
İnsanlığın cehalet, adaletsizlik ve manevi bir karanlık içinde bocaladığı bir dönemde, bundan tam 1455 (571 / 2026) yıl önce alemlere rahmet olarak dünyayı şereflendiren Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) doğumu; yalnızca bir şahsın dünyaya gelişi değil, insanlık tarihi için yepyeni bir medeniyet hamlesinin başlama noktası olmuştur.
Onun (s.a.v.) tebliğ ettiği ilahi mesaj; adaletin, eşitliğin, ahlakın, hukukun, bilimin ve ilmi atılımların temellerini atmıştır. İnsanlığa; ırk, renk ve sınıf ayrımı gözetmeksizin kul karşısında eşitliği, bilgiyi arayıp bulmayı ve adaleti mülkün temeli kılmayı öğreten bu yüce rehberlik, yüzyıllar boyunca medeniyetleri aydınlatan bir meşale haline gelmiştir.
Şekilciliğin Tuzağı ve Sünnetin Gerçek Özü
Ne var ki günümüzde en büyük tuzaklardan biri, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bize bıraktığı yüce ahlakı ve evrensel ilkeleri yaşamak yerine, meseleyi sırf şekilci bir taklide indirgemektir. “O şu elbiseyi giydi, biz de öyle giyinmeliyiz; başını şöyle sardı, biz de öyle sarmalıyız” diyerek şekle takılıp kalan, ancak iş ticaretinde, konuşmasında ve kul hakkında adaletten uzaklaşan anlayış büyük bir çelişki içindedir. O dönemde araba veya telefon yoktu; bugün teknolojinin her imkânını sonuna kadar kullanıp iş hayatımıza geldiğinde dinin asıl emrettiği adalet ve dürüstlük ilkelerini görmezden gelmek, kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir.
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bizlere öğrettiği asıl sünnet; terazide doğruluk, adalette hassasiyet ve ‘Yaratılanı Yaratandan öte sevmek’ düsturudur.
Sözde veya dilde Müslüman olmak kolaydır; asıl imtihan, çıkarımız ve cebimiz işin içine girdiğinde başlar. Çıkarımıza dokunmadığı sürece kendimizi “dört dörtlük” sanmak, ancak menfaatimiz sınandığında takındığımız tavır, kalbimizle mi yoksa sadece ağzımızla mı inandığımızı ortaya koyar. Müslüman dediğin, göründüğü gibi olan, başkasının hakkını kendi hakkı gibi gözeten, kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa karşısındakine de öyle davranan kişidir. Sözünün sahibi olmak, her şartta doğrunun ve haklının yanında durmak en büyük sünnettir.
Geleceği Kuşatan İlahi Rehberlik
Diğer yandan, modern dünyada bilimin sınırlarını yalnızca bugünün deney ve gözlemleriyle kısıtlama yanılgısı yaşanmaktadır. Deneyler ve fen bilimleri bize sadece bugünün verileriyle ulaşılan sonuçları anlatır. Oysa Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizin zamansız rehberliği; sadece dünü veya bugünü değil, yarını ve varoluşun hakikatini ifade eder. Bilimi ve gelişimi kucaklarken, onun dar kalıplarına sıkışmadan Kur’an ve sünnetin ahlaki ve hukuki rehberliğiyle yol almak en büyük sorumluluğumuzdur.
Bu vesileyle, bizlere doğru insan olmayı, dürüst ticareti ve adaleti öğreten Peygamber Efendimizin (s.a.v.) kutlu doğumunu bir kez daha şükranla yad ediyorum. Kendimizle yüzleştiğimiz, özümüze döndüğümüz ve ahlakıyla ahlaklandığımız bir Mevlid Kandili geçirmemizi; bu mübarek gecenin tüm insanlığa samimiyet, dürüstlük, adalet ve huzur getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.
Kandiliniz mübarek olsun.
Resul Özdemir


Geef een reactie