstad. De provincie Zuid-Holland wil binnen een week met betrokken bestuurders overleggen over hoe vorm te geven aan een gemeenschappelijke regeling op het gebied van verkeer en vervoer. Minister Spies heeft op 1 maart de Kamer geïnformeerd over de vervolgstappen in de bestuurlijke inrichting van het land. De WGR-plus wordt per 1 januari 2013 afgeschaft. In het bijzonder voor de verkeer- en vervoertaak in de Randstad zal snel een goede invulling gegeven moeten worden aan een nieuwe vorm van samenwerking: een vervoerregio. Dit is een samenwerkingsverband op basis van de Wet gemeenschappelijke regelingen, dat als opdracht meekrijgt de uitvoering van de OV-concessietaak voor het regionaal openbaar vervoer en de efficiënte inzet van de financiële middelen (brede doeluitkering verkeer en vervoer) voor regionaal openbaar vervoer, investeringen in regionale infrastructuur en verkeersmanagement.
Doel: één eenduidig systeem voor geheel Zuid-Holland De nota van Minister Spies geeft aan dat de vervoerregio in de zuidelijke Randstad het gebied zal beslaan dat bestaat uit de samenvoeging van de grondgebieden Haaglanden en Rotterdam. Als eerste deelnemers aan een gemeenschappelijke regeling nodigt de Provincie daarom de 24 gemeenten uit die na de afschaffing van de WGR-plus dit gebied bestrijken. Omdat mensen, mobiliteit en motoren van de economie zich niet laten beperken door bestuurlijke begrenzingen, volgt een uitnodiging aan de portefeuillehouders verkeer en vervoer van de overige Zuid-Hollandse regio’s. Doel is met deze bestuurders te bespreken hoe in hun regio om te gaan met de besteding van de brede doeluitkering verkeer en vervoer, in het licht van de te vormen vervoersregio ’24 gemeenten’. De Provincie Zuid-Holland ziet het liefst één eenduidig systeem voor de gehele provincie en bij uitbreiding voor de gehele Randstad, omdat de reiziger daarbij het meest is gebaat. Omdat er geen besluit genomen is om direct te komen tot één systeem voor de Randstad, neemt de Provincie het grondgebied ‘Haaglanden en Rotterdam’ als vertrekpunt. De Provincie heeft een ‘ingroeivariant’ voor ogen waarbij op termijn de vervoerregio de gehele Provincie beslaat.
PvdA’er: Grenzen niet open voor Roemenen en Bulgaren
March 6th, 2012
Het is jammer dat iemand uit de gelederen van de Sociale Democraten op deze manier denkt.
Ik had liever gezien dat er meer nadruk werd gelegd op solidariteit en betrouwbaarheid.
Nederland heeft destijds duidelijke afspraken gemaakt met deze twee landen. Aan zulke afspraken moet je je houden — je kunt niet halverwege het spel de regels veranderen.
Dat is precies wat de Europese Unie helaas vaak doet tegenover Turkije.
Overheden moeten juist zorgen voor continuïteit en vertrouwen. Alleen dan blijf je een geloofwaardige partner binnen Europa.
Ik begrijp dat er zorgen bestaan over migratie en arbeidsmarkt, maar eenzijdig terugtrekken uit gemaakte afspraken is nooit de juiste oplossing.
misleiding hoge nota IMBN ongevraagd vermelding van bedrijfsgegevens op hun site
July 9th, 2011
Beste Mensen,
Hieronder tref jullie artikel over de malafide bedrijf die de kleine bedrijven misbruikt.
Ik ontvang een spooknota van Internet Marketing Bureau Nederland (IMBN) Kent iemand dit bedrijf?
Voor de zomervakantie werd ik gebeld door dit bedrijf dat zij voor een bepaald bedrag mijn bedrijf vermelden in hun database. Om deze overeenkomst stop te zetten wordt mij uitgelegd dat ik een document moet ondertekenen. De vrouw klinkt geduldig en zorgvuldig. Ik geef geen gehoor aan mijn wantrouwen die ik voel ten aanzien van het document. Ik vertrouw op de telefonische uitleg, ik onderteken en fax het terug. Na de zomervakantie ontvang ik een nota van 1071,- euro! Als ik er over bel, sturen zij hetzelfde ondertekende document terug als bewijsvoering van onze overeenkomst. Ik heb nooit gevraagd om een vermelding te maken van mijn bedrijf op hun site, heb juist een overeenkomst willen stop zetten, maar heb mijn handtekening, bij goed lezen gezet voor een eenmalig contract van een jaar: Hierna geen automatische verlenging.
http://kassa.vara.nl/vraag-beantwoord/vraag/vadetail/misleiding-door-imbn/cpagina/15/
Samenwerking beëindigt
May 26th, 2011
Beste lezer,
In het afgelopen jaar hebben wij, als Sociale Democraten Fractie, samengewerkt met de Unie van Democraten in het kader van de Provinciale Statenverkiezingen.
Na afloop van de verkiezingen hebben beide partijen de samenwerking zorgvuldig geëvalueerd om te bepalen of voortzetting in de toekomst mogelijk zou zijn.
Helaas zijn wij er niet in geslaagd om hierover tot overeenstemming te komen. Daarom is besloten de samenwerking te beëindigen. Vanaf heden is er geen samenwerking meer tussen de Sociale Democraten Fractie en de Unie van Democraten.
Met vriendelijke groet,
Resul Özdemir
Sociale Democraten Fractie
Mijn verkiezing boodschap
February 27th, 2011
Kandidaten Unie van Democraten
January 14th, 2011
- De Unie van Democraten (UVD) staat voor verbinding, gelijkwaardigheid en een samenleving waarin iedereen meetelt. Onze kandidaten vormen samen een brede afspiegeling van Nederland: betrokken, deskundig en gedreven mensen die zich inzetten voor sociale rechtvaardigheid, gelijke kansen en respect voor diversiteit. Wij geloven in samenwerking, verantwoordelijkheid en solidariteit — waarden die onze kandidaten dagelijks in de praktijk brengen. Onze kandidaten 1. Resul Özdemir – Den Haag
2. John van Leeuwen – Rotterdam
3. Bekir Cebeci – Utrecht
4. Rüstem Akarsu – Amsterdam
5. Gökmen Kar – Delft
6. Nur Yörükseven – Schiedam
7. Turan Köroğlu – Den Haag
8. Sadiye Kırdere – Leiden
9. Mohamed Mokiem – Gouda
10. Mustafa Güneş – Zoetermeer
11. Vildan Evren – Den Haag
12. İbrahim Oruç – Rotterdam
13. Mourad El-Majjaoui – Amsterdam
14. Joep Pompe – Den Haag
15. Surender Kisoentewari – Rotterdam
16. Nesrin Yılmaz – Utrecht
17. Isaak Jack Rasmijn – Den Haag
18. Turap Tercan – Delft
19. Manfredo Metekohy – Rotterdam
20. Erdal Tavaslı – Den Haag
21. Cevdet Yılmaz – Den Haag
22. Celil Gür – Leiden
23. Zabit Şahan – Rotterdam
24. Frank Willemse – Den Haag
25. Muhamed Aydın – Utrecht
26. Neze Arpacı – Rotterdam
27. Ünal Bürüngüz – Den Haag
28. Yusuf Boğa – Delft
29. Vedat Kurtkayalı – Zoetermeer
30. Deniz Cebeci – Den Haag
31. Zekiye Özçelik – Rotterdam
32. Aydın Daldal – Den Haag
33. Talat Şen – Rotterdam
34. Senem Tütüncü – Den Haag
35. Bilal Şimşek – Utrecht
36. Ali Kemal Yılmaz – Den Haag
37. Kazım Yılmaz – Rotterdam
38. Ahmet Daskapan – Den Haag Samen voor een eerlijk en inclusief Nederland Onze kracht ligt in diversiteit en samenwerking.
Elke kandidaat brengt zijn of haar eigen ervaring en perspectief mee — uit de zorg, het onderwijs, het bedrijfsleven en het maatschappelijk werk. Samen bouwen we aan een Nederland waarin iedere stem telt en iedereen kansen krijgt. Unie van Democraten – dichtbij de mensen, sterk in de samenleving.
Algemene beschouwing (Begroting 2011)
November 10th, 2010
Voorzitter.
Hier vandaag hebben wij het over de beleidsarme begroting van 2011. We wisten van te voren dat de begroting beleidsarm zou gaan worden. Deze begroting is niet alleen een beleidsarme begroting, maar door het nieuwe regeerakkoord wordt het ook een financieel arme begroting. Waarschijnlijk gaat de begroting nog ook aangepast moeten worden.
Voorzitter ons dank aan de GS en zijne medewerkers voor het product die ze geleverd hebben. Ze hebben op tijd een inzichtelijke begroting geleverd. Nogmaals dank vanuit de Sociale Democraten Fractie. Omdat het product zo goed en inzichtelijk is, hebben we makkelijk pijnpunten kunnen constateren.
Voorzitter we beperken ons tot een paar punten.
Groenoffensief:
We maken ons erg zorgen over de grondwerving. Wat dit betreft vind de Sociale Democraten Fractie dat de GS de doelstellingen en eigen gemaakte afspraken niet gehaald heeft.
Bereikbaarheid:
De GS heeft de afgelopen periode niet effectief gewerkt. We kunnen ons best voorstellen dat de GS te maken heeft gehad met derden en daardoor sommige problemen niet kon en ook niet kan oplossen, maar dit was al aan het begin van de periode bekend.
