Blog van Resul Özdemir

Resul Özdemir – Zorgondernemer | Bestuurder | Politicus | Verbinder

← Terug

Bedankt voor je reactie. ✨

Bazı insanlar yıllar içinde kendilerine ait önemli yükler yüklerler.

“Duayen tasarımcı”…

“Araştırmacı”…

“Toplumun hafızası”…

Oysa bu sıfatların gerçek sahibi olup olmadığı, kişinin kendisi değildir.

Onu belirle; üretime bağlılığı, karşıt bakış açısı ve mesleki ahlakıdır.

Geçtiğimiz günlerde Sayın günler İlhan Karaçay’ın “Yabancılara Siyasetin Kapısı 1986’da Açıldı” başlıklı yazısını okudu.

Yazının bir bölümünde ismime de yer verilmişti.

Ancak benimle ilgili bölüm, eksik bilgiler içeriyor ve doğal olarak okuyucuyu yanlış bir şekilde götürebilecek nitelikteydi.

Bunun üzerine kendisine tamamen özel olarak, son derece küresel bir dille ulaştım.

Amacım polemik yaratmak değildi.

Tek talebim, hakkımdaki bilgilerin ayrıntılarıydı.

Beklentim de çok basitti.

Bir araştırmacı gazetecinin, “Bilgiler eksik olabilir, yeniden kontrol edelim.” demesiydi.

Ama bunun yerine bana sürekli “Kızsın.” denildi.

Defalarca “Hayır, tartışma bu değil.” dememe, sanki benim ne hissettiğimden benden daha iyi biliyormuş gibi duygu okunmaya devam edildi.

Daha sonra “Yanlış yok.” denildi.

Ardından “Eksik performansı.” ürünün piyasaya sürülmesi.

İşte tam da burada temel bir parçanın ortaya çıkması sağlanır.

Bir gazeteci, hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan bir konu veya kişi hakkında yazmamalıdır.

Eğer yazdığı konuyu önce “yanlış yok” deyip, ardından “eksik yazdığını” kabul ediyorsa; burada sorgulanması gereken yalnızca yazının kendisi değildir.

Sorgulanması gereken, gazetecilik anlayışıdır.

Çünkü eksik bilgi de okuyucuyu yanlış yönlendirebilir.

Gazetecilik yalnızca yalan söylememek değildir.

Gazetecilik; Doğrulanmış, eksiksiz ve lenslerin küresel olarak sunulmasının sorumluluğudur.

Objektiflik, eleştiriyle karşılaştığında savunmaya geçmek değil; gerçeği yeniden araştırabilme cesaretidir.

Gazetecilik, “Ben kârlıdır, doğrudur.” demek değildir.

Gazetecilik, “Burada eksik kaldım.” diyebilmektir.

Ne yazık ki bana verilen cevap bunun tam tersiydi.

talep talebime cevap vermek yerine “zırvalıyorsun” denildi.

Daha sonra bu ifade savunularak, “İfade tarzın yanlış olduğunda zırvalama yerinde bir söz olur.” denildi.

Bir gazetecinin, kendisine son derece sunulan bir şekilde yapılan düzeltme talebine hakaretle karşılık verilmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir durum.

Topluma örnek olması beklenen bir meslek mensubunun, eleştiriyi hakaretle bastırmaya çalışması ne gazetecilik etiğiyle ne meslek sorumluluğuyla bağdaşır.

Ben hakkımda o kadar tek satır yazılmamasını hiçbir zaman sorun olmadı.

Çünkü bir gazetecinin kimi yazacağını kendi tercihidir.

Hatta samimi olarak şunu söylemek isterim:

Keşke yine benimle ilgili hiç yazmasaydınız.

Çünkü hiç yazmamanız, eksik ve eksik doğru bilgilerle yazmanızdan çok daha doğru olması beklenir.

En azından bugün böyle bir açıklama yapmak zorunda değildim.

Ancak ismim kullanılacaksa, o bilgilerin doğruluğunu istemek benim en doğal hakkımdır.

Yıllar önce Hollanda’nın idari yapısında “eyalet”, “il”, “büyükşehir” ve “şehir” kavramları üzerinde benzer bir görüş ayrılığı vardı.

O gün kavramların doğru olduğunu savunuyordum.

Bugün de aynı ilkeyi savunuyorum.

Geçmişte yaşanan o fikrin ayrılığının gidişatına etkisi olup olmadığını bilemem.

Ancak bu süreçte sergilenen tavırlar, bende esneklik konusunda soru işaretleri oluşturulmuştur.

Gazetecilik, kişisel kanaatlerle tarih yazmak değildir.

Gazetecilik, ön yargılarla insanları değerlendirmek değildir.

Gazetecilik, eleştireni küçümsemek değildir.

Gazetecilik, karşısındaki insanın nezaketini zayıflık sanmak değildir.

Gazetecilik, saygıyla yapılan bir talebin ihlaliyle karşılanmaz.

Gazetecilik; ülkelerin sadakatini göstermektir.

Bir gazeteci, eleştiriye hoşgörüyle karşılanırsa objektifliğini sorgulamalıdır.

Bir gazeteci, kendisini eleştiremezse mesleğinin özünü unutmuş demektir.

Bir gazeteci, karşısındaki insanın yararına üslubunu suistimal ederek yukarıdan konuşmaya başlıyorsa, artık bilgi üretmiyor; Otoritesini gözden geçirilmeden çalışmak demektir.

Hiç kimsenin eleştirisinden üstün değildir.

Hiç kimse yaptığı yazının kusursuz olduğunu iddia edemez.

Gerçek hikayeyi farklı kılan; Hiç hata yapmaması değil, hatasını kabul edebilmesidir.

Ben bugün aynı yerdeyim.

Hiçbir ismimin çıkarılmasını istemedim.

Ne özel bir teşekkür bekledim.

Ne de kişisel bir talepte bulundunuz.

Sadece hakkımda kayıtlı bilgilerin doğru ve eksiksiz hale getirilmesi amaçlandı.

Çünkü bugün yazılanların sunduğu tarihin kaynakları olacaktır.

Toplumun hafızası olmak isteyen herkes şunu bilmelidir:

Hafıza olmak, çok yazmakla olmaz.

Hafıza olmak; doğru yazmakla olur.

Unvanlar insanı büyük yapmaz.

Büyüklük; Eleştiriyi dinleyebilmekte, ücretlendirmeyi karşılamada ve sistemlere sadık kalabilmektedir.

Çünkü sonunda insanlar değil, doğrular kazanır.

Ve tarih; kibri değil, gerçek yazar.

Posted in

Plaats een reactie