Bijvoorbeeld de RGL. Zoals het er nu naar uitziet wordt het de tweede A4 dossier en nog steeds hebben we niet de eerste paal voor beide gedeelten in de grond geslagen. Iedere periode hebben we het over concrete projecten. Hierna zeggen we dat we het de volgende periode gaan uitvoeren. Soms vraag ik mij af wanneer die volgende periode is. Is het een periode van groene, gele, zwarte of een rode periode of toch geen van allen. Of is het alleen maar een volgende periode.
Zoals het nu er naar uitziet gaan we 1 miljard euro investeren aan de RijnlandRoute, ik hou mijn hart vast. Hoe kunnen we dit doen met de belastingcenten. Vooral nu in deze periode waar al die bezuinigingen op ons afkomen. Als we hiervoor ja gaan zeggen, dan hebben we de komende jaren geen rode cent meer voor een ander project of projecten.
Fietsbeleid:
Mede dankzij onze inzet gaat heel goed met het fietsbeleid, maar wij gaan hierin afbouwen i.v.m. PNS. Dit vindt de Sociale Democraten Fractie jammer.
Vervoer over water:
Wij zouden ons moeten schamen dat we de gegeven kansen zomaar aan de kant gelaten hebben. We konden en kunnen nog steeds betere mogelijkheden ontwikkelen.
Economie:
De provincie Zuid-Holland valt terug in de ranglijst. Met de bezuinigingen en het niet effectieve gebruik van middelen, zullen wij als provincie Zuid-Holland de volgende periode zoals het er nu naar uitziet verder terugvallen binnen de ranglijst. Onze middelen gaan bijvoorbeeld naar Glasopruiming. Waarom zou een normaal huishouden van de Provincie Zuid-Holland geld moeten betalen aan bedrijven die hun troep niet opruimen. Als de winstmarge hoger uitvalt van deze bedrijven, dan denken ze ook niet aan een extra bijdrage voor de samenleving. Dit vindt de Sociale Democraten Fractie achterban politiek.
Financiën:
Voorzitter, de Sociale Democraten Fractie maakt zich grote zorgen over de niet tijdige realisatie van projecten. Daardoor gooien we onze middelen over de balk. Dit zorgt ervoor dat projecten duurder worden.
Jeugdzorg:
We zijn blij met de inzet van de GS betreffende de uitstekken die zij op haar eigen manier doet. De Sociale Democraten Fractie ziet nog steeds belemmeringen voor bijvoorbeeld het traject na de eerste aanmelding of de behandeling. Hierin zijn nog steeds grote wachtlijsten of tekorten voor vervolgbehandelingen. We missen nog een punt in de jeugdzorg. Bij deze problematiek wordt het kind gelijk bij de ouders weggehaald en dit als oplossing naar voren gebracht. Soms moet een probleem ter plekke opgelost worden en ouders erbij betrokken worden. Hierbij moet dan ook zorg en aandacht aan ouders zorg en geschonken worden.
Als laatste maar niet het minste punt, Duurzaamheid:
De meeste ontwikkelingen ontstaan binnen een crisisperiode. Met de huidige economische malaise kunnen we hier als middenbestuur een belangrijke functie kunnen bekleden. Bijvoorbeeld zonne-energie, de Sociale Democraten Fractie ziet kansen in dit onderwerp. Hier zouden wij onze kansen beter in kunnen benutten.
Bedankt en tot zover!!
Als laatste wil ik mijn stropdas afdoen als protest tegen de polarisatie en populisme die zich in de Tweede Kamer afspeelt. Er zijn genoeg gelovigen en allochtone minderheden in de samenleving die boos zijn over de polarisatie en populisme. Zo wil ik mij ongenoegen laten blijken op de manier die Prins Claus heeft gedaan. Ook zijn er collega’s te midden van ons namelijk Y. Vural van de CDA fractie die ook zijn stropdas al eerder afgedaan had.
Afsplitsing van de PvdA fractie
July 30th, 2010
Bij deze verklaar ik dat ik mij met ingang van 1 augustus 2010 afsplits van de PvdA fractie. Een van de grondslagen voor dit besluit ligt op de beperkte ontwikkelingsmogelijkheden die ik binnen de PvdA fractie aangeboden kreeg. In de komende periode wil ik streven om meer ontwikkelingsmogelijkheden te creëren, waardoor ik mijn sociaal democratische ideologie kan verwezenlijken.
Met ingang van 1 augustus 2010 zal ik onder de naam Sociale Democraten Fractie (SDF) zelfstandig mijn statenlidmaatschap voortzetten.
Met vriendelijke groet,
PvdA: ruim anderhalf miljoen voor veiliger openbaar vervoer
July 5th, 2010
Gedeputeerde Staten van Zuid-Holland zetten voor dit jaar 1,58 miljoen euro extra in om de veiligheid in het openbaar vervoer te verhogen. Een deel van het geld wordt gebruikt voor extra personeel.
GS doet dat op voorspraak van de PvdA-fractie. Deze wens van mij heb ik in juni gelukkig kunnen vastleggen en daarmee kunnen we op een miljoeneninjectie voor de sociale veiligheid in het openbaar vervoer te verhogen.
Van de anderhalf miljoen euro wordt een half miljoen besteed aan de kosten van extra toezichthouders in het openbaar vervoer. Het resterende geld wordt gebruikt om extra preventieve middelen te bekostigen. Daarbij kan worden gedacht aan meer camerabewaking en extra communicatiemiddelen.
Ik ben voorlopig tevreden over de met het bereikte resultaat, zie ik de extra impuls in de veiligheid als een eerste stap. Ook voor de komende jaren wil ik dat de GS meer geld blijft vrijmaken voor een veiliger openbaar vervoer. De PvdA-fractie wil dat het weer prettig reizen wordt met het OV.
Provincie ziet kansen in OV-projecten PvdA
July 5th, 2010
De PvdA-fractie geeft volgend jaar prioriteit aan drie openbaar-vervoerprojecten in Zuid-Holland. Dit zijn de OV-projecten Leiden-Zoetermeer; Den Haag-Leiden via Wassenaar en het OV-project Noordwijk-Sassenheim.
De provincie onderzocht afgelopen maanden welke OV-projecten na de volgende verkiezingen zullen worden uitgevoerd. Een zogenoemde ‘quick scan’ toetste ze op hun bijdrage aan een beter openbaar vervoernetwerk. Verder werd gelet op de aantallen te vervoeren reizigers, de geschatte kosten en de uitvoerbaarheid van de projecten.
De verschillende fracties droegen daartoe in totaal twaalf ‘kansrijke’ projecten voor. Zeven daarvan waren afkomstig van de PvdA-fractie. Provinciale Staten nemen de drie kansrijke projecten mee in hun toekomstige OV-visie.
PvdA-fractievoorzitter Ron Hillebrand liet eerder weten dat de resultaten van het onderzoek een belangrijke rol spelen bij de vaststelling van de verkiezingsprogramma’s. Op deze wijze heeft de burger ‘iets te kiezen bij de volgende Statenverkiezingen in 2011 en kan er daarna snel met nieuwe lijnen voor het openbaar vervoer gestart worden,’ zei hij.
PvdA Zuid-Holland wil op korte termijn miljoeneninvesteringen in veiliger openbaar vervoer
April 23rd, 2010
De PvdA Statenfractie Zuid-Holland wil dat Gedeputeerde Staten spoed zet achter investeringen in een veiliger openbaar vervoer in Zuid-Holland. Dat is reeds in het najaar 2009 afgesproken. Zo wil de fractie de terugkeer van de conducteur op bus en tram, aldus woensdag PvdA-woordvoerder Resul Özdemir.
In najaar nota van 2009 en op verzoek van mij heeft GS daarvoor een potje van € 3.370.000 gereserveerd. Dat was in 2009 bedoeld voor promotie van het OV. Dit bedrag is naar 2010 doorgeschoven. Op voorspraak van de PvdA zou het geld door GS worden ingezet voor verhoging van de veiligheid in het OV. De PvdA vindt het nu hoog tijd dat het geld ook daadwerkelijk aan sociale veiligheid wordt besteed.
Bij de sociale veiligheid denk ik tevens aan meer camera’s in het OV om de sociale veiligheid te vergroten. Ook vind ik dat de kwaliteit van de reizigersinformatie moet worden verhoogd. Ik wijs er op dat de sociale veiligheid in het openbaar vervoer eerder verslechterd dan verbeterd is. Ik noem dit voor de reiziger onaanvaardbaar. ,,De PvdA-fractie wil de komende jaren de kwaliteit van de dienstverlening voor de reiziger vergroten, zodat het weer prettig reizen wordt met het openbaar vervoer.’’
Terugdringen auto-overlast in Maasland
February 24th, 2010
- Toelichting Door de verlengde A4 is de autodrukte in en rond Maasland enorm toegenomen. Zodra de A4 door Midden Delfland is voltooid, zullen de problemen en verkeersdrukte op de N468 weer zijn afgenomen (terug naar niveau uit het jaar 2000) en kan de gemeente de weg in beheer nemen indien zij tijdig start met voorbereidende maatregelen. Maar dit duurt nog enkele jaren en zolang kunnen en willen de bewoners van Maasland niet wachten, zo bleek tijdens een PvdA-werkbezoek op donderdag 18 februari op uitnodiging van de bewonersgroep die zich rond dit onderwerp in Maasland heeft georganiseerd en de gemeente adviseert over mogelijke oplossingen. De bewonersgroep en de gemeente hebben de laatste tijd diverse maatregelen uitgewerkt en doorgevoerd om de leefkwaliteit in het dorp langs de N468 te verbeteren. Maar de grenzen van hun mogelijkheden zijn bereikt en verdere verbeteringen zijn alleen mogelijk in samenwerking met de provincie Zuid-Holand, de verantwoordelijke wegbeheerder. Voor de provincie is de route geen ‘sluiproute’ maar onderdeel van het provinciale wegennet zodat het geen optie is om tijdens de ochtend- en avondspits, wanneer de problemen zich in Maasland voordoen, doorgaand verkeer te hinderen met bijvoorbeeld spits-pollers, zoals in Midden Delfland parallel aan de A13 wel is gedaan. Toch is het volgens de bewonersgroep mogelijk om binnen dit provinciale uitgangspunt de leefkwaliteit te verbeteren met alternatieve en soms vernieuwende oplossingen. Nu de N468 bovendien op de rol staat voor groot onderhoud en de provincie voorbereidingen treft voor de aanleg van een parallel lopend fietspad om de verkeersveiliheid te vergroten, ligt het voor de hand deze alternatieve kwaliteitsverbeterende maatregelen nader te onderzoeken zodat eventuele uitvoering daarvan kostenefficiënt kan worden gecombineerd met het onderhouds- en fietspadprogramma. Na van de door bewoners aangedragen alternatieven kennis te hebben genomen, stellen ondergetekenden aan Gedeputeerde Staten de volgende vragen, die erop zijn gericht haalbare maatregelen te vinden die nog dit jaar in uitvoering zouden kunnen komen om de verkeerintensiteit van de weg te verlagen en de snelheid van het doorgaand verkeer iets terug te dringen, zodat de leefkwaliteit in Maasland tijdens ochtend- en advondspits merkbaar verbetert. Is het college van GS bereid om met extra bebording bij de aan- en afvoerroutes van A4 en A20 richting Maasland, alternatieve routes bij automobilisten onder de aandacht te brengen zodat een deel van de verkeersstroom zich meer verspreid over andere wegen? Zo ja, heeft GS dan wellicht al een concrete uitwerking voor ogen? Zo nee, waarom niet? Ervaringen op snelwegen tonen aan dat trajectbegeleiding kan bijdragen aan de aan- en afvoer op snelwegen. Een goed voorbeeld daarvan is de trajectbegeleiding en –controle op de A13. Mede op basis van een idee van de heer Peter Verschoor, inwoner van Midden-Delfland, stellen wij GS de volgende vraag. Is het college van GS bereid de mogelijkheid te onderzoeken van traject-snelheidscontrole tijdens ochtend- en avondspits inclusief handhavingsmaatregelen op de N468, waarbij als doorrijtijd wordt uitgegaan van ongeveer 30 minuten (van A4 tot A20 en v.v.) zodat automobilisten 5 tot 7 minuten extra reistijd nodig hebben dan nu en waardoor de route nog steeds dienst kan blijven doen als verbindingsroute in het provinciale wegennet maar ten opzichte van het gebruik van de omliggende rijkswegen geen tijdvoordeel meer oplevert? Zo ja, wanneer kan het overleg hierover met bewoners en gemeente starten? Zo nee, waarom niet? Het is tijdens met name de ochtendspits gevaarlijk voor schoolgaande kinderen en hun begeleiders om het traject over te steken. Automobilisten staan bumper aan bumper in Maasland en negeren in grote getalen de verkeersregels bij voetgangersoversteekplaatsen. De bewoners zouden graag bij een of meerdere van deze oversteekplaatsen verkeerlichtinstallaties plaatsen zodat de nu ononderbroken stroom van auto’s zo af en toe geforceerd wordt doorbroken om jonge voetgangers in staat te stellen veilig de overkant te bereiken.
- Wil GS in overleg met gemeente en bewoners serieus verkennen op welke manier een verkeerslichtinstallatie of alternatief systeem autombolisten kan dwingen of effectief kan verleiden om op gezette tijden in de ochtendspits ruimte te bieden aan overstekende schoolgaande jeugd bij een of meerdere voetgangsoversteekplaatsen nabij scholen? Zo nee, waarom niet? Zo ja, op welke termijn kan dit onderwerp besproken worden met bewoners en gemeente? Het werk van de bewonersgroep wordt op dit moment door de gemeente Midden Delfland ondersteund. Op deze manier worden burgers in staat gesteld actief mee te denken en alternatieve maatregelen te ontwikkelen, werk dat normaal gesproken door het ambtelijk apparaat wordt gedaan. Door de bewonersgroep op een nieuwe manier in te zetten, blijkt de betrokkenheid bij en het draagvlak voor het vinden van oplossingen te zijn toegenomen, zo kan uit informatie van de gemeente Midden Delfland in 2009 worden opgemaakt. De bewoners geven ook aan dat zij graag op deze manier de komende maanden / jaren bij de aanpak van de overlast van de N468 betrokken blijven. Maar nu de gemeentelijke bevoegdheden lijken uitgeput omdat het nu aan de provincie is om als wegbeheerder eventueel aanvullende maatregelen te treffen, doet zich de vraag voor of het dagelijks bestuur van de provincie – net zoals de gemeente heeft gedaan – de bewonersgroep wil blijven ondersteunen bij het verder in kaart brengen en zo nodig uitvoeren van alternatieve maatregelen die in de eerste drie vragen zijn verwoord. De concrete vraag in dit verband aan GS is derhalve: Ziet u mogelijkheden om het bijzondere ‘participatieproces’ van de bewonersgroep (naast de gemeente Midden Delfland) financieel of organisatorisch te ondersteunen, hen bij de gevraagde verkenning en onderzoeken te betrekken en de komende maanden intensief met deze groep (en de gemeente) samen te werken om nog dit jaar alles uit de kast te halen wat erin zit om de leefkwaliteit rondom de N468 in Maasland te verbeteren? Zo ja, op welke manier? Zo nee, waarom niet? Kunt u zo exact mogelijk aangeven
- a) wanneer het groot onderhoud aan de N468 volgens planning zal plaatsvinden,
- b) welk type onderhoudsmaatregelen zijn voorzien,
- c) wanneer de planvorming voor de aanleg van het fietspad wordt afgerond,
- en tenslotte
- e) op welke manier en/of in welke periode eventuele maatregelen volgend uit nader overleg met bewoners en gemeente geïntegreerd kunnen worden in het onderhouds- en fietsplan? Ondertekening en naam: Erik Pool (PvdA)Resul Özdemir (PvdA)Jan Evert Keman (PvdA)
Dienstenuitval in het RGL
February 24th, 2010
Toelichting
De NS heeft vanaf december de treinverbinding Alphen-Gouda (RGL) overgenomen. De geluidsarme en instap vriendelijke lightrail heeft plaats moeten maken voor sprinters. De NS beloofde aan de Provincie een kwartiersdienst tijdens een groot deel van de dag en meer rechtstreekse treinen naar Leiden. Van die kwartiersdienst is niets terecht gekomen: het is een halfuursdienst gebleven, ook in de spits, waarbij de tijden in de loop van de dag ook nog eens verspringen. Hierdoor zijn er doordeweeks momenten waarop er 3 kwartier geen verbinding is op de lijn van Gouda naar Alphen, via Waddinxveen.
van 9.18 tot 10.02 uur
van 14.32 tot 15.18 uur
van 18.18 tot 19.02 uur (n.b. de tijd waarop forensen graag vroeg thuis willen zijn i.v.m. gezinsleven e.d.).
In december heeft de NS kaartjes met de nieuwe dienstregeling uitgedeeld, met daarop wel de kwartiersdiensten, Hierdoor zijn reizigers en NS-personeel soms in de war. Al met al is het door de week een stuk slechter geworden; juist nu de lightrail het goed ging doen. Veel gemopper dus! De halfuursdienst door de week na 20.00 uur en op zondag is wel een verbetering. Ook de afspraak tussen Provincie en de NS dat er in de spits 8 doorgaande treinen en 8 in de avondspits zouden rijden is niet nagekomen. Dat zijn er volgens de dienstregeling 7 geworden.
Vervangend busvervoer bij storingen is ook een probleem voor de reizigers. Inde 4de week dinsdagmiddag 2 februari was er een urenlange storing op het traject. Reizigers werden niet goed op de hoogte gehouden en er was geen (of pas laat) vervangend vervoer. Zo werd mij meegedeeld door iemand die hier de dupe van was.
In AD-Gouda van 08.02.2010 stonden deze klachten ook vermeld. Ondergetekende stelt aan het College van Gedeputeerde Staten de volgende vragen:
- Klopt het dat is de concessie van de NS een kwartierdienst is afgesproken?
- Klopt het dat is de concessie van de NS adequaat vervangende vervoer is afgesproken?
- Zijn GS bekend met de “problemen” zoals in de toelichting beschreven?
- Op welke manier zorgen GS ervoor dat de NS zich aan de dienstverlening conform de concessie houdt?
Ondertekening en naam: Resul Özdemir (PvdA)
Erik Pool (PvdA)
Martin Loose (PvdA)
Afspraken over OV-chipkaart niet voldoende
February 16th, 2010
De PvdA Zuid-Holland is geschokt door de mededeling op het radio 1 journaal dat het aantal OV ritten in Zuid-Holland, weliswaar tijdelijk, met 7,5% daalt zodra de ov-chipkaart het enige betaalmiddel is. Dat komt enerzijds door koudwatervrees, anderzijds door prijsstijging. Hoewel afgesproken is dat tarieven gemiddeld niet stijgen, blijken sommige ritten zo veel duurder te zijn, dat OV gebruikers deze gaan mijden. De afspraak met de Tweede Kamer dat de ritprijzen gemiddeld niet mogen stijgen, is dus niet voldoende. Statenlid Özdemir: ‘Gaat het om 5 à 10 procent ter linker en rechterzijde van het gemiddelde? Of hebben we hier te maken met een prijsstijging (en dus ook daling) van wel 30%. Dat kan en mag absoluut niet uitleg zijn van deze afspraak’. De PvdA Zuid-Holland wil dan dus ook weten wat de bandbreedte van dit gemiddelde is en gaat dit samen met Lia Roefs, PvdA Tweede Kamerlid, uitzoeken. De PvdA Zuid-Holland wil overigens ook niet dat de inkomsten die vervoersorganisaties mislopen doordat minder reizigers van het OV gebruik maken, op de reiziger worden verhaald.
OV-CHIPKAART voorkomen van dubbele opstaptarieven
January 13th, 2010
Toelichting
Als reizigers een reis maken met het OV, waarbij gebruik wordt gemaakt moet worden van meerdere vervoersmaatschappijen, worden zij geconfronteerd met extra kosten: bij de aanvang van de reis wordt het opstaptarief betaald, bij het uitstappen wordt uitgecheckt maar bij het vervolg van de reis bij de een andere maatschappij, betalen zij opnieuw het opstaptarief. Het gesignaleerde probleem doet zich niet alleen in Zuid-Holland voor.
Voorbeeld:
Als je wilt reizen van Naaldwijk naar Katwijk dan reis je eerst met Veolia, vervolgens stap je over op de HTM en je vervolgt je reis met Connexxion.Je moet elke keer inchecken en uitchecken en je moet (wellicht in dit geval) drie keer het instaptarief betalen. Volgens de Wet Personenvervoer bepalen de provinciale- en lokale overheden de tarieven voor de ov-chipkaart en dus ook de voorwaarden van de opstaptarieven. De regie voor de ov-chipkaart ligt momenteel bij de provincies, gemeenten en de vervoerders. Overigens is het dubbele- of driedubbele opstaptarief niet het enige probleem: als je vergeet uit te checken is het erg lastig om je geld weer terug te krijgen. Dat brengt frustratie bij de reizigers met zich mee. Ondergetekenden stellen aan het College van Gedeputeerde Staten de volgende vragen.
- Zijn GS met ons van mening dat de reizigers de dupe zijn van de ontstane situatie?
- Zo ja, ziet GS mogelijkheden het probleem op te lossen? En zo ja, op welke wijze?
- Bent u het eens met de stelling dat vervoerders de plicht hebben om reizigers hun geld terug te betalen als ze vergeten zijn uit te checken?
- Bent u met ons eens dat de vervoerders onderlinge afspraken moeten maken voor de verrekening van het onterecht betaalde instaptarief?
- Zien GS mogelijkheden, om bij het opstellen van nieuwe concessievoorwaarden in het programma van eisen voorwaarden op te nemen die voorkomen dat reizigers dubbele- of driedubbele opstaptarieven moeten betalen?
- Is GS bereid om een voortgangsrapport naar PS te sturen, als vervolg op de nota die eerder op de agenda stond, waarin de beleidskeuzes bij de invoering van de ov chipcard worden toegelicht?
Ondertekening en naam: R. Özdemir PvdA
T.L.Brill VVD
M.Kip CDA
E.Maassen SP
G.Wenneker D66
A.W.Dijk ChristenUnie / SGP
A.B.Blokhuizen GroenLinks
2010
January 1st, 2010
De beste wensen voor een gezond, gelukkig en liefdevol 2010.
All the best voor jou en je familie.
Sizin ve tum sevdiklerinizin yeni yilini kutlar 2010 yilinin tum dunya’ya saglik, mutluluk ve esenlik getirmesini dilerim.
Gelukkig nieuw jaar# Yeni yiliniz kutlu olsun# Happy new year# Sana sala we nu pirozbe# Bonn anne#
Resul Özdemir
Ook jonge MBO-ers moeten OV-kaart krijgen
November 23rd, 2009
Deze oproep heb ik samen met collega Statenleden uit alle provincies naar onze Tweede Kamer gestuurd. Wij vinden dat ook MBO-studenten die jonger zijn dan 18 jaar hebben recht op een OV-kaart. Op dit moment hebben MBO-scholieren die 16 of 17 jaar oud zijn geen recht op een OV-jaarkaart noch op een OV-trajectkaart, terwijl oudere MBO-studenten hier wel voor in aanmerking komen. Ze maken hierdoor vaak hoge reiskosten, wat voor sommige jongeren reden is voor schooluitval. Wij pleiten er dan ook voor dat alle MBO-scholieren, ongeacht hun leeftijd, een vergoeding voor deze reiskosten krijgen.
Vorig jaar nam ook de Tweede Kamer een motie aan die ervoor pleit dat Rijk en provincies samen zoeken naar een tegemoetkoming in de reiskosten van MBO’ers onder de 18. Er leek een oplossing per 2009 te komen. Het kabinet heeft bij de behandeling van de voorjaarsnota echter aangegeven het gereserveerde geld anders te willen besteden all air max. Hiermee is de vergoeding voor jonge MBO-studenten van de baan. De PvdA-statenleden roepen de Tweede Kamerfractie op dit niet te accepteren, en alsnog met een oplossing te komen.
Daarom zal ik het onderwerp ook in Noord-Holland opnieuw op de agenda zetten. Provinciale Staten namen op vorig jaar unaniem een motie van de PvdA aan die vraagt om een onderzoek naar deze problematiek en mogelijke oplossingen. Gedeputeerde Staten hebben dit onderzoek nooit uitgevoerd, omdat het Rijk met een oplossing leek te komen. Nu deze oplossing voorlopig van de baan is, willen wij dat het door Provinciale Staten gevraagde onderzoek alsnog wordt uitgevoerd. Ik zal dit in de eerstvolgende vergadering van de statencommissie Wegen, Verkeer en Vervoer (WVV) aan de orde stellen.
Zie hieronder de brief die naar de Tweede Kamer fractie van de PvdA verstuurd is:
Betreft: reiskostenvergoeding voor minderjarige Mbo-studenten
Beste leden van de Tweede Kamerfractie van de PvdA,
Vorig jaar heeft de Tweede Kamer besloten om minderjarige Mbo-studenten een vergoeding te geven voor hun reiskosten in het stads- en streekvervoer. Leeftijdsgenoten op het HBO en WO hebben op dit moment recht op een Ov-studentenkaart.
Vanaf 2009 zou er een bedrag van €15 miljoen beschikbaar worden gesteld en vanaf 2010 structureel een bedrag van €30 miljoen. Hiermee konden de minderjarige Mbo-studenten een tegemoetkoming krijgen in hun reiskosten. Reisproblemen bij deze jongeren kan onder andere leiden tot schooluitval of het beperken van hun studiekeuze. Vooral voor gezinnen met een laag inkomen is dit een groot probleem. Studenten van dezelfde leeftijd op het HBO of WO kunnen met hun OV- studentenkaart vrij gebruik maken van de bus, trein, tram en metro new balance 754 outlet.
Het kabinet heeft bij de behandeling van de voorjaarsnota aangegeven het gereserveerde geld anders te willen besteden. Hierdoor komt het hele idee om Mbo-studenten van 16 en 17 jaar een reiskostenvergoeding te verstrekken te vervallen.
Bij verschillende provincies worden voor deze doelgroep verschillende acties toegepast, maar lang niet bij alle provincies. Bovendien kunnen provincies hier ook niet structureel aan bijdragen. Dit probleem zien alle Statenfracties van de PvdA als een landelijk probleem. Oplossing voor dit probleem moet dan ook vanuit de landelijk politiek komen!
Wellicht kunnen we ook hier het principe “sterkste schouders zwaarste lasten laten gelden”. Zodat in ieder geval minder draagkrachtige scholieren (minima) in aanmerking kunnen komen voor een reiskostenregeling. Uiteraard is het uitgangspunt om deze reiskostenregeling op termijn voor alle minderjarige MBO scholieren te laten gelden.
Wij betreuren de keuze van het kabinet. Daarom willen alle Statenfracties van de PvdA de Tweede Kamerfractie van de PvdA oproepen om dit standpunt op korte termijn op de politieke agenda te zetten.
Met vriendelijke groet,
Namens vrijwel alle Statenfracties van de PvdA,
Yasemin Cegerek Gelderland
Koen Dijktra Drenthe
Ehssane Gounou Brabant
Liesje Klomp Noord-Holland
Resul Ozdemir Zuid-Holland
Els Tans Limburg
Sjak Rijploeg Groningen
Annebeth Evers Zeeland
Henk Korthof Friesland
Henk Heskamp Overijssel
Peter Pels Flevoland
Utrecht
Mohammed Mohandis (Voorzitter) Jonge Socialisten PvdA
PvdA: onderzoek kansrijke projecten openbaar vervoer
November 11th, 2009
De Provincie Zuid-Holland gaat in de komende maanden onderzoeken welke openbaar vervoerprojecten na de volgende verkiezingen opgepakt gaan worden. Dat hebben Provinciale Staten op voorstel van de PvdA-fractie besloten. In een zogenaamde “quick scan” zullen projecten worden onderzocht op hun bijdrage aan een beter openbaar vervoer-netwerk, aantallen reizigers, geschatte kosten en uitvoerbaarheid.
De PvdA constateert dat er veel OV-plannen in ontwikkeling of in uitvoering zijn zoals de Merwede-Lingelijn en de Rijn-Gouwelijn. Maar voor wat daarna komt is nog te weinig nagedacht. Vanwege de lange voorbereidingstijd van tramlijnen en vrije busbanen moet daar nu al mee begonnen worden. Voor de steeds dichterbevolkte Randstad is het van groot belang dat de kwaliteit van het openbaar vervoer snel verbeterd wordt. Woordvoerder Ron Hillebrand: “Wij willen in het eerste kwartaal van 2010 de resultaten van het onderzoek op tafel hebben, zodat er rekening mee gehouden kan worden bij de vaststelling van de verkiezingsprogramma’s voor de volgende periode air jordan 8 retro. Dan heeft de burger iets te kiezen bij de volgende Statenverkiezingen in 2011 en kan er daarna snel met nieuwe lijnen voor het openbaar vervoer gestart worden.”
Prettig reizen met OV: extra geld voor veiligheid
October 17th, 2009
De kwaliteit van de dienstverlening aan de reiziger in Zuid-Holland moet omhoog. De sociale veiligheid in het openbaar vervoer moet verbeterd worden mens new balance 891. Dit vindt de PvdA Satenfractie Zuid-Holland. Het PvdA voorstel om hiervoor geld te reserveren is positief ontvangen door Gedeputeerde Staten.
In de Najaarsnota 2009, die behandeld werd in de Statenvergadering van 14 oktober jl., was er
€ 3.370.000 gereserveerd voor promotie activiteiten voor het openbaar vervoer. Op voorstel van de PvdA wordt dit bedrag nu aangewend voor kwaliteitsverbetering van de dienstverlening aan de reiziger. Daarbij wordt gedacht aan het plaatsen van camera’s om de sociale veiligheid te vergroten en het geven van goede reizigersinformatie. De PvdA is ook voorstander van het terugkeren van de conducteur in het openbaar vervoer.
In 2009 zijn boetes opgelegd aan de vervoerders in verband met niet gereden diensten in 2008. Deze “extra” middelen zijn in 2009 ook beschikbaar voor projecten om de aantrekkelijkheid van het OV voor de reiziger te vergroten. Hierdoor worden de bestaande investeringmiddelen niet volledig benut en voor een bedrag van € 3.370.000 doorgeschoven naar 2010. De uitgevallen diensten van de vervoerders in 2008 waren het gevolg van het niet kunnen garanderen van de veiligheid van reizigers op bepaalde trajecten, doordat bepaalde groeperingen deze trajecten terroriseerden De PvdA fractie vindt de verslechtering van de sociale veiligheid in het openbaar vervoer onaanvaardbaar. Daarom wil de PvdA fractie de komende jaren de kwaliteit van de dienstverlening voor de reiziger vergroten, zodat het weer prettig reizen wordt met het openbaar vervoer.
Reizigers is de dupe van het niet op tijd rijden
September 14th, 2009
Wie betaald de rekening?
In het kader van het ketenvervoer is het van belang dat verschillende vervoersmogelijkheden goed op elkaar aansluiten. Verschillende vervoersmaatschappijen stemmen daartoe hun dienstregelingen op elkaar af. Bij vertragingen bij de ene vervoersmodaliteit kan het zijn dat daardoor de regulier aansluiting met de vervolgaansluiting wordt gemist. Als deze aansluiting de laatste mogeljkheid is om de gewenste eindbestemming te bereiken moet de reiziger vaak extra kosten maken en soms veel moeite doen om toch op de gewenste bestemming te komen girls air jordan 6. Voor kosten die voortvloeien uit het niet volgens afspraak leveren van diensten is bij de meeste vervoersmaatschappijen een declaratie regeling van kracht. Problemen ontstaan als de vertraging van de ene maatschappij tot gevolg heeft dat de reiziger geen gebruik meer kan maken van de aangeboden diensten van de maatschappij die de aansluitende dienst levert.
1 Is het GS het met ons eens dat de reiziger door vertraging bij de “aanleverende” vervoerslijn behoorlijk in de problemen kan komen bij het overstappen naar de vervolgaansluiting?
2 Kan GS aangeven wat de officiële gedragscode hiervoor is bij de verschillende vervoersmaatschappijen?
3 Bestaat er een regeling waarbij beschreven is of en zo ja hoe de reiziger eventuele extra schade ten gevolge van deze vertraging kan verhalen? Geldt deze regeling algemeen of is zij afhankelijk van de verschillende regelingen van de individuele maatschappijen?
4 Indien zij algemeen geldt: hoe luidt deze regeling? Indien zij afhankelijk is van de verschilllende regelingen van de individuele maatschappijen zijn er dan wel uniforme basis voorwaarden? Zo ja, hoe luiden die? Zo nee, waarom niet?
5 Als de aanvoerende lijn aan zijn verplichting heeft voldaan door -weliswaar met vertraging- de reiziger op de plaats van bestemming af te leveren en de vervolglijn gewoon op schema heeft gereden kan de claim van de reiziger door beide maatschappijen op terechte gronden worden afgewezen. Welke mogelijkheid heeft de reiziger dan om zijn schade te verhalen?
6 Wat doet GS eraan om te voorkomen dat de reizigers in dat geval bij beide vervoersmaatschappijen nul op het request krijgt bij het indienen van een schadeclaim?
7 Is het GS bekend waar deze gevallen zijn voorgekomen? Zo ja wat doet GS om deze situaties terug te dringen/Zo nee welke maatregelen gaat GS nemen om deze situaties te voorkomen? Hoogachtend,
José Chung Fractie GroenLinks R. Özdemir Fractie PvdA
Bulgarije weer in de fout!
July 1st, 2009
Radio 1
http://www.radio1.nl/contents/6569-turkse-nederlanders-afgeperst-bij-bulgaarse-grens
Bulgarije opnieuw in de fout!
1 juli 2009
Vandaag werden verschillende huisartsen in Rotterdam overspoeld met verzoeken van Turkse Nederlanders om een verklaring dat zij niet besmet zijn met de Mexicaanse griep.
Reizigers van Turkse afkomst die via Bulgarije naar Turkije reizen, worden bij de Bulgaarse grens geconfronteerd met een verplichte gezondheidsverklaring. Wie geen verklaring kan tonen, wordt onderworpen aan een verplicht medisch onderzoek waarvoor men ongeveer 130 euro moet betalen.
In Rotterdam-Zuid hebben inmiddels tientallen mensen hun huisarts benaderd om zo’n verklaring te krijgen. Toch is onduidelijk of de Bulgaarse autoriteiten deze verklaringen zullen accepteren. Zelfs mét verklaring bestaat het risico dat reizigers alsnog moeten betalen.
Deze praktijken roepen sterke vermoedens op van afpersing en misbruik van macht. Het lijkt opnieuw een poging van Bulgaarse grensfunctionarissen om Turkse reizigers geld afhandig te maken.
Dit soort gedrag is onacceptabel voor een land dat deel uitmaakt van de Europese Unie. Daarom roep ik via onze Europarlementariërs op om onmiddellijk actie te ondernemen en deze wantoestanden aan te kaarten bij de Europese Commissie.
Europa moet staan voor rechtsgelijkheid, menswaardigheid en wederzijds respect — waarden die hier duidelijk met voeten worden getreden.
Resul Özdemir
Ontboezemingen over Zuid-Holland van Resul Özdemir
March 9th, 2009
Mooiste plek ZH?
De mooiste plek van Zuid-Holland vind ik Goeree Overflakkee. Goeree Overflakkee heeft mooie stranden, uitgestrekte natuur en schone lucht en is daarmee een ideale plek om te recreëren, vooral in zomerse perioden. Helaas weten een heleboel Zuid-Hollanders dit nog niet new balance 625. Jammer is ook dat het gebied zo moeilijk is te bereiken. Ik vind dat we dat als Statenfractie moeten verbeteren.
Graag behouden in ZH?
Zuid-Holland biedt iedereen wel iets. Stad, dorp, platteland, groen, recreatie en economie is er in bijna elke vorm wel te vinden. Ik ben een echte Hagenees, maar toch wil ik de open en groene ruimte in Zuid-Holland graag behouden. Ik wil voor de toekomstige generatie een Zuid-Holland achterlaten waar ze niet alleen maar kunnen werken maar ook recreëren en gezond leven.
Graag veranderen in ZH?
Ik zou een grote slag willen slaan met het Openbaar Vervoer (OV). Op dit moment houden teveel bestuurslagen zich bezig met OV. Dat brengt verwarring en kennisversnippering met zich mee. We kunnen er daardoor niet iets moois van maken. Eén Mobiliteit Autoriteit zou de ideale oplossing zijn. Nederland loopt enorm achter in de ontwikkeling van OV. We hebben er de laatste 40 jaar te weinig in geïnvesteerd. Uiteraard moeten we ook het imago van OV verbeteren, maar ja dat komt niet van zelf, dus volop investeren….
Beschuitje eten met ……..
Ik wil wel een beschuitje eten met alle politieke leiders van Nederland om over het thema Integratie te discussiëren. Mijn vraag zou zijn: Aan wie of met welke gedachte moet ik integreren? Ik ben een Sociaal Democraat. Moet ik integreren aan de liberale gedachte, de christelijke gedachte of die van Wilders? Ik vergelijk integratie altijd met het mengen van Koffie en Suiker. Als de Koffie heet genoeg is, smelt de Suiker enorm snel. Als de Koffie koud is, en je roert maar door, dan blijft de Suiker toch hard. Daarom is een warme ontvangst erg belangrijk. Mensen moeten elkaar leren kennen, en niet alleen maar negatieve dingen promoten. Er zijn genoeg positieve onderwerpen waar we samen iets van kunnen maken. De Islamofobie, die vooral na 11 september in westerse landen is ontstaan, heeft onze maatschappij verslechterd. Natuurlijk heeft elke cultuur en ras slechte kanten. Maar dat wil niet zeggen dat iedereen van een bepaald ras of cultuur slecht is.
Uit de statenfractie: gemeente, regio, provincie
March 2nd, 2009
Als partijgenoten in proberen we als het even kan op verschillende niveaus samen te werken. In de statenfractie pikken we graag dingen op die in gemeente of regio bedacht zijn. Zo helpen we elkaar. Daarvan deze keer twee actuele voorbeelden.
OV-visie Holland Rijnland en OV-concessie
In de regio Holland Rijnland is onder aanvoering van de Leiderdorpse PvdA-wethouder Peter Glasbeek een innovatieve OV-visie opgesteld, die de gestage afbrokkeling van vooral de kleinere lijnen wil omturnen naar een reizigersgroei van 70% in 2016. Dat gebeurt o.a. door een goed onderscheid in verschillende vervoersniveaus: niveau 1 is de trein en straks Stedenbaan cheap air max 90 trainers; niveau 2 is regionaal hoogwaardig OV op hoofdassen, en niveaus 3 en 4 zijn lokale en ontsluitende verbindingen. Vooral op niveau 2 is veel nieuwe inzet nodig. Dat is bijvoorbeeld het al lopende project Rijn-Gouwelijn, maar ook een nieuwe Meerlijn tussen Leiden en Zoetermeer en daarnaast een zevental hoofdbuslijnen (‘HR’-lijnen – HollandRijnland) met zoveel mogelijk vrije busbanen en hoge frequenties.Om dat allemaal voor elkaar te krijgen is ook een inzet van de provincie nodig, alleen al omdat de provincie binnenkort een nieuwe OV-concessie voor het gebied uitschrijft (daarbij kunnen we overigens ook leren van ervaringen bij eerdere concessies, zoals de MerwedeLingeLijn). Daarnaast moeten vooral de vervoersniveaus 1 en 2 een plaats krijgen in de nieuwe Provinciale StructuurVisie, die eind dit jaar wordt vastgesteld.We gaan de komende maanden proberen, dit in de provincie allemaal zo ver mogelijk te brengen, uiteraard in goed overleg met de regio.
Broekpolder Vlaardingen: van niet bouwen naar groenontwikkeling
Voor de Broekpolder in Vlaardingen waren er een paar jaar geleden bij de behandeling van het Streekplan Rijnmond plannen om er een paar honderd woningen te bouwen. Door een amendement van onze Statenfractie is dat plan toen verijdeld (ik weet dat nog precies, omdat ik zelf de woordvoerder was). In Vlaardingen was men erg blij met dat resultaat.Inmiddels is men in Vlaardingen bezig met de volgende stap: er is een integraal plan gemaakt voor de ontwikkeling van groen en recreatie in het gebied. Als jullie dit lezen hebben we als Statenfractie inmiddels een eerste overleg gehad met lokale partijgenoten over dat plan. Er is nog een financieel tekort; wellicht kunnen we als provincie het laatste duwtje geven om het plan ook daadwerkelijk gerealiseerd te krijgen. Groen is immers een van onze speerpunten in de provincie. Als het allemaal lukt, is het een mooi voorbeeld van langjarige samenwerking tussen raads- en Statenfractie!
Resul Özdemir en Martin Loose
Vooruitgang maar het kan nog beter
March 2nd, 2009
Het openbaar vervoer in de regio Zuid van de Provincie Zuid-Holland heeft met de nieuwe aanbesteding een sprong voorwaarts gemaakt. Omdat de regio uit een aantal kleine kernen bestaat, is een goed georganiseerde keten van deur tot deur van essentieel belang. In het programma van eisen is daarom opgenomen dat mensen gebruik moeten kunnen maken van ketenmobiliteit tussen ‘Auto, Bus, Fiets en waar nodig de Belbus’. De PvdA wil dat alle mogelijkheden op elkaar worden afgestemd. Zo moeten er bijvoorbeeld bij haltes nog kleine aanpassingen komen voor P&R.
Meer mogelijkheden
De PvdA is ook te spreken over de afspraak om in bussen extra ruimte te reserveren voor kinderwagens, rollators en kinderfietsen. Dat brengt uiteraard in de spits problemen met zich mee, omdat reizigers op dat moment minder zit ruimte hebben. Maar de voordelen dat kinderen met de fiets, ouders met kinderwagens en ouderen met rollators met het OV kunnen reizen wegen minstens zo zwaar. Er zijn natuurlijk ook een aantal knelpunten die verbeterd dienen te worden. Zo is de N215 erg belangrijk voor de regio. Het onderhoud en de veiligheid van deze weg laat echter te wensen over. De PvdA fractie wil daarom een duurzame toekomst voor deze weg realiseren cheap air max 90 kpu. Ook wil ze dat de plannen voor de weg, zoals bijvoorbeeld fietsroutes, met elkaar afstemmen, zodat alle werkzaamheden in een keer kunnen worden verricht.
Daarnaast wil de PvdA met een lange termijn visie werken. Het blijft namelijk spijtig dat de treinsporen verwijderd zijn. Die hadden veel kunnen betekenen in zomerse perioden en zouden een positieve bijdrage aan het toerisme in het gebied hebben kunnen geven. Vaak verwijderen we eerst de infra en hebben we later spijt. Opnieuw aanleggen wordt dan een enorm karwei en vreselijk duur. Uiteraard blijft de PvdA zich inzetten voor verbeteringen, zodat we voor toekomstige generaties een land kunnen achterlaten waar ze gezond kunnen leven en werken.
Resul Özdemir
‘Provinciale politiek, is dat wel politiek?’
January 6th, 2009
Beste mensen,
‘Provinciale politiek, is dat wel politiek’? Die vraag werd me laatst op mijn werk gesteld (zeer relativerend: politiek als nevenfunctie).
Als politiek betekent minstens 1 keer per maand in ‘de wereld draait door’ verschijnen, dan is de provincie inderdaad niet politiek. Of als het gaat om regelmatig de voorpagina van de landelijke dagbladen te halen, dan is het ook geen politiek. Als de graadmeter is ‘wie stelt de meeste schriftelijke vragen’ verliezen we het ook. En het aantal luchtballonnen vanuit de provincie is ook beperkt te noemen cheap air max for men. Als dat politiek is, zijn wij in de provincie niet politiek bezig.
Maar als het gaat om luisteren naar signalen van inwoners uit Zuid-Holland, als het gaat om het afwegen van verschillende belangen, als het gaat om het communiceren over welk belang je waarom het zwaarste laat wegen, dan is de provinciale politiek met recht politiek te noemen.
Graag noem ik in dat kader een paar recente voorbeelden.
Hoogspanningskabels
Er is in de provincie op diverse plaatsen onrust over de bovengrondse aanleg van een hoogspanningsverbinding. Wij begrijpen dat een hoogspanningsring essentieel is voor de elektriciteitsvoorziening in de Randstad. Maar wij begrijpen niet waarom ondergrondse aanleg niet als serieuze optie is onderzocht. De afgelopen jaren zijn (gelukkig) diverse maatregelen genomen om bijvoorbeeld het kostbare landschap te behouden en dat wordt dan met een pennenstreek teniet gedaan door er een hoogspanningsverbinding doorheen te laten lopen. Om nog niet te spreken van mogelijke gezondheidsrisico’s. Met dank aan onze partijgenoot Martin Loose zetten wij nu alles op alles om een onafhankelijk instituut deze variant te laten onderzoeken nike air max tailwind 6 sale. Wij zijn er namelijk van overtuigd dat het ondergronds wel kan.
Rijnlandroute
Nog zo’n voorbeeld waarover veel onrust en meningen bestaan: de Rijnlandroute. Vorige week is door Provinciale Staten bepaald welke variant nader onderzocht moet worden. Dankzij veel inspanning van opnieuw Martin Loose én een hoofdelijke stemming, is het ons gelukt dat ook een milieuvriendelijke variant meegenomen wordt in het onderzoek. Dit kan zonder veel extra kosten en zonder dat het tot vertraging leidt. En het zorgt wel voor het serieus nemen van signalen uit de samenleving en een heldere en vergelijkbare besluitvorming.
Helihavens in Zuid-Holland
Wij zijn niet voor helihavens in Zuid-Holland voor commerciële lijnvluchten. Natuurlijk hebben we helikopters nodig voor calamiteiten, daar is geen discussie over. Maar wij vinden het onzin om een helihaven aan te leggen voor een kleine groep zakelijke reizigers: de baten wegen niet op tegen de kosten als het gaat om vervuiling en geluidhinder. Helaas waren veel andere partijen wel voor helihavens in Zuid-Holland. Gelukkig hebben we dankzij onze partijgenoot Erik Pool het voor elkaar gekregen dat de normen strenger worden. Het zal op minimaal 500 meter van woningen moeten liggen. Met deze voorwaarde is het bijvoorbeeld uitgesloten dat in Ypenburg een helihaven kan worden aangelegd (u kunt zich voorstellen dat vele bewoners ons hierover hebben benaderd).
Geen woningen in Zwethof
Met dank aan de alertheid van onze fractievoorzitter Ron Hillebrand mag de gemeente Zoeterwoude geen extra woningen bouwen buiten de grens voor te bebouwen gebied. Het handhaven van door de provincie gestelde kaders, is niet de sterkste kant van de provincie (en is überhaupt niet de sterkste kant van de politiek). Maar als we weloverwogen een besluit genomen hebben, moeten we die koers ook volgen en dat betekent in dit geval dat er niet opnieuw gebouwd wordt in het Groene Hart.
En zo kan ik nog meer voorbeelden geven. Wij gaan er in 2009 graag mee verder. Te beginnen met de woningbouw op vliegbasis Valkenburg. En een gesprek met partijgenoten uit de Krimpenerwaard om te horen hoe zij de bestuurlijke samenwerking beleven.
Als we het hebben over bestuurlijke ontwikkelingen: in de nieuw te vormen gemeente ‘Zuidplas’ zijn ze voortvarend bezig. Wat ik inspirerend vind, is dat onze partijgenoot André Bonthuis zoekt naar culturele mogelijkheden om de inwoners te verbinden. De eigen identiteit van de drie fuserende gemeenten staat centraal, maar hoe kun je die verbinden in een nieuw te vormen gemeente? Op dat gebied worden allerlei culturele initiatieven genomen. Ik vind dat een mooie eerste stap bij de start van een nieuwe gemeente.
Hele fijne dagen gewenst, een inspirerend 2009 en tot ziens!
Hartelijke groet,
Martien Branderhorst
Statenlid PvdA Zuid Holland
Woordvoerder Middelen en Lokaal bestuur
Duurzaamheid stroomt
June 25th, 2008
Ik heb vandaag de schriftelijke vragen gesteld. Alle partijen hebben mee getekend, behalve de VVD na.
Toelichting
De ambitieuze titel van het coalitieakkoord ‘Duurzaam denken, dynamisch handelen’ heeft er onder andere aan bijgedragen dat het begrip duurzaamheid langzaamaan meer terrein wint binnen de provinciale organisatie. De motie ‘zet duurzaamheid op de kaart’ van de PvdA leidde tot een inspirerende aftrap van dit thema op Duurzame Dinsdag 2007. Op 2 september 2008 viert Duurzame Dinsdag 2008 zijn tiende jubileum. De provincie Zuid-Holland is partner van dit project. Ondergetekenden stellen aan het College van Gedeputeerde Staten de volgende vragen:
- Zijn GS met ons van mening dat Duurzame Dinsdag 2008 wederom dient te worden aangegrepen om aandacht te vestigen op het begrip duurzaamheid binnen de organisatie?
Het thema van Duurzame Dinsdag 2008 is ‘Duurzaamheid stroomt’. Het gebruik van OV en de fiets levert een grote bijdrage aan de ‘doorstroming’ van verkeer en de verbetering van de luchtkwaliteit mens air max 1 sale. Bovendien is met het Rijk, de provincies en gemeenten overeen gekomen dat alle overheden maximaal inzetten op maatregelen die de luchtkwaliteit verbeteren.
- Zijn GS het met ons eens dat het thema ‘Duurzaamheid stroomt’ gebruikt zou kunnen worden om het gebruik van OV en de fiets te stimuleren?
- Zo ja, zijn GS bereid Duurzame Dinsdag 2008 aan te grijpen om te onderzoeken of het mogelijk is het Provinciehuis fietsvriendelijker in te richten dan nu het geval is?
- En zijn GS ook bereid om op Duurzame Dinsdag 2008 te stimuleren dat zoveel mogelijk mensen op de fiets naar het Provinciehuis komen?
- En zo ja, zien GS mogelijkheden in het plan om het plein van het Provinciehuis voor een dag om te toveren tot een Sociale Fietsen Werkplaats waar het personeel gratis zijn fiets kan laten maken?
Dienstenuitval in het OV
June 11th, 2008
Toelichting
Al meer dan tien dagen wordt door het personeel van de regionale openbaarvervoersbedrijven gestaakt. Dit leidt tot ergernis voor veel reizigers, te laat komen op het werk en problemen bij instellingen en scholen. Door de uitspraak op het kortgeding, dat de drie noordelijke provincies en Rover hebben aangespannen, is deze onevenredigheid in de maatschappelijke effecten van de staking, ook erkend. Zij hebben het initiatief genomen om voor vier weken een afkoelingsperiode in te stellen zodat men kan gaan onderhandelen en tot een overeenkomst kan komen. De PvdA fractie heeft begrip voor het personeel van de regionale vervoersbedrijven, maar wil daarnaast ook voor de reiziger opkomen, die hiervan de dupe wordt. De PvdA fractie is van mening dat de verantwoordelijkheid voor het vervoer van de reizigers in eerste instantie ligt bij de leiding van de openbaarvervoerbedrijven en niet bij het personeel. Uit het onderzoek van de heer Klaas de Vries blijkt overigens ook dat de overheden te weinig geld over hebben voor het openbaar vervoer. De PvdA fractie vindt dat een slechte zaak. Ondergetekende stelt aan het College van Gedeputeerde Staten de volgende vragen:
- Zijn GS met ons van mening dat de reizigers de dupe zijn van de ontstane situatie?
- Zo ja, bent u het eens met de stelling dat vervoerders de plicht hebben om reizigers naar hun bestemming te brengen?
- De vervoerders krijgen geld van de Provincie voor de te leveren diensten. Op dit moment worden deze diensten niet geleverd. Wat denken GS hieraan te doen?
- Zijn GS het met ons eens, dat een afkoelingsperiode van vier weken een oplossing zou kunnen zijn voor de ontstane situatie?
- Zo ja, zijn GS bereid zich ook aan te sluiten bij het initiatief, dat genomen is door de drie noordelijke provincies en Rover?
- Zien GS mogelijkheden om meer geld te investeren in het OV en zo ja, op wat voor manier.
In het kader van de nieuwe aanbesteding die het College volgende jaar zal uitschrijven wil de PvdA fractie serieus laten onderzoeken of, en zo ja hoe, in de toekomst de zekerheid van de dienstverlening aan de reizigers in het openbaarvervoer kan worden vergroot. Daarom stellen we aanvullend de volgende vraag aan GS:
- Zien GS mogelijkheden, om in het programma van eisen voorwaarden op te nemen die niet raken aan fundamentele rechten van werknemers, maar wel een bescherming bieden aan reizigers in geval werknemers en werkgevers een arbeidsconflict hebben?
Resul Özdemir
Uitwisselingsprogramma Nederland en Turkije
May 19th, 2008
De Vereniging van Nederlandse Gemeenten (VNG) heeft een uitwisselingsprogramma opgezet met de Turkse stad Mersin, waarbij ook de Provincie Zuid-Holland als partner betrokken was. Namens de PvdA mocht ik, Resul Özdemir, als Statenlid deelnemen aan dit bijzondere programma.
Vanuit de VNG was er een sterke vertegenwoordiging aanwezig, evenals diverse bestuurders en deskundigen. Onder de deelnemers bevonden zich onder meer de wethouder van IJsselmonde, de voormalige commissaris van de Koningin van Zeeland, een vertegenwoordiger van het ministerie van Binnenlandse Zaken, een functionaris van de Nederlandse ambassade in Ankara, en verschillende experts uit Engeland en Frankrijk.
Doel van het programma
Het uitwisselingsprogramma had als doel om kennis en ervaring van Europese lokale overheden te delen met Turkse bestuurders. De Turkse regering heeft recent een nieuwe wet aangenomen die lokale overheden meer bestuurlijke vrijheid geeft. Omdat men jarenlang gewend is geweest dat het bestuur centraal vanuit Ankara werd aangestuurd, brengt deze overgang de nodige uitdagingen met zich mee.
Het nieuwe systeem vertoont overeenkomsten met het Franse bestuursmodel. Hoewel de wet er op papier goed uitziet, zal de uitvoering in de praktijk veel aanpassingsvermogen vragen. Lokale bestuurders moeten leren om zelfstandig beslissingen te nemen — iets wat binnen het Turkse bestuurlijke kader nog niet vanzelfsprekend is.
De conferentie in Mersin
De conferentie in Mersin werd op initiatief van de lokale autoriteiten georganiseerd. Vanuit Turkije waren 60 van de 81 provinciale vertegenwoordigers aanwezig, evenals de gouverneur (Vali) en de initiatiefnemer van de nieuwe wet.
De bijeenkomst bood een waardevolle gelegenheid om ervaringen uit te wisselen, bestuurlijke inzichten te delen en bruggen te slaan tussen Europese en Turkse overheden.
Bezoeken aan Istanbul en Ankara
Na de conferentie verbleef ik nog enkele dagen in Turkije. Ik bezocht in Istanbul het Nationale Kinderfestival, een prachtige viering van cultuur en saamhorigheid. Vervolgens reisde ik door naar Ankara, waar ik in gesprek ging met leden van de Nationale Kamer over de uitdagingen van lokale overheden.
Op 30 april bracht ik een bezoek aan het Nederlandse consulaat in Istanbul. Het was een fijne en inspirerende avond — het voelde goed om weer even in het Nederlands te kunnen spreken, dat gaf een gevoel van thuis.
Reflectie
Op dit moment is de politieke situatie in Turkije helaas onstabiel. Nieuwe wetten worden aangenomen, maar de uitvoering blijft vaak achter. Dat komt deels doordat sommige machthebbers moeite hebben hun bevoegdheden los te laten.
Ik ben van mening dat Europese steun en samenwerking cruciaal zijn in deze fase. Turkije bevindt zich in een transitieperiode, waarin lokale bestuurders gestimuleerd en gemotiveerd moeten worden om hun nieuwe verantwoordelijkheden op te pakken. Een positieve waardering en ondersteuning vanuit Europa kunnen de Turkse lokale politiek versterken en bijdragen aan een stabieler en democratischer bestuur.
Hoe toegankelijk wordt Zuid-Holland voor fietsers?
March 26th, 2008
Afgelopen commissievergadering MKE is het Fietsplan 2008 ‘Zuid-Holland meer op de fiets’ besproken. De fractie is tevreden met het resultaat. Het plan straalt ambitie uit en een aantal initiatieven die wij in voorgaande coalitieperiode hebben genomen, vormen een belangrijk onderdeel van het plan. `
Zo worden er bijvoorbeeld 3000 fietsplaatsen bij OV-knooppunten gerealiseerd, komt er tenminste 110 kilometer extra fietspad tussen 2008 – 2012 (er is een reserve opgenomen van 70 kilometer), en is er afgesproken dat de OV-fiets beter wordt gesteund. Ook het voorstel van de fractie om 1 aanspreekpunt voor de fietsers in Zuid-Holland is gerealiseerd.
In het najaar zal de fractie tijdens de behandeling van het Fiets Communicatie Plan aandacht vragen voor de invoering van de ‘TomTom’ voor fietsers womens new balance 3090. Het is de bedoeling dat fietsers dan provincieoverstijgende hun routes kunnen plannen.
Het Fietsplan legt de basis voor een mooi, voor de fiets toegankelijk Zuid-Holland. Komend najaar wil ik op de fiets het fietspadennetwerk van Zuid-Holland verkennen. Ik wil dan graag een route plannen langs mooie knoop- en lastige knelpunten. Ik doe dan ook een oproep aan u mij te laten weten waar deze punten zich bevinden. Te zijner tijd, zal ik u dan mijn route toe mailen. Misschien wilt u dan wel meefietsen.
Met vriendelijke groet,
Resul Özdemir
Peuters en ouderen vieren samen het paasfeest
March 20th, 2008
Dinsdag 18 maart zijn de peuters van peuterspeelzaal Pippeloentje uit de Pieter Langendijkstraat gezellig op visite geweest bij de bewoners van het zorgcentrum CoornhertCentrum aan het Erasmusplein. De reden van dit bezoekje was het naderende Paasfeest. De juffen en meester van psz. Pippeloentje vonden het leuk om iets te doen voor de bewoners van het zorgcentrum.
Natuurlijk konden de peuters niet met lege handen aankomen. De peuters hadden op school een bekertje versierd waarin zij een viooltje gezet hadden. Deze hebben ze aan de bewoners gegeven. Ook hadden de peuters op school wat lenteliedjes geoefend discount womens nike air max. Ze vonden het erg leuk om dit voor de mensen te zingen. Deze liedjes waren nieuw voor de bewoners. Ze vonden het wel erg leuk. Natuurlijk konden de peuters ook nog de liedjes uit grootmoeders tijd zoals Berend Botje en Zagen, zagen. Iedereen zong dan ook vrolijk uit volle borst mee. Toen het grote optreden achter de rug was hebben de peuters nog een bekertje limonade met een lekker koekje gekregen.
Deze mensen hebben bijdrage geleverd voor het ontwikkeling, we zouden vaker iets van ons laten horen……
Knelpunten openbaar vervoer Goeree Overflakkee
February 14th, 2008
Omdat ik diverse klachten had ontvangen over het openbaar vervoer op Flakkee heb ik vorige week samen het Dirkslandse PvdA-raadslid Doom van der Vlugt een rondrit gemaakt langs de diverse knelpunten op het eiland. Busvervoersmaatschappij Arriva zou te kleine bussen gebruiken en te veel passagiers tegelijk vervoeren. Ook zou door het inzetten van stadsbussen in plaats van regionale bussen het aantal zitplaatsen per bus teruggebracht zijn van 47 naar 37 plaatsen. Hoewel deze bussen nu wel de gelegenheid bieden om kinderwagens of rolstoelen mee te nemen, heeft dit als gevolg dat niet iedereen kan zitten. Langere ritten zijn daardoor minder comfortabel.
Naast bovengenoemde klachten spelen er nog een tweetal andere zaken: In de eerste plaats het wijzigen van het vervoerssysteem tussen Dirksland en Herkingen. Sinds 1 januari is de belbus vervangen door een regulier lijnbusje. Doom van der Vlugt, met zeven jaar ervaring als chauffeur op de zogenaamde belbus, vindt dat een onbegrijpelijke zaak ‘Voorheen kon je als je een bezoek aan het ziekenhuis moest brengen of boodschappen in Dirksland wilde doen de beltaxi bellen. Dan duurde de rit tussen Herkingen en Dirksland slechts 10 minuten. Nu moeten de mensen gebruik maken van de nieuwe lijnverbinding, die via Nieuwe Tonge en Middelharnis voert. De reis duurt nu bijna een uur en kost bovendien voor een retour 2 euro meer.’
Een ander knelpunt dat ik tijdens de rondrit heb geconstateerd is de veiligheid van de nieuwe bushalte langs de N215. Deze bushalte is door de provincie aangelegd. Maar volgens de gemeente Middelharnis brengt deze halte de verkeersveiligheid voor de passagiers in gevaar. Passagiers die willen overstappen moeten namelijk zonder veilige oversteekplaats de drukke weg oversteken. Met name voor kinderen of ouderen is dit een onwenselijke situatie.
Ik heb mijn ogen tijdens dit flitsende werkbezoek goed de kost gegeven aan de diverse knelpunten. En hoewel Arriva een grote slag heeft gemaakt in het verbeteren van de kwaliteit, zie ik toch noodzaak om enkele vragen over dit onderwerp aan GS te stellen tijdens de Commissievergadering MKE. Ik hou jullie op de hoogte. Jullie mij ook graag?!
2008
December 31st, 2007
Alle beste wensen en een gezond 2008
Aan u en uwen……
Resul Özdemir
Vakantie “Zwitserland”
December 19th, 2007

Ik was in oktober op vakantie, het was prachtig mooi weer, terwijl hier in NL zoals gewoonlijk koud was. Het is prachtig mooi land, super schoon en vriendelijke mensen. Dit was mijn verrassing voor Sevda, we zijn 14.10.1997 getrouwd. Dus 10 jaar geleden jordans cheap free shipping. Ze wist niet dat we zou op vakantie gaan, ik heb alles geregeld en ingepakt en toen het laatste moment heb ik gezegd, dat we vakantie op gaan.
Save
OV Bijeenkomst
December 7th, 2007
| Naar aanleiding van OV bijeenkomst met de PvdA woordvoerders openbaar vervoer (OV) van de 12 provincies en 4 grote steden, is een brief gestuurd naar de PvdA Tweede Kamerfractie. |
Aan: PvdA fractie Tweede Kamer, t.a.v. Lia Roefs en Diederik SamsonBetreft:
Betref: Begrotingsbehandeling Verkeer en Waterstaat
Den Haag, 28 november 2007
Beste Lia en Diederik,
Naar aanleiding van een bijeenkomst met de woordvoerders openbaar vervoer (OV) van de provincies en 4 grote steden, vragen wij jullie de volgende onderwerpen mee te nemen tijdens de begrotingbehandeling Verkeer en Waterstaat komende week: OV & VinexlocatiesEerst bewegen, dan bouwen! Goed ontwikkeld OV is cruciaal voor een succesvolle ontwikkeling van Vinexwijken, maar lang niet altijd prioriteit. Beloofde snelle tram- of busverbindingen laten vaak op zich wachten. Als de ontsluiting met hoogwaardig openbaar vervoer niet goed is gerealiseerd, is de Vinex-locatie slechts goed te bereiken met de auto affordable jordans shoes. Dan schaffen bewoners vaak een tweede auto aan en is het te laat. Als men namelijk eenmaal aan het gebruik van de auto is gewend, is OV voor de meeste automobilisten geen alternatief meer.
OV & ToegankelijkheidOuderen, zeker ook gezien de vergrijzing, maar ook zieken en mensen met een functiebeperking moeten zelfstandig gebruik kunnen maken van het OV om optimaal te kunnen participeren in de samenleving. Toegankelijkheid is daarvoor het sleutelbegrip. De toegankelijkheid zit hem in het materiaal (zoals gelijksvloerse instapmogelijkheden), maar ook in de verbetering van de reisinformatievoorzieningen. OV & TransferiaTransferia leveren een belangrijke bijdrage leveren aan de bereikbaarheid en de leefbaarheid van de grote kernen. Ze moeten op een goed soepel werkend openbaar vervoerssysteem aansluiten. Bussen, carpoolauto’s en ‘witte fietsen’ moeten klaar staan. Anders werkt het niet.
OV & RekeningrijdenRekeningrijden kan het autogebruik in de stad enorm terugdringen. Met een goed werkend OV-systeem in en naar de centra, kan rekeningrijden een bijdrage leveren aan autoluwe en toch goed bereikbare steden. De PvdA woordvoerders vragen de Tweede Kamerfractie:
- Geld te reserveren voor provincies en gemeenten zodat zij ervoor zorgen dat de bouw van Vinexlocaties minimaal samengaat met, zoniet voorafgaat aan, de aanleg van hoogwaardige OV voorzieningen. Eerst bewegen, dan bouwen!
- Aandacht te geven aan de verbetering van de toegankelijkheid van het OV, en in het bijzonder aan de communicatie van de reisinformatie. Ieder openbaarvervoersknooppunt dient te beschikken over een uitstekend dynamisch reizigersinformatiesysteem. Elke bus, trein, boot et cetera met een frequentie lager dan een half uur moet rechtstreeks kunnen communiceren met aansluitend vervoer, om vertragingen enz. door te kunnen geven en mogelijke aansluitingen op de valreep te regelen. Klanten moeten daarbij niets merken van grenzen tussen concessiehouders.
- Geld vrij te maken voor de aanleg van transferia;
- Op kort termijn een proef te starten met rekeningrijden tijdens spitsuren in de Randstad.
Met vriendelijke groet, Namens de PvdA fractie van de Provincies en 4 grote steden,Resul Özdemir en Ursula Blom
OV conferencie
November 14th, 2007
19 november wordt door de PvdA fractieleden van Staten en +vier grote steden OV conferencie gehouden, onder de begeleiding van OV ambassadeur Jeltje Nieuwenhoven buy cheap new balance shoes. Daar willen we OV aanbestedingen,km beperijzing en over de OV kwaliteiten bespreken.
Plaats:Provinciehuis Den Haag
Tijd: 17.30t/20.30
Contactpersoon: Resul Ozdemir
Politieke agenda
November 14th, 2007
PS vergadering
November 14th, 2007
Het is vandaag weer staten vergadering, Vandaag gaan we begroting van 2008 behandelen.
Zomer reces
July 2nd, 2007
Beste mensen,
We hebben vanavond de laatste fractie vergadering gehad, dus we gaan lekker van zomer reces genieten.

